Kurtuluş Savaşının Özeti ve Kronolojisi

Kurtuluş Savaşı, 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkmasıyla başlar ve 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşmasının imzalanmasıyla son bulur.

 

Milli Mücadele, İstiklal Harbi ya da İstiklal Savaşı olarak da bilinir ve Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde yürütülmüştür. 

 

 Kurtuluş Savaşı’nın Hazırlık Safhası: Kongreler ve Genelgeler Dönemi

 

Havza Genelgesi (28 Mayıs 1919):


Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, Samsun’a gelmelerinin hemen ardından işgale karşı gelişen yerel direniş hareketlerini birleştirme çabasına girişti.

 

Bu çabanın ilk sonucu Mustafa Kemal Paşa’nın 28-29 Mayıs 1919‘da Samsun-Havza’da bulunduğu sırada tüm yurda gönderdiği genelgedir. “Havza Genelgesi” olarak tarihe geçen bu genelgede Mustafa Kemal;

 

  •  İşgallere karşı protesto gösterileri yapılmasını,
  •  Orduların terhis edilmemesini ve
  •  Silah ve cephanenin korunmasını istemiştir.

 

Amasya Genelgesi (22 Haziran 1919):


 

Havza Genelgesinden sonraki gelişme, 22 Haziran 1919 tarihli Amasya Genelgesi (Tamimi)’dir.

 

Amasya Genelgesini yayımlayan Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa, Kazım (Karabekir) Paşa, Refet (Bele) Bey, Ali Fuat (Cebesoy) Bey ve Rauf (Orbay) Bey’in Kurtuluş Savaşı’nın lider kadrosunu oluşturduğu kabul edilir.

 

Ülkedeki bütün mülki amirlere ve askeri komutanlara gönderilen Amasya Genelgesiyle;

 

  •  Milletin bağımsızlığının ve vatanın bütünlüğünün tehlikede olduğu,
  •  İstanbul hükümetinin işgalcilerin baskısı altında olduğu,
  •  Ülkenin bağımsızlığının ancak milletin azim ve kararlılığıyla korunabileceği ilan ediliyordu.

 

Erzurum Kongresi (23 Temmuz-7 Ağustos 1919):


Ayrıca yine Amasya Genelgesiyle, 4-11 Eylül’de Sivas’ta yapılacak ulusal (milli) kongreye bütün illerden 3’er temsilci gönderilme çağrısı yapılmıştır.

 

Ancak Sivas Kongresinden önce, 23 Temmuz’da Erzurum’da Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz bölgelerinden gelecek temsilcilerle bölgesel bir kongre düzenlenmiştir.

 

Erzurum Kongresi bölgesel olmakla birlikte, tüm yurdu ilgilendiren önemli kararlara imza attı ve Sivas Kongresi kararlarının bir anlamda temelini oluşturdu.

 

Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Rum Pontus devleti, Doğu Anadolu Bölgesi’nde bir Ermeni devleti ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde de bir Kürt devleti kurulması hazırlıklarına tepki olarak toplanan Erzurum Kongresi; temelde bölgesel kaygılarla toplanmış olsa da, aldığı kararlar itibariyle ulusal nitelikte bir kongreydi.

 

Erzurum Kongresinde;

 

  • Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı tarihte Osmanlı ordularının kontrolü altında olan ve ahalisinin çoğunluğu Müslüman olan sınırlar “vatan toprakları” olarak kabul etmiştir.

 

  •  Vatan topraklarının parçalanarak bu topraklarda Pontus, Ermeni ve Kürt devletleri kurulması ve belli bölgelerin Yunanistan, İngiltere, Fransa ve İtalya’ya verilmesi planlarına karşı çıkılmıştır.

 

  •  Ulusal bağımsızlık kararlılığı ortaya koyularak, manda ve himaye önerilerine karşı çıkılmıştır.

 

  • İtilaf devletlerinin hakimiyeti altındaki Padişahın ve İstanbul Hükümetinin teslimiyet içinde olduğu ve vatanın kurtuluşu için gücünü milletten alan bir hükümetin kurulması gerektiğini belirtilmiş,  

 

  • Meclis-i Mebusan’ın bir an önce toplanması çağrısını yapılmış,

 

  • İstanbul hükümetinin, vatan topraklarının parçalanması ve işgaline yönelik teşebbüsleri kabul etmesi durumunda, bu kararlara uyulmayacağı ve geçici bir yönetim oluşturularak direnişe geçileceği karları alınmıştır.

