Siyasal İdeolojiler Tarihi

Liberalizmin Tarihi ve Temel İlkeleri

Liberalizm Ne Demek?


Liberalizm, özgürlüğü birincil politik değer olarak ele alan bir ideoloji, politika geleneği ve düşünce akımıdır.

 

Genel anlamda liberalizm,

 

  • bireylerin ifade özgürlüğüne sahip olduğu,
  • din ve devlet gibi, insan özgürlüğünü kısıtlayabilecek kurumların gücünün sınırlandırıldığı,
  • düşüncenin serbest bir şekilde dolaştığı,
  • özel teşebbüse olanak sağlayan bir serbest piyasa ekonomisinin olduğu,
  • hukukun üstünlüğünü geçerli kılan şeffaf bir devlet modelini ve toplumsal hayat düzenini hedefler.

 

Liberal demokrasi olarak adlandırılan bu devlet düzeninin, açık ve adil olduğu iddia edilen bir seçim sistemi ile birlikte tüm vatandaşların kanun önünde eşit olduğu ve fırsat eşitliğine sahip olduğu bir sistem olduğu savlanır.

 

Kralların doğal yönetim hakkı, veraset sistemi, devlet dini gibi eski devlet teorisini oluşturan birçok temel kabule liberalizm karşı çıkar.

 

Tüm liberaller bireyin yaşama hakkı, özgürlüğü ve mülkiyet hakkı gibi temel insan haklarını kabul eder ve desteklerler.

 

Bununla birlikte birçok ülkede modern liberalizm, toplumsal refahın sağlanması açısından, devletin birey özgürlüğü üzerinde minimal bir kısıtlayıcı gücü olması gerektiğini savunur.

 

Liberalizm Nasıl Ortaya Çıktı?


Liberalizmin kökleri batı aydınlanma sürecine dayansa da, bugün için terim sağdan sola siyasal yelpazenin farklı noktalarını kapsayan, özgürlük temelli bir düşünce çizgisini tanımlar.

 

Liberalizm, siyaset teorisinde kullandığımız diğer birçok terime nispetle oldukça yenidir. Avrupa kaynaklı, İspanyolcadan türetilmiş bir kelime olmakla beraber, aslı Latincedir. İspanyolcadan İngilizceye geçmiş ve ilk defa 19.yüzyılın başlarında siyasi terminolojiye girmiştir.

 

Bir başka görüşe göre, Adam Smith, Ulusların Zenginliği’ndeki “liberal ihracat ve ithalat sistemi’” ifadesiyle liberal kavramını ilk kullanan yazar olmuştur.

 

Zamanla kullanımı yaygınlaşan kavram,yüzyılın ortalarında iyice yerleşerek, laissez faire laissez passer (bırakınız yapsınlar,bırakınız geçsinler) ifadesinin yerini almıştır.(Yayla, 1992: 14)

 

Liberalizm ortaçağ düzeninin çözülmesiyle ortaya çıkan ulus devletlerin sosyal, siyasal ve ekonomik organizasyon arayışlarının eski ,düzen yerine yeni düzen oluşturma çabasının hemen her alanda yeni meşruiyet alanları aramanın bir sonucu olarak doğmuş ve gelişmiştir.

 

Liberalizm bu meşruiyet arayışlarının temeline bireyi oturtma süreci olarak da okunabilir

 

Liberalizm, düşünsel temellerinin 17.yüzyılda atıldığı bir siyasal düzendir. Felsefi kökenleri Locke, Hume, Smith, Mill, Bentham, Spencer, Constant gibi düşünürlerin görüşleriyle şekillenmiştir.(Çetin, 2001: 219)

 

John Locke, Liberalizmin öncüsü olarak kabul edilir.

 

Devletin amacının özgürlüğü güvence altına almak olduğunu, devletin kaynağının ve meşruiyetinin toplum sözleşmesinde aranması gerektiğini belirten görüşleriyle liberal düşüncenin kuruluşuna katkıda bulunmuştur.

