John Stuart Mill Kimdir? Genel Hatlarıyla Felsefesi ve Düşünceleri

İngiliz filozof John Stuart Mill, 1806 – 1873 yılları arasında yaşadı.

 

Liberal siyaset felsefesinin en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilir.

 

Yazdığı makaleler ve kitaplarla etik, siyaset felsefesi, epistemoloji ve din felsefesi gibi pek çok alanda düşünceler üretmiş olan Mill’in en önemli eserleri arasında şunlar sayılabilir:

 

 

John Stuart Mill ve Faydacılık (Utilitarianism)

 

Entelektüel olarak seçkin bir ailede doğan John Stuart Mill, düşüncelerini geliştirirken hem babası James Mill hem de onun yakın arkadaşı olan Jeremy Bentham’dan önemli ölçüde etkilenmiştir.

 

Bu iki isim, “faydacılık” olarak adlandırılan felsefi düşüncenin kurucuları olarak kabul edilirken; Mill, onların entelektüel mirasını devam ettiren ve geliştiren isim olmuştur.

 

Kökleri antik Yunan filozoflarından Epikür’e kadar uzanan Faydacılık, bir eylemin “iyi” ya da “kötü” olmasını belirleyen şeyin o eylemin sonuçları olduğunu savunur.

 

Bu bağlamda eylemi yapanı harekete geçiren niyet ne olursa olsun, eğer o eylemin sonuçları fayda sağlıyorsa o eylem “iyi” dir, fayda sağlamıyorsa o eylem “kötü” dür.

 

Diğer bir ifadeyle faydacılık, eylemleri, vermekte oldukları mutluluk nispetinde “iyi” sayar.

 

Mutluluktan kasıt ise alınan “haz” duygusudur.

 

Ancak burada, Mill’in Jeremy Bentham’dan ayrıldığı bir nokta ortaya çıkar.

 

 

Hazcılığı niceliksel olarak ele alan ve her ne olursa olsun tüm hazları aynı seviyede eşit olarak gören ve daha mekanik bir insan algısından hareket eden Bentham’ın aksine Mill, yüksek ve aşağı hazlar arasında niteliksel bir ayrıma gider.

 

Yüksek hazlar, bir bakıma insanı hayvanlardan ayıran haz ve mutluluklardır. 

 

Bu ayrım vasıtasıyla Mill, entelektüel ve ahlaki hazları, bedensel hazların üzerine yerleştirir ve bedensel hazlar ile entelektüel hazları aynı derecede bilen bilinçli bir insanın, her daim entelektüel hazları tercih edeceğini iddia eder.

 

John Stuart Mill’in şu sözü, onun yüksek ve aşağı hazlar arasında yapmış olduğu ayrımı, net bir şekilde ortaya koyar:

 

“Memnun bir domuz olmaktansa, memnun olmayan bir insan olmak daha iyidir; memnun bir aptal olmaktansa, memnun olmayan bir Sokrates olmak daha iyidir.”

 

 

John Stuart Mill’in Siyaset Felsefesi

 

John Stuart Mill, liberal siyasal ideolojinin en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilir. Çünkü onun siyaset felsefesinin temelinde özgürlük vurgusu yatar.

 

Nitekim 1859 tarihli “Özgürlük Üstüne” adlı eseri, bugün Liberal düşüncenin en önemli metinlerinden biri olarak kabul edilir.

 

İngiliz filozofa göre düşünce ve ifade özgürlüğüne sahip olmanın yanı sıra muhalif düşüncelere karşı hoşgörülü olmak rasyonel, ahlaki ve uygar yurttaşların temel özellikleridir.

 

Mill’e göre ne devletin ne de herhangi çoğunluğun, başkasının özgürlüğüne zarar vermediği müddetçe bir bireyin özgürlüğüne müdahale etme hakkı yoktur.  

 

Ona göre bir düşünce susturulduğu zaman, hem günümüzdeki kuşaklara hem de gelecekteki kuşaklara zarar verilmiş olur.

 

Çünkü susturulan düşüncenin doğru olması halinde “yanlışın doğruyla değiştirilmesi fırsatı” kaybedilmiş olur. Susturulan görüş yanlış olduğunda da durum değişmez.

 

Zira bu kez de “yanlışın doğruyla çatışmasından kaynaklanacak berraklık ve etki” kaybedilmiş olur.

 

Bu bağlamda Mill, bireysel özgürlüğün büyük oranda kısıtlandığı despotik yönetim biçimlerine kesin bir dille karşı çıkar.