 

Erzurum Kongresi yukarıda da belirttiğimiz gibi katılım itibariyle “bölgesel” nitelikte olsa da, aldığı kararlar itibariyle “ulusal” bir nitelik kazanmıştır.

 

Nitekim, Erzurum Kongresi’nin aldığı bu kararlar, bölgesel nitelikteki bir başka kongre olan 16-25 Ağustos 1919 tarihli Alaşehir Kongresi’nde onaylandıktan sonra, 4-11 Eylül 1919’da toplanan ve ülke genelinden temsilcilerin katıldığı Sivas Kongresi’nde de kabul edilmiştir.

 

Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919):

 

Türk milletinin işgale karşı direniş ve bağımsızlık iradesini ortaya koyan Sivas Kongresinde Erzurum Kongresinden farklı olarak ayrıca şu kararlar alındı:

 

  • Çeşitli illerde kurulan müdafaa-i hukuk cemiyetlerinin Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti (ARMHC) adı altında birleştirilmeleri,

 

  • Bir Temsil Heyeti seçilmesi ve böylece direniş hareketinin merkezileşmesi sağlandı.

 

  • Temsil Heyeti Başkanlığı’na Mustafa Kemal Paşa seçildi.

 

 

Amasya Görüşmesi (20-22 Ekim 1919):


Anadolu’da yaşanan bu gelişmeler ve Milli Mücadele hareketinin güçlenmesi, İstanbulda’ki Milli Mücadele karşıtı Damat Ferit Paşa hükümetinin 30 Eylül’de düşmesine yol açtı.

 

Yerine, Anadolu’da gelişen direnişe daha sıcak bakan Ali Rıza Paşa hükümeti kuruldu.

 

 Ali Rıza Paşa hükümeti temsilcisi Salih Paşa’nın 20-22 Ekim 1919’da Amasya’ya gelerek Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarıyla görüşmesi önemli bir gelişmeydi.

 

Tarihimize “Amasya Görüşmesi” olarak geçen bu görüşmede, İstanbul hükümetine Sivas Kongresi kararları iletildi ve Meclis-i Mebusan’ın bir an önce toplanması talep edilerek, böylesi kritik bir dönemde ülkenin meclissiz kalmasının sakıncalarına dikkat çekildi.

 

Son Osmanlı Mebusan Meclisinin Toplanması (12 Ocak 1920) ve Misak-ı Milli Kararları (28 Ocak 1920):


Bunun üzerine 18 Aralık 1919‘da milletvekili seçimi yapıldı.

 

12 Ocak 1920’de Meclis-i Mebusan İstanbul’da toplandı.

 

Meclisin 28 Ocak 1920’deki toplantısında, Osmanlı devletinin bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün korunmasını temel alan ve “Misak-ı Milli” olarak adlandırılan bir beyanname kabul edildi.

 

Misak-ı Milli genel olarak, I. Dünya Savaşı’nın bittiği 30 Ekim 1918’de geçerli olan sınırların korunmasını istiyordu.

 

Ancak Misak-ı Milli kararının alması ve  Ali Rıza Paşa hükümetinin Anadolu direnişiyle işbirliğine gitmesi İtilaf Devletlerini kızdırmıştı.

 

Ayrıca Anadolu’daki direniş hareketleri de gelişmekteydi.

 

 Kuvay-i Milliye hareketleri, itilaf devletlerinin Anadolu’yu zahmetsizce paylaşma planlarını aksatmaktaydı.

 

İtilaf devletleri bu gelişmeler üzerine, 16 Mart 1920’de İstanbul’a yeni kuvvetler sevk ederek işgali genişlettiler. Ayrıca Meclis-i Mebusan’ı basarak, meclisi kapattılar ve Felah-ı Vatan Grubu’na mensup milletvekillerini Malta’ya sürgüne gönderdiler.

 

TBMM’nin Açılması (23 Nisan 1920)

 

Bu gelişmeler üzerine, Mustafa Kemal Paşa başkanlığındaki Temsil Heyeti, 19 Mart 1920’de Meclisin Ankara’da toplanmasına karar verdi.