 

David Hume aklın bireysel fayda peşinde koştuğu,kendiliğinden düzenin en adil düzen olduğu ve devletin buna asla karışmaması gerektiği, faydacılık ve özgürlüğün insanın doğası olduğunu savunmuştur.

 

Adam Smith’in insanın çıkarları peşinde koşarak toplumsal çıkarı arttırdığı,doğal düzenin en özgür düzen olduğu görüşleri; Jeremy Bentham’ın devletin amacının bireysel çıkarı arttırmak olduğu düşüncesi ve J.Stuart Mill’in devleti ve ahlakı hazzın belirlediği,en büyük hazzın özgürlük olduğunu devletinde amacının bu hazzı maksimize etmek olduğunu söylemesi liberal düşüncenin gelişmesini sağlamıştır.

 

Liberalizm, tarihsel birikim ve çatışmaların süzgecinden geçerek bütün bir siyasal sistem olarak varlığını güçlendirmektedir.

 

Sosyalist ve Faşist sistemlerle girdiği mücadele sonrası dünyada yaygın bir siyasal sistem olma özelliği taşımaktadır. Demokrasi ve İnsan Hakları ile yaptığı ittifak liberalizmin etkisini daha da arttırmıştır ( Çetin, 2002: 220).

 

 

Liberalizmin Temel İlkeleri Nelerdir?


 

Liberalizmin temel ilkelerinin neler olduğu konusunda birçok görüş ileri sürülmüştür. George Sabine, Liberalizmin üç temel ilkesinden bahseder; (1) sınırlı devlet, (2) serbest girişim ve (3) en geniş ve özgür şekilde sözleşmelerle yapılan düzenlemeler Sabine liberalizmin iki temel önermesi olarak da; bütün kolektivist girişimlere karşı bireycilik, bireyler arasındaki ilişkilerin ahlakilik ölçülerini belirtir. ( Sabine 1973: 103–105)

 

Mustafa Erdoğan ise liberalizmin temel ilkeleri olarak: bireyselliğe verilen önem ve insan hakları, serbest piyasa ekonomisi, sınırlı minimal devlet, hukuka bağlı devlet ve liberal rasyonalizm sıralar (Erdoğan 1990: 20).

 

Atilla Yayla’ya göre liberalizmin dört temel unsuru vardır. Bunlar; bireycilik, özgürlük, kendiliğinden düzen ve piyasa ekonomisi ve sınırlı devlettir (Yayla 1992: 137).

 

Karl Popper ise açık toplum olarak tanımladığı liberalizmde en temel ilkeler olarak devletin görev ve maksadının yurttaşların özgürlüklerini korumak olması gerektiği, köleliğe değil özgürlüğe organik toplumsal yapıya değil soyut topluma zorunlu görevlere ve iş bölümüne değil gönüllü birliktelik ve işbirliğine dayanan bir toplum olması gerekliliğini belirtir. (Poper, 1976: 186)

 

Görüldüğü gibi birçok yazar Liberalizm temel değerlerinin neler olduğu konusunda görüş ortaya koymuştur. Bu görüşlerden hareketle liberalizmin temel değerlerini şu başlıklar altında toplayabiliriz.

 

Bireycilik


 

Bireycilik, bireyin haklarını toplumun haklarından üstün gören ve her türlü değerin bireylerden geldiğine inanan toplumsal hayatta bireyi her şeyden üstün tutan siyaset ve toplum görüşünü ifade etmektedir.

 

Locke, bireyin her türlü otoriteden kurtularak özgür olmasını ve kendi hayatını kendisinin kurması gerektiğini “herkes kendinin yargıcıdır” ( Locke, 1969: 193) ifadesiyle, Kant “kendi yasanı kendin yap” (Kant, 1982: 46) formülüyle bireyciliği özetlemiştir.

 

Bireyciliğin tarihiyle liberalizmin tarihi aynı düzlemde gelişmiştir bir anlamda aynı şeylerdir. Liberalizme göre birey temel unsurdur. Bireyin varlığı sınıf, halk gibi bütünlerin varlıklarından daha gerçektir.

