Irkçılık Nedir? Kısaca Tanımı ve Tarihsel Dayanakları

Bir ırkın başka bir ırka ya da ırklara üstün olduğunu iddia eden görüşe ırkçılık denir.

 

Irkçılık düşüncesi, bir ırkın diğer ırklardan farklı olmakla kalmayıp, aynı zamanda diğerlerinden fiziksel, entelektüel ya da ahlaki bakımdan da üstün ve güçlü olduğunu savunur. Atalardan miras alınmış olan bu üstünlük, ırklar arasındaki biyolojik farklılıklardan kaynaklanır.

 

Basitleştirerek söyleyecek olursak, Irkçılık düşüncesine göre bazıları deri renklerinden, kullandıkları dilden, doğum yerlerinden ya da geleneklerinden ötürü “daha az insan” olarak kabul edilir.

 

Bu bağlamda ırkçı teoriler genelde iki temel varsayıma sahiptir.

 

1- İnsanlar arasındaki zekâ, kültür ve ahlak gibi farklılıklar, genetik farklılıklardan kaynaklanır. Bu iddiaya göre bir insanın fiziksel, ahlaki ve entelektüel özellikleri, onun doğuştan gelen genetik özelliğine yani ırkına bağlıdır.

 

2- Bu genetik farklılıklardan dolayı, insanlara mensup oldukları ırka göre davranmak meşru ve doğaldır. Örneğin daha aşağı bir ırka mensup birini belli toplumsal, siyasi ve ekonomik haklardan mahrum bırakılması meşru ve doğal bir harekettir. Çünkü o bizimle aynı seviyede “insan” değildir. 

 

Bu iki temel varsayımdan hareket eden Irkçılığın siyasal düzlemdeki sonucu, daha yüksek olduğu varsayılan ırkların, daha aşağı olduğu varsayılan ırkları yönetmesi ve onları köleleştirme hakkına sahip olmasıdır.

 

Irkçılığın siyasal boyutlarının ne kadar tehlikeli olabileceği, özellikle Hitler Almanya’sında gözler önüne serilmiştir.

 

Bu bağlamda ırkçılık; insanlık tarihi boyunca soykırımlar, sömürgecilik ve emperyalizmin yanı sıra hukuki, siyasi ve ekonomik eşitsizlikleri de haklılaştırma vazifesi görmüştür.

 

Irkçılığın; savaşları, köleliği, ulusların oluşum sürecini ve kanunların belirlenmesini belirgin bir şekilde etkilediği dönemler yaşanmıştır.

 

Özellikle Avrupa tarihi, Avrupalı olmayanlara yönelik güçlü bir ırkçılık düşüncesiyle belirginleşmiştir.

 

Avrupa’nın sahip olduğu bilimsel ve ekonomik gücün yanı sıra, birtakım antropolojik çalışmalar, Sosyal Darwinizm, Öjenizm, Malthusçuluk gibi akımlarda Avrupa’da ırkçılık düşüncesinin yükselmesini sağlamıştır.

 

Avrupa ırkçılığı, Avrupalı olmayan bütün halklara yönelik olsa da, onun en önemli örneği, coğrafi keşiflerle başlayan süreçte özellikle Afrika halklarının köleleştirilmesi ve topraklarının sömürgeleştirilmesi sürecinde yaşanmıştır.

 

Avrupalılar tarafından, birer “eksik insan” olarak görülen siyah Afrikalılar, yüzlerce yıl köle olarak kullanılmışlar, ABD ve Avrupa’nın ekonomik kalkınmasında “emek gücü” olarak kullanılmışlardır.

 

Avrupa ve ABD’de ırkçılık düşüncesi o kadar yerleşmiştir ki, ırkçı düşünceden etkilenen pek çok devlet görevlisi ve siyaset adamlarına rastlanmakta, ırkçı saldırılar gerçekleşebilmiştir. 

 

Avrupa için ırkçılığın doruğa ulaştığı bir başka dönem, İkinci Dünya Savaşı Almanya’sındaki Hitler yani Nazizm dönemidir.

 

Üstün ırk yaratma iddiasıyla hareket eden Hitler, bu amaçla başta Yahudiler olmak üzere Alman ırkının saflığı ve güçlülüğü için tehlikeli gördüğü pek çok unsuru (Çingeneler, Engelliler gibi) yok etmeye çalışmış ve dünya tarihine Holokost olarak geçen büyük bir soykırıma imza atmıştır. 

 

Avrupa’da o günlere dek pek de sorgulanmayan “Irkçılık” düşüncesinin sorgulanmaya ve lanetlenmeye başlaması da, ancak 1930’lu yıllarda, İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan bu olayla birlikte güç kazanmıştır.