Lozan Barış Antlaşmasının Sonuçları ve Önemi

Lozan Barış Antlaşmasının İmzalanması

 

Lozan Barış Konferansı, 11 Kasım 1922 tarihinde başladı ve aralıklı olarak sekiz ay sürdü.

 

24 Temmuz 1923 günü sonuçlanan konferans sonucunda imzalanan Lozan Barış Antlaşmasıyla Türkiye, Misak-ı Milli sınırları içinde bağımsız ve egemen
bir devlet olarak, tüm dünya devletleri tarafından resmen tanındı.

 

Konferans, Türk tarafının egemenlik ve bağımsızlık haklarından taviz vermeyen dik duruşu, İtilaf Devletlerinin ise anlaşmayı Osmanlı Devletine dayattıkları Sevr koşulları üzerine inşa etme çabaları nedeniyle pek çok kez çıkmaza girdi.

 

İngilizler ile Musul ve Boğazlar sorunu: Fransa ile Kapitülasyonlar ve Osmanlı Borçları sorunu; İtalya ile kabotaj hakları meselesi; Yunanistan ile sınır ve savaş tazminatı konuları, görüşmelerin tıkanmasına neden olan başlıca meselelerdi.

 

Bu konular konferans görüşmelerini birçok kez tıkadı. Hatta devletlerin bu konularda ortak bir zeminde buluşamaması nedeniyle konferans, 4 Şubat 1923’te dağıldı.

 

Görüşmeler, Nisan 1923’te tekrar başladı ve her iki tarafın da daha ılımlı bir tutum sergilemesi ve çözülemeyen bazı konuların anlaşma sonrasında yapılacak ikili görüşmelere bırakılmasıyla mutabakat sağladı. Böylece 24 Temmuz’da antlaşma imzalandı.

 

Atatürk, antlaşmanın imzalanması üzerine heyet başkanı İsmet Paşa’ya gönderdiği telgrafta şunlar söyledi:

 

“Memlekete bir dizi faydalı hizmetlerden ibaret olan ömrünüzü bu defa da tarihi bir başarıyla taçlandırdınız.”

 

 

Lozan Barış Antlaşmasının Sonuçları

 

24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşmasıyla yeni Türk devletinin varlığı ve bağımsızlığı tüm dünya tarafından kabul edilmiş, Sevr Antlaşması tarihe gömülmüştür.

 

Birinci Dünya Savaşı ertesinde imzalanan diğer anlaşmaların, çok kısa sürelerde geçersiz hale gelmeleri ve hatta ciddi siyasal gerilimlere yol açmalarına rağmen Lozan Barış Antlaşması’nın halen geçerli olması, bu antlaşmanın ne denli gerçekçi bir barış antlaşması olduğunun göstergesidir.

 

Lozan Barış Antlaşması, Türk diplomasi tarihi açısından oldukça önemli bir başarıdır.

 

Bu antlaşma ile Türkiye, Misak-ı Milli kararlarını büyük oranda gerçekleştirilmiş, gerçek bir tam bağımsızlığa kavuşmuştur. Ayrıca Lozan Barış Antlaşması ile Osmanlı’nın son dönemine damgasını vuran “ezik diplomasi” geleneği son bularak, Batı ile her anlamda eşit ilişkiler dönemi başlamıştır.

 

Lozan Barış Antlaşması’nın ülkemiz açısında taşıdığı değeri tam olarak kavrayabilmek adına yapılması gereken şey aslında oldukça basittir:

 

Lozan’ı, ondan sadece üç yıl önce Osmanlı’ya dayatılan Sevr Barış Antlaşmasıyla karşılaştırmak.

 

Lozan ve Sevr karşılaştırıldığında görülecektir ki, eğer Milli Mücadele verilip Lozan imzalanmasaydı, Anadolu’daki Türk varlığının akıbeti, bugünün esir ve ezilen uluslarından farklı olmayacaktı.

 

Bütün olumsuz şartlara rağmen verilen Milli Mücadele’nin ardından kurulan yeni Türk devletinin imzaladığı Lozan Barış Antlaşması, ezilen ulusların özgür ve bağımsız olma iradesini temsil etmekte iken; ömrü dolmuş, bitmiş ve çürümüş bir imparatorluğa dayatılan Sevr Barış Antlaşması, emperyalist devletlerin sömürgeci ve yağmacı anlayışlarını temsil etmekteydi.

