Sevr Antlaşması Kısaca Nedir? - Tarihi Bilgi

Sevr Antlaşması Kısaca Nedir?

 

Genel Özellikleriyle Sevr Antlaşması

 

Birinci Dünya Savaşı‘ndan yenik çıkan Osmanlı Devleti, önce Mondros Ateşkes Antlşmasını sonra da Sevr Barış Antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı.

İtilaf Devletleri, Osmanlı Hükümetini Paris’in banliyölerinden biri olan Sevr’de (Sevres) barış görüşmelerine çağırdılar.

 

10 Mayıs 1920 günü Sevr’e giden Osmanlı heyetinde eski Sadrazamlardan Tevfik Paşa, Dâhiliye Nazırı Reşid Bey, Maarif Nazırı Fahreddin Bey ve Nafia Nazırı Cemil Paşa bulunmaktaydı.

 

 

Paris’e giden Osmanlı heyeti, ilk etapta kendisine sunulan Antlaşma tasarısını reddetti. Bunun üzerine 22 Haziranda Yunan kuvvetleri saldırıya geçti ve Balıkesir, Bursa ve Uşak’ı işgal etti.

 

İtilaf Devletleri bu ret üzerine hazırladıkları ortak karşı cevapta ise şu iddialarda bulunuyorlardı:

 

Osmanlı Devletinin savaşın çıkmasında ve yüz binlerce insanın ölmesinde büyük bir sorumluluğu vardır.

 

Türkler, savaşa girerek, yarım yüzyılı aşan bir zamandan beri kendisine birçok kez dostluğunu kanıtlamış olan devletlere karşı büyük bir hainlik yapmışlardır.

 

Osmanlı Devleti, kendi toprakları üzerinde yaşayan Ermeni ve Rumlara karşı “görülmemiş bir zulüm” uygulamışlardır.

 

Türklerin çoğunlukta olmadığı topraklar, Türk boyunduruğundan kurtarılacaktır.

 

Adeta bir ültimatom niteliğindeki bu karşı cevaptan sonra, Antlaşma konusundaki kesin tavrı saptamak üzere 22 Temmuz 1920 tarihinde, Yıldız Sarayında, bütün devlet ileri gelenlerinin katıldığı bir Saltanat Konseyi toplandı. Padişah Vahdettin başkanlığında yapılan bu toplantı sonunda Barış Antlaşmasının imzalanmasına karar verildi. Bu kararı açıklayan resmi bildiride şöyle denildi:

 

“Osmanlı Saltanatı Hükümeti bugün iki olasılık karşısında bulunuyor: ya Antlaşmayı içerdiği ağır ve korkunç koşullar ile kabul etmek ya da reddetmek. Kabul edilirse İstanbul başkent kalmak üzere bilinen sınırlar içinde küçük bir devlet varlığını koruyabilecektir… Reddedilirse… Osmanlı Saltanatına ve Osmanlı Hükümetine son verilecektir”

 

Başka bir deyişle, Padişah ve çevresindeki azınlık, kendi makamlarını koruyabilmek adına, Anadolu’nun işgal durumunu kabullenmişlerdi. Mustafa Kemal bu durumu Nutuk adlı eserinde şöyle anlatır:

 

“Savaşı’na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini umduğu alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet, güçsüz, onursuz, korkak, yalnız padişahın isteklerine uymuş, onunla birlikte kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş.”

 

 

Bu gelişmeler sonunda Sevr Antlaşması, 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalandı. Sevr Antlaşması 433 maddeden ve 12 bölümden oluşuyordu. Antlaşmanın Osmanlı Devleti açısından oldukça önemli sonuçlar doğuracak hükümleri şunları içeriyordu:

 

Sınırlar

 

Rumeli’de İstanbul dışında kalan yerler Yunanistan’a verilecek, güney sınırı ise Mardin, Urfa, Gaziantep ve Osmaniye’nin kuzeyinden geçecekti.

 

Doğu’da bir Ermenistan Devleti kurulacak, bunun sınırlarını ABD Başkanı Wilson saptayacaktı.

 

Silifke, Ulukışla, Niğde, Aksaray, Akşehir, Afyon, Tavşanlı ve Balıkesir İtalyan nüfuz bölgesi haline getiriliyor, Diyarbakır, Sivas ve Harput da Fransız nüfuz bölgesi oluyordu.

 

Siyasal Hükümler

 

İstanbul Osmanlı başkenti olarak kalacak ancak Osmanlı Devleti Sevr Antlaşması hükümlerine aykırı hareket ederse, “özellikle soy din ve dil azınlıklarının haklarına dürüst bir biçimde saygı göstermekte kusur ederse”, Türklerin elinden alınabilecekti.

 

Boğazlar ayrı bir bayrağı, bütçesi ve örgütü olan bir komisyonun yönetimine bırakılarak, bu bölgedeki Osmanlı Jandarması işgal kuvvetleri emrine girecekti.