 

Bireye dayanmayan ve bireysel istek ve iradeden kaynaklanmayan her türlü toplumsal bütün liberalizm için en büyük tehdittir.

 

Liberal düşünce bu bireycilik anlayışından yola çıkarak “kamu yararı”, “toplumun iyiliği’’, “ortak iyilik” gibi toplumsal bütünlere atfedilen amaçları bütünüyle reddeder.

 

Bireyi toplumun çıkarı için kullanmak onu araç olarak kabul etmek anlamına gelir. Asıl olan bireylerin çıkarıdır. Bireyin çıkarından toplumsal çıkar doğacaktır. (Yayla, 1992: 140)

 

Özgürlük


 

Özgürlük liberalizm için olmazsa olmaz bir değerdir.

 

Hoşgörü, tolerans ve özel hayat gibi daha başka değerlerin, anayasacılık, kanun hâkimiyeti gibi kurumsal yapılaşmalarında kaynağıdır. Bu yüzden liberalizm, özde özgürlük teorisidir.

 

Nitekim liberal düşünürler tüm görüşlerini özgürlüğü merkeze alarak savunmuşlardır.

 

Liberalizme göre bireyin özgürlüğüne yönelebilecek en büyük tehdit devlettir.

 

Devletin bireyin özgürlüklerini hiçe sayan, yok eden bir despot olması önlenmelidir.

 

Bunun da yolu devletin birey için var olduğuna inanmak ve onu sınırlamaktır. Hiç kimse- ne tek tek kişiler, ne kilise, ne devlet- insanların mallarına ve sivil haklarına tecavüz etme yetkisine sahip değildir(Locke, 1998:28)

 

Liberalizm insanı sadece akıl ve gerçeklerin yönetmesine inanır.

 

Özgürlük gerçeğin bilinmesi ve yaşanmasıyla çok yakından ilişkilidir. Gerçeğe giden bütün yollar açık tutulmalıdır.

 

Sınırlandırma demek özgürlükleri yok etmek demektir.

 

Özgürlüğün öznesi insan aklıdır. İnsan aklını baskı altına alacak her şey istibdattır. Devletlerin amacı insanların özgürlüğünü sağlamaktır. Devlet bunu sağladığı oranda meşrudur.

 

Düşünme, konuşma, basın en büyük özgürlüklerdendir. Bu alanlarda gerçekleştirilecek bireysel özgürlüklerden doğan farklılıklar toplumsal mutluluğu doğuracaktır. (Sakman, 1988: 185)

 

Kendiliğinden Düzen


 

Hume kendiliğinden düzen fikrinin ilk savunucusudur. Onu “görünmez el” teorisiyle Smith izler.

 

İşlerin doğal akışına bırakılmasını, zorlama ve yönlendirmelerle karşılaşılmamasını, bunların zarar doğuracağını söylemişlerdir.

 

Sırf insan aklına dayanarak sosyal bir düzen kurulamaz diyerek salt rasyonalizmi eleştirmişlerdir.

 

Kendiliğinden düzen, rasyonel olarak örgürlenmeye dayanan düzenden farklı olarak aklın bütün insan ilişkilerini içine aldığı sanılan yapay düzenlemeler yapamayacağını, insan ilişkilerinin tümünü önceden kurallara bağlayan düzenlemeler gerçekleştiremeyeceğini savunur. (Yayla, 1992: 169)

Liberal Devlet


Liberal devlet bireycidir. Tarihi ve toplumu birey psikolojisiyle, bireysel tercihlerle açıklar. Devletin kalkış noktası bireydir. Akıl ve iradenin yol göstericiliğinde bireylerin kendilerini serbestçe geliştirecekleri küçük dünyaları vardır.

 

Liberalizm işte bu küçük dünyaların birlikte ve barış içinde yaşatılmasını savunur(Çetin, 2001: 228).

 

Devlette bu barışı sağlamakla görevlidir.