 

Bunun için, her ilden 5’er milletvekilinin seçiminin yapılması için tüm ülkeye çağrı yapıldı.

 

Ayrıca feshedilen son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın sürgünden kurtulan üyeleri de yeni meclisin üyesi olarak kabul edildi.

 

Meclis-i Mebusan’ın dağıtılmasının ardından, Milli Mücadele karşıtı Damat Ferit, 5 Nisan 1920’de tekrar Sadrazam olarak atandı. 

 

Padişah da 11 Nisan’da Meclis-i Mebusan’ı resmen feshetti.

 

Bu gelişmelerin ardından Milli Mücadele yanlıları ile İstanbul hükümeti arasındaki bağlar tamamen koptu.

 

Damat Ferit Paşa Şeyh-ül İslam’a Kuva-yi Milliyecileri “kafir” ilan eden bir fetva yayınlattı.

 

 Mustafa Kemal Paşa ise, buna 16 Nisan’da Ankara Müftüsünün fetvasıyla karşılık verdi.

 

Damat Ferit Paşa, bu kez Anadolu’daki direnişin liderlerine yönelik idam kararı çıkarttı.

  

Büyük Millet Meclisi Damat Ferit’in tüm bu çabalarına rağmen 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplandı.

 

Meclisin ilk işi, 29 Nisan’da Hiyanet-i Vataniye Kanunu‘nu çıkartmak ve İstiklal Mahkemeleri‘ni kurmak oldu.

 

 

Ayrıca 30 Nisan’da da İtilaf devletlerine milletin meşru temsilcisinin Ankara’daki BMM hükü-meti olduğunu ilan etti.

 

Böylece, aynı ülke içerisinde biri İstanbul’da, diğeri Ankara’da olmak üzere, iki rakip hükümet ortaya çıkmış oldu.

TBMM’ye Karşı İsyanlar:


Damat Ferit Paşa ve İtilaf devletleri, Anadolu’daki direnişi kırmak için, bu dönemde, Anzavur ve Düzce ayaklanmalarını çıkarttı ve 18 Nisan 1920’de de Kuva-yi İnzibatiye‘yi adında birlikler oluşturdu.

 

Daha sonra Yozgat ve Sivas-Yıldızeli’de de isyan çıkartıldı.

 

Bu dönemde Milli Mücadele karşıtı isyanlarda Kürt Teali Cemiyeti de etkili oldu.

 

Kürt Teali Cemiyeti, Sevr Anlaşması doğrultusunda bağımsız veya özerk bir Kürt devleti kurmayı amaçlıyordu.

 

Bu amaçla Mart 1920-Haziran 1921 döneminde Erzincan, Sivas ve Tunceli illerinde gerçekleşen Koçgiri isyanı, Kürt Teali Cemiyeti’nin yönlendirdiği bir isyandı ve Ankara hükümetinin çabaları sonucunda bastırılmıştı.

 

Milli aşiretinin Fransızların desteğiyle Urfa’da çıkarttığı isyan da 1 Haziran 1920’de başlamıştı.

 

Sevr Barış Antlaşmasının İmzalanması (10 Ağustos 1920):


Bu sırada, İtilaf devletlerinin Osmanlı’ya dayatacakları barış antlaşmasının koşulları ise 18-26 Nisan 1920‘de İtalya’nın San Remo şehrinde yapılan konferansta kararlaştırıldı ve Sevr Antlaşmasının hükümleri olarak Osmanlı Devleti’ne dayatıldı. 

 

Bazı devlet adamları, anlaşma hükümlerinin kabul edilemez olduğu gerekçesiyle Antlaşmanın imzalanmasını kabul etmese de; İtilaf Devletlerince Yunanlılara işgali genişletme izni verilmesi ve 22 Temmuz’da Sarayda toplanan Saltanat Şurası’nda, Damat Ferit Paşa’nın Sevr Antlaşması’nın imzalanmaması durumunda çok daha ağır koşulların dayatılacağını iddia etmesi, anlaşmanın imzalanması görüşünü kabul ettirmiştir. 

 

 Böylece İstanbul hükümetince görevlendirilen temsilciler, Paris’e gelerek Sevr Antlaşması’nı 10 Ağustos 1920’de imzaladı. 