 

Ayrıca Sevr Antlaşmasının yürürlüğe girmesinden bir yıl sonra doğudaki Kürtler ayrı bir devlet kurmak isterse, Osmanlı Devleti buna izin vermek zorundaydı.

 

İzmir ve civarı ise resmi olarak Osmanlı egemenliği altında kalacak, Ancak Osmanlı Devletinin bu bölgedeki egemenliğinin yürürlüğe konulması ve uygulanması Yunanistan’a bırakılacaktı. Ayrıca antlaşmanın yürürlüğe girişinden beş yıl sonra mahalli parlamento bu bölgenin Yunanistan’a katılmasını isteme hakkına sahip olacaktı.

 

Son olarak, Osmanlı İmparatorluğunun herhangi bir bölgesinde oturan bütün vatandaşlar, kendi istekleriyle herhangi bir İtilaf Devletinin uyruğuna girebileceklerdi.

 

 

Azınlıklar

 

Sevr Antlaşmasıyla azınlıklar her düzeyde okul, toplumsal ya da dinsel kurum oluşturmak hakkına sahip oluyorlardı. Osmanlı Hükümeti bunlara hiçbir biçimde karışamayacaktı. Azınlıkların din ve eğitim alanındaki bağımsızlığı kesin olarak korunacaktı. Antlaşmanın bu hükümlerinin uygulanmasını sağlamak için İtilaf Devletleri her türlü önlemi alabileceklerdi.

 

Askeri Hükümler

 

Sevr Antlaşması hükümlerine göre Osmanlı Devleti, Padişahın muhafızı olarak 700 kişilik, jandarma olarak 35.000 kişilik ve jandarmaya destek kuvvet olarak 15.000 kişilik bir silahlı güç bulundurabilecekti. Jandarma kuvvetlerinde top bulunmayacak, sadece makineli tüfek bulunacaktı.

 

Ayrıca Askeri gemi olarak sadece 600 tondan küçük gemilere izin verilmekte, her türlü uçak kullanılması ve askeri amaçlarla tahkimat yapılması ise yasaklanmaktaydı.

 

 

Mali Hükümler

 

İtilaf Devletleri, Osmanlı Devletinin mali durumunu düzenlemek için bir komisyon oluşturacaklardı. Osmanlı Devleti bu komisyonda sadece danışma oyuna sahip olan bir üye ile temsil olunacaktı. Bu komisyon tarafından alınan kararlar Maliye Bakanlığı ve Parlamento tarafından uygulanmak zorundaydı.

 

Komisyon, aynı zamanda ülkedeki para arzını düzenleyebilecek, Gümrükler Genel Müdürünü atayabilecekti. Yani kısacası Osmanlı Hükûmeti İtilaf Devletleri’nin onayı dışında hiçbir ekonomik karar alamayacaktı.

 

İktisadi Hükümler

 

Sevr Antlaşmasının iktisadi hükümlere ilişkin en önemli maddesi Kapitülasyonlarla ilgilidir. Buna göre Kapitülasyon rejimi “1 Ağustos 1914’ten önce bu rejimden dolaysız ya da dolaylı olarak yararlanan İtilaf Devletleri lehine yeniden kurulacak ve 1 Ağustos 1914’te bu rejimden yararlanmayan İtilaf Devletleri lehine genişletilecekti”.

 

Ayrıca bir başka maddeye göre, 1 Ağustos 1914 tarihinde Osmanlı egemenliği altındaki bir toprakta mülk ya da çıkar sahibi olan İtilaf Devletleri uyruklarına malları, hakları ve çıkarlarının hiç gecikmeden geri verilmesi de hüküm altına alınmıştır.

 

 

 

 

SONUÇ

 

Sevr Antlaşması, emperyalizmin Türkiye üzerindeki niyetlerini sergilemekteydi.

 

Antlaşmaya göre, kâğıt üzerinde Orta Anadolu’da küçük bir Türkiye’den söz edilmişse de, pratikte böyle bir devletin yaşama imkânı bulunmamaktaydı. Dolayısıyla Sevr Antlaşmasının nihai hedefi Anadolu’da ki Türk varlığına son vermekti.

 

Sözde “barış antlaşması” adı altında yer alan bütün bu hükümler, Türk milleti için bir ölüm fermanından başka bir anlam ifade etmiyordu.

 

Bu nedenle Türk milleti, kendisine karşı yöneltilen bu ölüm fermanı karşısında Atatürk önderliğinde bir Kurtuluş Savaşı yürüttü. Kurtuluş Savaşı sayesinde Sevr’i geçersiz kılmayı ve Lozan Barış Antlaşmasıyla, hür ve bağımsız bir yeni ulusal devlet kurmayı başardı.

 

Misak-ı Milli dışında bir çözümü kabul etmesi mümkün olmayan Ankara Hükümeti, İstanbul Hükûmeti’nin imzalayacağı hiçbir antlaşmayı kabul etmeyeceğini ilan ederek Sevr Antlaşmasına daha en başından karşı durmuştu.

 

Bu makale işinize yaradı mı?
[Total: 6 Average: 4]