 

Lozan Barış Antlaşması sayesinde,

 

Musul ve Kerkük dışında Türklerin yaşadığı bütün topraklar, yeni ve bağımsız Türk devletinin egemenliği altına girdi.

 

Kapitülasyonlara dayanan tüm adli ve ticari imtiyazlar, özel mahkemeler, dini ve etnik ayrıcalıklar kaldırıldı. Azınlık statüsü sadece Müslüman olmayanlara ve uluslararası uygulamalara uygun olarak verildi. Ulu Önder ATATÜRK’ün tabiriyle “Osmanlı Devleti’nin ekonomik ve mail egemenliğini temelinden yıkan bu aygıt, bir daha geri dönülemez bir biçimde yok edildi.”

 

Emperyalist devletlerin Doğu’da bir Ermenistan ve Kürdistan kurma girişimleri engellendi. 

 

Yıllardır Osmanlı Devleti’nin sırtında bir yük olan ve nihayetinde Düyun-u Umumiye İdaresinin kurulmasına ve Osmanlının bütün mali egemenliğini kaybetmesine neden olan dış borçlar meselesi halledildi. Sadece Misak-ı Milli sınırları içerisinde yer alan bölgelere harcanmış borçlar kabul edildi ve bunlar da yapılandırıldı.

 

 

Yukarıda kısaca yaptığımız özetten de anlaşılacağı üzere Lozan Barış Antlaşması, yeni ve bağımsız bir Türk devletinin kuruluş belgesidir.

 

Ulu Önder’in büyük eseri Nutuk’ta söylediği gibi;

 

“Saygıdeğer Efendiler, Lozan Barış Antlaşması’ndaki hükümleri öteki barış teklifleriyle daha fazla karşılaştırmanın yersiz olduğu düşüncesindeyim. Bu antlaşma, Türk milletine karşı, yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sévres Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın sonuçsuz kaldığını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasi zafer eseridir!”

 

 

Bununla birlikte Lozan Barış Antlaşması’nda başarı sağlanamayan konularda elbette mevcuttur.

 

Musul’un Türkiye’nin sınırları dışında kalması, Hatay sorununun çözülememesi ve Boğazların tam olarak egemenliğimiz altına alınamaması gibi konularda Türkiye, uluslararası konjonktürün etkisiyle ve bir an önce barışı sağlamak amacıyla istediği sonuçları elde edememiştir.

 

Ancak sonraki yıllarda konjonktürün elvermesiyle Boğazlar ve Hatay sorunu, Türkiye lehine çözüme kavuşturulmuştur.

 

Lozan’ın başarısını daha iyi anlayabilmek için onun Türkiye üzerinde büyük emelleri olan Yunanistan tarafından nasıl karşılandığına bakmak da yararlı olabilir.

 

Lozan Barış Antlaşması Yunanistan tarafında büyük bir üzüntüyle karşılanmış; Venizelos Yunan Basınına verdiği bir demeçte, Lozan sonrası hislerini “derin bir melankoli ve hüzün” şeklinde tanımlamıştır. Ayrıca 1919-22 yılları arasında yaşanan savaşı da “Yunanistan’ı tamamen yıkıma sürükleyen bir savaş” olarak nitelendirmiştir.

 

Lozan Barış Antlaşması’nın dış politikanın yanı sıra iç politikada da önemli etkileri olduğundan bahsetmek gerekir.

 

Lozan görüşmeleri sırasında İsmet Paşa ve Rauf Bey arasında yaşanan gerginlik, Cumhuriyetin ilk yıllarına damgasını vuracak olan siyasal çekişmelere kaynaklık etmiştir.

 

Daha açık bir ifadeyle söyleyecek olursak; Lozan Barışı konusundaki farklı düşünceler, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurulması ve Takrir-i Sükun kanununa kadar gidecek olan sürecin başlangıcını oluşturmuştur.

Bu makale işinize yaradı mı?
[Total: 15 Average: 4.1]