 

Bireylerin özgürlükleri ve devletin otoritesi arasındaki ikilem liberalizmin temel sorunudur. Liberalizm iktidar karşısında kişi özgürlüklerine sahip çıkmaktadır ve devletin bu alanlara müdahalesini engellemeye çalışmaktadır.

 

Birey hak ve özgürlükleri iktidarın sınırıdır. Onlara dokunamaz onları yok edemez. Bireyi birey yapan bu hakları devlet vermemiştir.

 

Devlet bu yüzden bireyi eritemez ve onu araç olarak kullanamaz.

 

SONUÇ

 

Siyasal sistemler bireye devlete ve topluma bakış açılarına göre birbirinden ayrılırlar. Her siyasal sistem kendisini bu üç unsurdan birini tercih edip felsefesine temel kabul etmesiyle geliştirir. Liberalizm ise kendini bireye dayanarak var kılma ve geliştirme amacını taşımaktadır.

 

Liberalizm, bireyi her şeyin temeline oturtmasının bir sonucu olarak onun her alanda özgür olmasını sağlamaya çalışır.

 

Toplumu ve devleti bu alanları sınırlandıran baskı unsurları olarak değerlendirir.

 

Devletin zorunluluğunu kabul etmekte, toplumsal ilişkilerin kaçınılmazlığını vurgulamakta ve bireyin özgürlüğünün başka bireylerin özgürlüğünün sınırına kadar olduğunu belirtmektedir.

 

Bu onu devlet anlayışı açısından faşizmden, toplum anlayışı açısından sosyalizmden, birey anlayışı açısından da anarşizmden farklı bir yere oturtmaktadır.

 

Bireyciliğin ve özgürlüğün mükemmel anlamda gerçekleşebilmesi için doğal düzene uygun, doğal haklara sahip kendiliğinden işleyen ve ekonomik girişim serbestliği bulunan bir siyasal sosyal ve ekonomik yapı liberalizmin olmazsa olmaz şartıdır.

 

Nihayet liberalizm tüm bu olmazsa olmaz ilkelerin ancak liberal demokrasilerde var olacağını belirtmektedir.

 

KAYNAKÇA

ÇETİN, Halis (2001) ‘’Liberalizmin Temel İlkeleri’’ C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 2, Sayı, 1

ÇETİN, Halis (2002) ‘’ Liberalizmin Tarihsel Kökenleri’’ C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 3, Sayı, 1

ERDOĞAN, Mustafa(1990) ‘’Liberal Düşünce Geleneği’’, Yeni Forum,c. 11.

KANT, Immenual (1982) Ahlak Metafiziğinin Değerlendirilmesi, Hacettepe Ü. Yayınları, Ankara.

LOCKE, John (1969) Civil Goverment, Aktaran: Mete Tunçay; Siyasal Düşünceler Tarihi, CİLT, 2, A.Ü.S.B.F. Yayınları, Sevinç Matbaası, Ankara.

POPPER, Karl (1967) Açık toplum ve Düşmanları 1, Çev: Mete Tunçay, Türk Siyasi İlimler Derneği Yayınları, Ankara.

SABİNE, George H. – Thorson Thomas L. (1973) A History Political Theory, Fourth Edition, The Dryden Pres, London.

SAKMAN, Sabahattin (1988) ‘’Terakki ve Hürriyet’’ , Yeni Forum, c.9

SMİTH, Adam (1985) Ulusların Zenginliği, Çev: Ayşe Yunus-Mehmet Bakırcı, Alan Yayınları, İstanbul.

YAYLA, Atilla (1992) Liberalizm, Turhan Yayınları, Ankara.

 

Bu yazı size yardımcı oldu mu?

Ortalama 4.7 / 5. Oy sayısı 6

Geri bildiriminiz bizim için oldukça önemli, lütfen oylayınız.

Bizi Sosyal Medya Hesaplarımızdan Takip Edebilirsiniz.

Geliştirebilmemiz için lütfen yazıda bulduğunuz eksiklikleri belirtiniz:

Başa dön tuşu