 

Bu antlaşmaya göre, Anadolu’nun belli bölgeleri İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan’a verilirken; ayrıca Anadolu’da Ermeni ve Kürt devletleri kurulmasını öngörüyordu. 

 

Osmanlı devletine ise, Anadolu’nun çok küçük bir bölümü bırakılmış ve adeta kukla bir sömürge devletine dönüştürülmüştü.

 

Ankara hükümeti, Sevr Antlaşmasının imzalanması üzerine İstanbul hükümeti ve Sevr Anlaşması’nı imzalayanlar hakkında “vatan haini” kararı çıkarttı. 

 

Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit Paşa, bu dönemde İngiltere’nin isteklerini yerine getiren teslimiyetçi bir tavırla barış koşullarını yumuşatma çabasındaydı.Onlara göre işgaller karşısında direniş göstermenin hiçbir yararı olamazdı. 

 

Ancak gerçekte durum tam tersiydi. 

 

Ankara Hükümetinin Sevr’e Karşı Tepkisi ve İç İsyanlar:


İngiltere ve İtilaf devletleri I. Dünya Savaşı’ndan yorgun çıkmışlar ve bu nedenle ordularını önemli ölçüde terhis etmişlerdi. Bu nedenle Anadolu’nun işgali için küçük kuvvetler görevlendirmiş; yalnızca stratejik noktaları, zengin ekonomik kaynakları bulunan yerlerde yoğunlaşmışlardı. 

 

 Bu nedenle temel hedefleri, Anadolu’da bir direniş olmaması ve Sevr’i kolaylıkla hayata geçirebilmekti. 

 

Dolayısıyla istedikleri şey tam olarak İstanbul hükümetinin teslimiyetçi tavrı ve milli mücadeleyi engelleme çabasıydı. 

 

İstanbul hükümeti bu isteğe uygun olarak Anadolu direnişini kırmak için,Anadolu’da isyanlar çıkartmaya devam ediyordu:

 

  •  21 Haziran 1920’de Afyon’da Çopur Musa ayaklanması,
  •  8 Ağustos’ta II. Düzce ayaklanması, 
  •  6 Eylül’de II. Yozgat ayaklanması, 
  • 3 Ekim’de Konya ve Isparta’da Delibaş ayaklanması, 
  •  Aralık’ta da Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Pontus ayaklanması çıkartılmıştı.

 

Ankara hükümeti ise, bu isyanları bastırmak adına, Çerkes Ethem, Topal Osman gibi Kuva-yi Milliyecilerden ve sınırlı askeri gücü bulunan askeri birliklerden yararlanmaktaydı. 

 

 

Bilecik Görüşmesi (5 Aralık 1920):


Anadoluda direnişin devam edeceğini gören İtilaf devletleri, Anadolu’daki direnişi durdurmak için farklı bir taktik izlemeye karar verdi:

Barış Antlaşmasının koşullarını kısmen yumuşatarak, Türk tarafına kabul ettirmek. 

 

Bu amaçla 18 Ekim 1920’de Damat Ferit Paşa hükümeti istifa ettirilerek ve Ankara hükümetini daha kolay ikna edebileceği düşünülen Ahmet Tevfik Paşa’ya bir hükümet kurduruldu.

 

5 Aralık 1920’de Bilecik’te Ankara hükümeti ile İstanbul hükümeti temsilcileri yeni bir görüşme yaptı.

 

 “Bilecik Görüşmesi” olarak tarihe geçen bu görüşmenin amacı, Ankara’ya Barış şartlarının yumuşatılacağını bildirerek, direnişten vazgeçilmesini sağlamaktı. 

 

Ancak Ankara hükümeti, barışın ancak işgalin sona erdirilmesiyle mümkün olabileceğini belirterek, direnişten vazgeçmeyeceğini belirtti. 

 

 

Düzenli Ordunun Kurulması ve Savaşlar

 

Hatta daha ileri bir adım atarak, isyanları ve Yunan ilerleyişini durdurmak için Kuva-yi Milliye birliklerinin yeterli olmadığını görerek, 9 Kasım 1920’de düzenli ordu kurma kararı aldı. 

 

Bu gelişme, Ankara’nın savaşma iradesinin kesin bir göstergesiydi. 