 

Ona göre despotik yönetim “iyi niyetli” olsa bile, düşünce ve ifade özgürlüğünü engelleyerek bireylerin entelektüel kapasitelerini geliştirmesini engeller.

 

Çünkü Mill’e göre insanı hayvandan ayıran zekâ ve erdemdir ve bunlar özgür düşüncenin meyveleridir.

 

Her şeyi yurttaşları yerine yapan onlar adına düşünen, onlar adına karar veren bir yönetim bunları yurttaşlarının iyiliği adına yaptığını iddia etse bile, son kertede onları entelektüel, düşünsel ve ahlaki kapasitelerinden yani onları “insan eden” şeylerden yoksun bırakarak ciddi sorunlara yol açacaktır.

 

Zira Mill’e göre “adına layık biricik özgürlük (…) kendi iyimizi kendi bildiğimiz biçimde gerçekleştirmek” tir.

 

 

John Stuart Mill’in Demokrasi Anlayışı

 

Özgürlüğe verdiği bu öneme paralel olarak, devlet yönetiminde demokrasi fikrini savunan Mill, alt sınıfların ve kadınların da dahil olduğu bütün yurttaşların yönetime etkin bir şekilde katılımını savunur.

 

Bu geniş katılım ayrıca toplumdaki her bireyin entelektüel ve ahlaki kapasitelerini geliştirmelerine de yardımcı olacaktır.

 

Mill, özgür bir toplumsal yaşamın kurumsallaşabilmesinde bireylerin entelektüel ve ahlaki kapasitelerine büyük önem verir.

 

Her bireyin bu konuda gelişmesi gerektiğine ve bu imkana sahip olması gerektiğine inanır. Ancak insanlar arasında bu özellikler bakımından bir eşitlik olmadığı fikrini de kabul eder.

 

Buradan hareketle Mill, bireyin aldığı eğitimin ve sahip olduğu karakterin onun kaç oya sahip olacağını belirleyecek bir “çoğul oy” sistemini savunur. Bu anlamda Mill’in belli ölçüde elitist bir yönetim anlayışını savunduğunu söyleyebiliriz.

 

Mill’in bu görüşü geliştirmesindeki temel nedenlerden biri, yönetimin demokratik olmasının tek başına bireyin özgürlüğünü tek başına garanti etmemesidir. Zira demokrasi doğru uygulanmadığı taktirde kısa bir süre içerisinde “çoğunluğun tiranlığı” na dönüşme tehlikesini içinde barındırır.

 

Bu anlamda Mill, savunduğu “çoğul oy” sistemiyle, sayıları az olan ancak özgürlükçü bir siyasal yaşama daha çok katkı sunacağına inandığı entelektüel kapasitesini geliştirmiş seçkin bireylerin, siyasal yaşama daha çok katılmasını sağlamak ister.

 

Klasik liberalizmin temel varsayımlarından biri olarak kabul edilen “devletin birey özgürlüğü açısından taşıdığı tehlike” fikrini kabul etmekle birlikte Mill, devletin bireyin kendini gerçekleştirmesi noktasında çeşitli müdahalelerde bulunması gerektiğini düşünür.

 

 

Bu düşünceye göre devlet, çocukların eğitimi, çalışma saatlerinin düzenlenmesi, halk sağlığının iyileştirilmesi ya da sosyal güvenlik gibi konularda müdahaleci olabilmelidir. Zira bu tarz müdahaleler sayesinde toplumdaki her birey, kendini gerçekleştirme ve potansiyelini genişletme fırsatını elde eder.

 

Bu konudaki yaklaşımıyla Mill’in, 19. Yüzyıl Klasik Liberalizmi ile 20. Yüzyıl Müdahaleci Liberalizmi (Refah Devleti Anlayışı) arasında bir köprü kurduğu varsayılır.

 

John Stuart Mill hakkında vurgulamamız gereken bir diğer önemli nokta, onun “kadın-erkek eşitliği” üzerine yaptığı vurgudur.

 

Bu konuda zamanının oldukça ilerisinde görüşlere sahip olan Mill, 1869 yılında kaleme aldığı “Kadınların Bağımlılığı Üzerine” adlı makalesinde, kadın-erkek eşitsizliğini insanlığın gelişmesi önündeki en önemli engellerden biri olarak görür ve tam bir eşitliğin gerçekleşmesi gerektiğini savunur.