Türkçülük Düşüncesinin Esasları ve Temsilcileri

Türkçülük, Osmanlı Devleti tarihinde İkinci Meşrutiyet sonrasında ortaya çıkan üç temel siyasi akımdan biridir. Diğer iki akım olan Osmanlıcılık ve İslamcılık gibi “Devlet nasıl kurtulur?” sorusuna bir yanıt olarak ortaya çıkmıştır. 

Türkçülüğün, Osmanlı sınırları içerisinde gelişen son milliyetçilik olması onun en önemli özelliğidir. Nitekim, Osmanlı Devletinin kurtarıcısı olamasa da, milli mücadelenin temel siyasi felsefesi olarak Cumhuriyetin kuruluşuna düşünsel anlamda öncülük etmiştir.  

Osmanlı Devletinin son döneminde öncelikle aydınlar düzeyinde ortaya çıkan Türkçülük akımı, zamanla İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından benimsenerek siyasi düzeye taşınmıştır. 

Türkçülüğün yani Türk Milliyetçiliğinin geç ortaya çıkışının üç temel nedene bağlayabiliriz;

  • Türklerin Osmanlı toplumsal düzeninde köylü, asker ya da yönetici konumunda yer alması onların ticarete ve kapitalizme eklemlenme sürecini geciktirmiştir. Bu nedenle Türkler, ulusal pazar ve ulusal çıkar kavramları üzerinden ulusal bilinci uyandıracak bir burjuva sınıfı geliştirememişlerdir. 
  • Türkler, Osmanlı İmparatorluğunun kurucu unsuru olmaları sebebiyle kendilerini öncelikle bu devleti ayakta tutmaya adamışlardır. Bu nedenle kendi milliyetçiliklerini ön plana çıkarmaktan çekinmişlerdir. 
  • Son neden ise Türklerin İslam kültürünün bir uzantısı olarak ümmet inancına sahip olmalarıdır. Bu nedenle pek çok Türk, kendini Türk olarak tanımlamaktan ziyade Müslüman olarak tanımlamıştır. 

Türkçülüğün düşünsel ve siyasal bir akım olarak ortaya çıkışında, Batılı Türkologların Türk tarihi üzerine yaptığı çalışmalar, Çarlık Rusya’sında yaşayan Türk milliyetçilerinin faaliyetleri ve Osmanlı edebiyatçılarının çıkardığı yayınlar oldukça etkili olmuştur. 

Bu anlamda, Gaspıralı İsmail (dilde, fikirde, işte birlik anlayışı) , Ali Hüseyinzade, Ahmet Ağaoğlu, Yusuf Akçura gibi Çarlık Rusya’sında yaşayan Türk milliyetçilerinin ve çıkardıkları Ekinci, Tercüman gibi yayınların Türkçülüğün gelişmesinde önemli bir etkisi olmuştur. 

Diğer tarafta ise Ahmet Vefik Paşa, Ali Suavi, Şemsettin Sami, Ömer Seyfettin, Ali Canip gibi isimleri ve Genç Kalemler Dergisini Türkçü düşüncesinin önemli temsilcileri olarak sayabiliriz. 

Bu düşünsel etkilerle birlikte, 1878 Berlin Antlaşmasının Türkçülük fikrinin fiiliyata geçmesi açısından oldukça önemli olduğunu vurgulamak gerekir. 

Keza 1878 Berlin Antlaşması sonrasında Balkan halkları arasında yükselişe geçen Milliyetçilik hareketlerini bastırmakla görevli Türk subaylar, bu ayaklanmalar sırasında Osmanlıcılık fikrinin Türkler dışında karşılığı olmadığını görmüşlerdir. Ayrıca isyancıların kendi milliyetçilikleri için nasıl mücadele ettiklerini görmeleri de onları derinden etkilemiştir. 

Nitekim bu subaylar, kısa bir süre sonra İttihat ve Terakki Cemiyetini kuracak 1908’de iktidarı ele geçirerek Türklüğü siyasi arenaya taşıyacaklardır. 

Dolayısıyla 1908 yani İkinci Meşrutiyet, birçok açıdan olduğu gibi Türkçülük açısından da önemli bir dönemeç olmuştur. O güne kadar fikir ve edebiyat sahasıyla sınırlı kalan Türkçülük akımı, İkinci Meşrutiyet ile birlikte siyasal düzeye taşınmıştır. 

Türk Derneğinin kurulması, Genç Kalemler Dergisinin çıkarılması, Türk Yurdu Derneği ve Türk Ocağının kurulması, Türk Yurdu Dergisinin çıkarılması bu döneme ait gelişmelerdir. 

Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Fuat Köprülü, Hüseyinzade Ali Bey gibi isimlerin yazılarına yer veren Türk Yurdu Dergisinde, “Osmanlı bayrağı altında şuursuz bir hayat geçiren Türklere, Türklük şuuru kazandırmak” olarak özetleyebileceğimiz bir amaç çerçevesinde yayınlar yapılmıştır.

Yukarıda sayılan düşünürlerin hepsi Türkçülük düşüncesinin gelişmesinde önemli olmakla olmakla birlikte, özellikle iki ismin Türkçülük düşüncesi açısından ön plana çıktığını söyleyebiliriz. Bunlar Yusuf Akçura ve Ziya Gökalp’tir. 

Yusuf Akçura, yazmış olduğu ünlü makalesi “Üç Tarz-ı Siyaset” ile ilk kez bir siyasal akım olarak Türkçülükten bahseden kişidir. Aynı makalede Osmanlı devletinin son dönemindeki siyasi akımları Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük biçiminde sınıflandırmaya tutmuştur.

Yusuf Akçura’ya göre Türkçülük, “dilleri, ırkları, adetleri ve hatta ekseriyetinin dinleri bile aynı olan ve Asya kıtasının büyük bir kısmıyla Avrupa’nın şarkına yayılmış bulunan Türklerin birleşmesine ve böylece diğer büyük milletler arasında varlığını muhafaza edebilecek büyük bir siyasi milliyet teşkil eylemelerine hizmet edecek” tir. 

Ziya Gökalp ise ünlü eseri “Türkçülüğün Esasları” nda Türkçülüğü “Türk ulusunu yükseltmek” olarak tanımlar. Türkçülüğü ırkçılık temelinde algılamayan Gökalp, ortak bir Türk kültürü içinde eğitilerek yetiştirilen insanların tümünün Türk sayılması, dahası kendisini tam da bu nedenle Türk sayan herkesin ırksal ya da dinsel farklılıkları olsa da, Türk kabul edilmesi gerektiğini düşünmektedir. 

Ağırlıkla Gökalp ve Akçura’nın görüşleri doğrultusunda sistemleştirilen Türkçülük akımı, Mondros Mütarekesinin imzalanmasından sonra Kurtuluş Savaşını yürüten kadronun da başlıca felsefesi olmuştur. Böylece “ulusal bağımsızlık”, “ulusal egemenlik” ve “cumhuriyet” gibi kavramlar üzerinden yeni Türk devletinin temel ideolojisinin yani Kemalizmin başlıca unsurlarından biri haline gelmiştir. 

Türkçülük düşüncesi, 1940’lı yıllardan itibaren ise Zeki Velidi Togan, Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan gibi isimler ve onların önderlik ettikleri ya da kurdukları Türk Milliyetçiler Derneği, Türk Kültür Çalışmaları Derneği, Türk Gençlik Teşkilatı gibi örgütler aracılığıyla siyasal ve kültürel hayatına devam etmiştir. 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.