 

Nitekim bu dönemde, Eylül-Ekim 1920’de, Doğu cephesinde, 15. Kolordu Komutanı Kazım (Karabekir) Paşa komutasında Ermenistan’la savaşıldı.

 

Ermeni güçleri püskürtülerek, Kars ve Sarıkamış alındı ve Doğu Anadolu’da Ermeni devleti kurma çabaları engellenmiş oldu. 

 

Savaş sonrasında imzalanan 2 Aralık 1920 tarihli Gümrü Anlaşması ve 16 Mart 1921 tarihli Moskova Anlaşması ile Türkiye’nin Kuzeydoğu sınırı çizilmiş oldu. 

 

 

İnönü Savaşları ve Eskişehir-Kütahya Muharebesi:


Ancak asıl tehlike, arkasına aldığı İngiliz desteğiyle, Batı Anadolu’yu istilaya girişen Yunanistan’dan gelmekteydi. 

 

Yunanistan’ın Batı Anadolu’daki işgali Balıkesir, Bursa, Bilecik, Eskişehir, Kütahya,

Afyon‘a kadar genişlemişti. 

 

Yunanlılarla yapılan ilk savaş Eskişehir-İnönü yakınlarında 6-10 Ocak 1921‘de meydana gelen I. İnönü Savaşıydı.

 

Hemen ardından 23 Mart-1 Nisan 1921‘deki II. İnönü savaşı yapıldı. Türk tarafı iki savaşta da galip gelmiş ve Yunan ilerleyişini bir nebze de olsa durdurmuştu.

 

Ancak İnönü Savaşlarından çok daha büyük bir çatışma, 10-24 Temmuz 1921 tarihleri arasında gerçekleşen Eskişehir-Kütahya Muharebeleri‘nde gerçekleşti. 

 

Asker sayısı ve silah bakımından üstün olan Yunan ordusu, bu savaş sonucunda Eskişehir-Afyon hattını ele geçirirken; Türk birlikleri Sakarya nehrinin doğusuna Polatlı yakınlarına kadar geri çekilmek zorunda kaldı. 

 

Sakarya Savaşı (22 Ağustos – 13 Eylül 1921):


Yunan ordusunun nihai hedefi Ankara’yı ele geçirerek, Milli Mücadeleye son vermekti.

 

Ancak Sakarya Savaşı, Yunan ordusunun ve en büyük destekçisi İngilizlerin planlarını altüst edecekti.

 

Nitekim Yunan ordusu, 22 Ağustos ve 13 Eylül 1921 tarihleri arasında gerçekleşen ve iki tarafın da büyük kayıplar verdiği Sakarya Savaşı ile püskürtülerek, Eskişehir-Afyon hattına geri çekilmek zorunda bırakıldı. 

 

Sakarya Savaşı oldukça önemli sonuçlar doğurmuştu.  

 

Savaş güçleri kısıtlı olan itilaf devletleri, Anadolu’nun paylaşılmasını direnişin olmamasına bağlamıştı. 

 

Eğer Sakarya Savaşı’nı Yunanlılar kazanıp Ankara’ya girebilseler, Ankara hükümetini teslim alıp direnişi sona erdirebileceklerini ummaktaydılar. 

 

Ancak Sakarya Savaşı‘nı Türk ordusunun kazanması bu olasılığı ortadan kaldırmıştı. 

 

20 Ekim 1921’de Fransa ile Ankara Anlaşması yapıldı ve Suriye sınırı çizilmiş oldu. Fransız yönetiminde kalan Hatay’a özel bir statü verildi.

 

İtalyanlar ise 28 Mart 1919’da Antalya’ya asker çıkartarak başlattıkları işgali, Mart-Temmuz 1921’de sona erdirdiler.

 

Büyük Taarruz (26 Ağustos – 30 Ağustos 1922):


Sakarya Savaşı’nın ardından, bir taraftan Yunan ordusuna nihai darbeyi vurmak üzere hazırlıklara devam edilirken, bir taraftan da İtilaf devletleriyle diplomatik görüşmeler yapıldı. 

 

Ancak Dışisleri Bakanı Yusuf Kemal (Tengirşenk) Bey’in Şubat-Mart 1922’deki ve İçişleri Bakanı Fethi (Okyar) Beyin Temmuz 1922’deki Londra ve Paris görüşmeleri anlaşmazlıkla sonuçlandı. 

