Mondros Mütarekesi Hakkında Kısaca Bilgi

Mondros Ateşkes Antlaşması ya da Mondros Mütarekesi olarak bilinen anlaşma 30 Ekim 1918’de, Ege Denizinin Limni Adasında bulunan Mondros limanındaki Agamennon zırhlısında imzalandı.

 

Mondros Mütarekesinin imzalanmasıyla Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşından yenilgiyle çıkmış olduğunu kabul etti. 

 

Mütareke görüşmeleri sırasında İtilaf devletlerini İngiliz Amiral Calthorpe temsil ederken; Osmanlı Devleti, Bahriye Nazırı Rauf (Orbay) Bey başkanlığında; Yarbay Sadullah Bey, Dışişleri Müsteşarı Reşat Hikmet Bey ve Sekreter Ali  Türkgeldi’den oluşan bir heyet tarafından temsil edilmiştir.

 

Mondros Mütarekesi, 25 maddeden oluşmaktadır.

 

Bu maddeler, Osmanlı Devleti açısından birçok siyasal, askeri ve ekonomik sınırlamayla doludur. Bu açıdan özellikle mütarekenin 7. ve 24. Maddeleri oldukça önemlidir.

Bu maddeler şunlardır:

 

Madde 7: Müttefikler, güvenliklerini tehdit edecek bir durum baş gösterdiğinde herhangi bir stratejik noktayı işgal etme hakkına sahip olacaklardır.

 

Madde 24: Vilayat-i Sitte’de yani Erzurum, Sivas, Van, Bitlis, Diyarbakır ve Elazığ’da karışıklık baş gösterdiğinde, bu illerin herhangi bir kısmının işgal hakkını İtilaf Devletleri saklı tutarlar.

 

Bu maddelere bakıldığında, İtilaf Devletlerinin bulundukları çizgide kalmayacakları ve Ermeniler ile Rumların da desteklerini alarak Osmanlı ülkesini paylaşacakları açıkça görülmektedir.

 

Özellikle mütarekenin İngilizce metninde Vilayat-i Sitte olarak gecen ifadenin Ermeni Vilayetleri şeklinde yazılmış olması bunun en önemli kanıtıdır.  

Bu anlamda Mondros Mütarekesi, silahların bırakılacağı klasik bir ateşkes anlaşması olmaktan ziyade, Türk topraklarının paylaştırılmasına yönelik bir anlaşmadır.

 

Osmanlı hükümetinin böylesi bir ateşkes anlaşmasını kabul etmesinin en önemli nedeni, uzun yıllar süren savaş sonucunda ülkenin bitkin, yılgın ve yorgun düşmüş olması nedeniyle İtilaf Devletlerine karşı verilecek bir mücadelenin başarılı olamayacağını düşünmesidir.

 

Ayrıca Osmanlı Devleti’nin, mütareke görüşmeleri boyunca toprak bütünlüğünden ziyade hilafet ve saltanata ilişkin hakların korunmasına öncelik vermiş olması da böylesi bir anlaşmanın doğmasını sağlamıştır. Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Nutuk‘taki ifadesiyle; 

 

Padişah ve Halife olan (Saltanat ve halifelik katında oturan) Vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini umduğu alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşa‘nın başkanlığındaki hükümet, güçsüz, onursuz, korkak, yalnız padişahın isteklerine uymuş, onunla birlikte kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş.

 

Osmanlı’nın bu teslimiyetçi ve çaresiz politikası, İtilaf devletlerinin işgalleri için ve bu işgallere yardım eden azınlık faaliyetleri için cesaretlendirici nitelikte olmuştur. Böylece işgaller, ateşkes Antlaşmasının imzalanmasının ardından durmamış ve birçok Türk toprağı işgal edilmiştir.

 

Bu makale işinize yaradı mı?
[Total: 2 Average: 5]