Kapitülasyonlar Nedir?

Kapitülasyon Nedir ve İlk Ne zaman Verilmiştir?

Ekonomik ve ticari anlamda kapitülasyonlar, bir devletin uyruklarının haklarını diğer devletlerin toprakları üzerinde düzenleyen ve onlara ayrıcalıklar tanıyan anlaşmalardır. Bu anlama uygun olarak kapitülasyonlar, Osmanlı Devleti’nde ‘imtiyazat-ı ecnebiyye’ yani ‘yabancılara tanınan ayrıcalıklar’ olarak adlandırılmışlardır.

 

Osmanlı Devleti’nde yabancı bir ülkeye tanınan ilk kapitülasyon hakkı, I. Murat (Hüdavendigar) zamanındadır. Bu kapitülasyon, 500 düka tutarında bir vergi ödemeleri karşılığında, bugünkü Dubrovnik kenti üzerinde kurulmuş olan Raguse Cumhuriyeti’ne verilmiştir. Bu kapitülasyon ile Raguse Cumhuriyetine ait gemilerin; Marmara, Ege ve Akdeniz’de serbestçe seyredip ticaret yapabilmelerine izin verilmiştir.

 

Bu ilk kapitülasyonun ardından kapitülasyonların ardı arkası kesilmemiştir. Fatih Sultan Mehmet‘in Venediklilere; Kanuni Sultan Süleyman’ın ise Fransızlara verdiği kapitülasyonlar en bilinen örneklerdir. İmparatorluğun son dönemlerine doğru ise kapitülasyonlar neredeyse bütün devletlere kadar yayılmıştır.

Osmanlı Devletinin Kapitülasyon Vermekteki Amacı Neydi?

 

Osmanlı Devleti, kapitülasyonları başlarda haraç, vergi gibi belli bir maddi yarar karşılığında verirken, sonraları bu maddi karşılığı aramaksızın vermeye başlamıştır. Çünkü Osmanlı bu kapitülasyonların ekonomik olarak yararlı olduğunu düşünmüştür.

 

Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi isimli kitabında bu durumu şöyle açıklamıştır:

“İthalat, pazarda mal bolluğu sağlamak açısından yararlı görülüyordu. Bu zihniyet çerçevesinde Osmanlılar, ticaret imtiyazlarını, yani kapitülasyonları imparatorluk için yararlı saymakta; imparatorluğun çıkarına olduğu gerekçesiyle bu tür imtiyazları merkantilist Avrupa ülkelerine seve seve tanımaktaydılar.

 

Kapitülasyonların Osmanlı Devletine Etkileri ve Kaldırılması

 

Osmanlı Devleti Kapitülasyonların kendi yerli sanayisinin ve ticaretinin gelişmesinin önünde çok büyük bir engel teşkil ettiğini ancak son dönemlerine doğru anlamaya başlamıştır. Ancak bu dönemde kapitülasyonların kaldırılmasına ilişkin birçok girişimde bulunmuş olsa da başarı sağlayamamıştır.

 

Ancak Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı Devletine Kapitülasyonları kaldırması için gerekli olan fırsatı vermiştir. Bu fırsatı değerlendiren Osmanlı Devleti, 7 Eylül 1914 tarihinde yayınladığı bir irade-i seniye ile kapitülasyonların kaldırıldığını tüm yabancı devlet temsilcilerine duyurdu. Batılı devletlerin bu girişime tepkisi oldukça sert olmasına rağmen Osmanlı Devleti geri adım atmadı.

 

Ancak Osmanlı savaşı kaybedince; Batılı Devletler, Sevr Antlaşması’na koydukları hükümlerle kapitülasyonları tekrar canlandırmaya çalıştılar. Ancak milli mücadelenin başarıya ulaşması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması onların bu çabalarını boşa çıkardı. Bunda Milli Mücadelemizin lideri ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kapitülasyonlar hakkındaki net ve kararlı tutumu etkili oldu.

Lozan Barış Konferansında en tartışmalı ve yoğun bölümler, kapitülasyonların tartışıldığı sıralarda yaşandı. Batılı devletler kapitülasyonların devam ettirilmesinde, Türk tarafı ise kaldırılmasını ısrar etti. Bu nedenle görüşmeler zaman zaman kesintiye uğradı. Hatta bu konuda anlaşma sağlanamaması üzerine İsmet İnönü başkanlığındaki Türk heyeti toplantıları terk ederek Lozan’dan ayrıldı.

 

Mustafa Kemal’in orduya savaşa devam edileceği talimatı vermesi üzerine Batılı devletlerin davetiyle, görüşmeler yaklaşık 2,5 ay sonra yeniden başladı. Nihayetinde Türkiye, kapitülasyonlar konusundaki tezini batılı devletlere kabul ettirmeyi başardı ve kapitülasyonlar kesin olarak yürürlükten kaldırıldı.

 

Osmanlı Devleti’nin 1365 yılından başlayarak 560 yıla yakın süreyle uyguladığı kapitülasyonların Lozan Antlaşması sonucunda kaldırılmasıyla, Türkiye Cumhuriyeti Devleti büyük bir yükten kurtulmuş oldu. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK, kapitülasyonlar meselesinden Nutuk’ta şöyle bahsetmekteydi:

 

“Efendiler, biliyorsunuz ki, yerini yeni Türk devletinin aldığı Osmanlı Devleti, (…) bir takım kapitülasyonların tutsağıydı. Hristiyan halk birçok hak ve ayrıcalıklara sahipti. Osmanlı Devleti, Osmanlı ülkesinde oturan yabancılar üzerinde yargı haklarını uygulayamazdı; Osmanlı yurttaşlarından aldığı vergiyi yabancılardan alması engellenmiş bulunuyordu. Devletin varlığını kemiren ve kendi sınırları içinde yaşayan azınlıklarla ilgili önlemler alması mümkün değildi. Osmanlı Devleti kendisini kuran asıl topluluğun, Türk ulusunun, insanca yaşamasını sağlayacak önlemleri alma bakımından da engellenmişti; ülkeyi bayındır kılamaz, demiryolu yaptıramazdı. Hatta okul yaptırmak bile serbest değildi. Bu gibi durumlarda yabancı devletler hemen işe karışırlardı.”

 

Onun manevi kızı ve tarihçi Afet İnan ise Kapitülasyonları şöyle tanımlamaktaydı:

Türkler bakımından tarihin kaydettiği en büyük hata ve yararlanan devletler tarafından en büyük yarar kaynağı ve en kıymetli emperyalizm ananesi olan Kapitülasyonlar…