Sömürgecilik Nedir? Sömürgecilik Hakkında Özet Bilgi

Sömürgecilik Nasıl Ortaya Çıktı?

 

Daha güçlü bir ulusun, zayıf bir ulus üzerine kurduğu siyasal, ekonomik ve askeri egemenliğe sömürgecilik denir. 

 

Genellikle sömürdükleri bölgelerin kaynaklarına el koyan sömürgeci ülkeler, aynı zamanda sömürgeleri altındaki halkların sosyo-kültürel ve dini değerlerini de değiştirmeye çalışır.

 

Tarih boyunca kendini farklı uygulama biçimleriyle gösterse de, sömürgecilik açısından değişmeyen tek şey, onun her zaman sömüren ülkelerin çıkarlarına hizmet eden bir süreç olmasıdır. 

 

Coğrafi Keşifler olarak adlandırılan olaylar, Sömürgeciliğin yayılmasında en önemli dönüm noktası olarak bilinir. 

 

Çünkü Coğrafi Keşifler ile birlikte Avrupalı Devletler;

  • yeni topraklara sahip olmak,
  • zenginliklere ulaşmak,
  • yeni ticaret yolları ve pazarlar bulmak ve
  • Hristiyanlığı yaymak gibi amaçlarla dünyanın birçok bölgesini sömürgeleştirmişlerdir.

 

Sömürgeciliğin Sonuçları

 

Başka toplumların topraklarını işgal etmek, dillerini, dinlerini değiştirmek suretiyle onları asimile etmek, kendi düşünce yapılarını yaymak ve bu toplumların çeşitli zenginliklerine el koymak suretiyle yüzyıllarca devam eden sömürgeleştirme süreci; Avrupa’daki zenginliğin ve sermaye birikiminin temelinde yatmaktadır.

 

Sanayi Devrimi ile birlikte artan üretimlerine karşılık olarak hammadde ve pazar bulma arayışına girişen Avrupalı Devletler,  zaman zaman savaşmak, zaman zaman da diplomasi yoluyla anlaşmak suretiyle birçok ülkeyi kendi aralarında paylaşmış ya da işgal etmişlerdir. 

 

Avrupalı devletler arasındaki bu rekabet, Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı gibi iki büyük dünya savaşının başlamasının  da temel nedenidir. 

 

Bu savaşların çıkmasına elbette başka pek çok sebep gösterilebilir. Ancak temel neden, sömürgeciliktir.  

 

Bu savaşlar aynı zamanda sömürgecilik anlayışının şekil değiştirmesine de yol açmıştır.

 

Örneğin, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından sömürgecilik anlayışı Manda Kavramına dönüşmüştür.

 

Birinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkan devletlerin, sömürgeci hedeflerine ulaşmak için gündeme getirdikleri bir yönetim tarzı olan Mandater rejim, geri kalmış ülkeleri gelişmiş ülkelerin yönetimi eşliğinde geliştirme ve kalkındırma maskesiyle o ülkelerin yer altı ve yer üstü zenginliklerinin yağmalamasına yönelik bir sömürge politikasıdır. 

 

Özellikle Orta Doğu coğrafyasında uygulnan bu politika sonucunda Fransa; Suriye ve Lübnan’da, İngiltere de Irak, Filistin ve Ürdün’de mandater rejimler kurmuştur. 

 

İlk kez 1919’da toplanan Paris Barış konferansında gündeme gelen Manda Kavramı, 28 Haziran 1919‘da imzalanan Milletler Cemiyeti Sözleşmesi’nin 22. maddesinde resmen tanımlanmıştır. 

 

Ancak görüldüğü üzere bu yeni düzenleme, sadece bir kavram değişikliğinden ibarettir ve sömürgecilik uygulamada aynen devam etmiştir. 

 

 

İkinci Dünya Savaşının Ardından Sömürgecilik

 

Sömürgeciliğe asıl darbeyi vuran ise İkinci Dünya Savaşı oldu.

 

Bu savaşın getirdiği ekonomik ve siyasi çöküş, egemen ülkelerin sömürge ülkeler üzerindeki etkilerini kaybetmesine yol açtı. 

 

Bu süreçte sömürge ülkelerinde yaşayan aydınlar, milliyetçi ve sömürge karşıtı düşüncelerin sömürge halkları arasında yayılmasını ve ulusal egemenlik ve bağımsızlık gibi kavramların güçlenmesini sağladı. 

 

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından verilen ve başarıyla sonuçlanan Türk Kurtuluş Savaşı’nın bağımsızlık mücadelesi veren bu uluslar üzerinde oldukça etkili bir örnek oluşturduğunu belirtmek gerekir.

 

Nitekim Emperyalist devletlerin Anadolu’da başlattığı işgallere karşı, ulusal bilince sahip olan ve ulusal birlik ve beraberliğini sağlayan Türk milletinin elde ettiği başarılar ve kurduğu Cumhuriyet, dünyadaki pek çok sömürge toplumuna örnek olmuş ve  Türklerin Kurtuluş Savaşı vererek yürüttükleri bağımsızlık mücadelesi, sömürülen ulusları kendi bağımsızlık mücadelelerini vermek konusunda cesaretlendirmiştir.

 

Ayrıca Soğuk Savaş Dönemi‘nde iki blok dışında kalan devletlerin, sömürge halklarına destek vermeleri de, bu halkların örgütlenip bağımsızlık savaşı vermelerinde oldukça etkili olmuştur.

 

Özetle, ulusal bilinçleri gelişen sömürge halkları, verdikleri ulusal bağımsızlık mücadelelerini peş peşe kazanarak klasik sömürgeciliğin sonunu getirdi. 

 

Ancak yine de, sömürgeciliğin günümüzde klasik anlayışta var olmasa da, farklı yöntemlerle uygulanmaya devam ettiğini belirtmek gerekir.

 

Çünkü güçlü ulusların zayıf olanları ekonomik, askeri ve siyasi yönlerden etkilemesi ve kendi çıkarlarına göre yönlendirmeleri günümüzde de varlığını devam ettiren bir süreçtir.