 

Çünkü İtilaf devletleri Sevr Antlaşması koşullarını bir miktar yumuşatmayı kabul etmekle birlikte, Ankara hükümetinin Misak-ı Milli sınırları içerisinde bağımsız bir devlet isteğine yanaşmamışlardı. 

 

Bunun üzerine diplomasiyle sonuç alınamayacağını gören ve hazırlıklarını tamamlayan Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz‘u 26 Ağustos 1922’de başlattı ve 26-30 Ağustos’ta Dumlupınar Savaşı’yla Yunan ordusunun direnişi tamamen kırıldı. 

 

Bozguna uğrayan Yunan ordusu kaçmaya başlarken; Türk ordusu 9 Eylül’de İzmir’i, 15 Eylül’de Ayvalık’ı, 17 Eylül’de ise Bandırma’yı kurtardı. Bu süreçte Yunan işgali altındaki diğer bölgelerde tek tek kurtarıldı.

 

 

 

Savaşın Sona Ermesi: Mudanya Mütarekesi ve Lozan Barış Antlaşması

 

Nihayetinde Yunan ordularının Anadolu’yu tamamen terk etmesiyle birlikte, 11 Ekim 1922‘de  savaşı bitiren Mudanya Mütarekesi imzalandı.

 

Mudanya Mütarekesi’nin ardından sıra bir Barış Antlaşmasının imzalanmasına geldi. 

 

 Ancak İtilaf devletleri Lozan’daki barış görüşmelerine hem Ankara hükümetini hem de İstanbul hükümetini davet ederek, ikilik yaratmaya çalıştılar. 

 

Lozan görüşmelerine, artık hiçbir gücü kalmamış İstanbul hükümetinin davet edilmesini protesto eden Büyük Millet Meclisi ise, 1-2 Kasım 1922’de yaptığı görüşmeler sonucunda Saltanatı kaldırdı

 

Nihayet, 4 Kasım’da İstanbul hükümetinin de istifa etmesi ve böylece İstanbul’un Ankara hükümetinin yönetimi altına girmesiyle Osmanlı devleti resmen sona erdi. 

 

Ülkedeki tek siyasal güç Büyük Millet Meclisi olurken, Osmanlı hanedanı bundan böyle sadece İslam Halifesi sıfatını taşıyabilecekti. 

 

Bunun üzerine, saltanatı boyunca Milli Mücadele karşıtı politikalar izleyen Vahdettin bir İngiliz gemisiyle Malta’ya kaçarken, yerine Sultan Abdülaziz’in oğlu Abdülmecit BMM kararıyla halife oldu.

 

20 Kasım 1922’de başlayan Lozan görüşmelerinde, Türk tarafı İsmet Paşa’nın başkanlığındaki bir heyet tarafından temsil edildi.

 

İngilizler görüşmelerde, Türk tarafına sanki mağlup tarafmış gibi davranınca ve Sevr Anlaşması’nı temel almakta ısrarcı olunca görüşmeler çıkmaza girdi.

 

Bunun üzerine görüşmelere Şubat 1923’te görüşmelere ara verilse de, 23 Nisan’da yeniden başlayan görüşmeler neticesinde, 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması imzalandı.  

 

Meclis, 23 Ağustos’ta Lozan Barış Antlaşması’nı onayladı. 

 

Lozan Antlaşması’yla genel olarak; 

 

  • Türk devletinin tam bağımsızlık ve egemenlik yetkileri kabul ettirildi.
  •  Kapitülasyonlar kaldırıldı.
  •  Anadolu’da Ermeni ve Kürt devleti kurma planları reddedildi. 

 

Antlaşma genel itibariyle ve Sevr koşulları baz alındığında Türk tarafı açısından oldukça önemli kazanımlar getirdi. Antlaşmada çözülemeyen birtakım sorunlar ise daha sonra, ilgili devletlerle yürütülecek diplomasi yoluyla bir sonuca bağlanacaktı. 

 

Nihayet, İngilizlerin 1-6 Ekim 1923’te İstanbul’u terk etmesiyle  işgal tamamen sona erdi ve Kurtuluş Savaşı başarıya ulaşmış oldu.