Osmanlı Devletinde Duraklama Dönemi ve Özellikleri

1299’daki kuruluşundan itibaren sürekli olarak gelişen Osmanlı Devleti, özellikle 1453’te İstanbul’un fethinden sonra bir imparatorluk halini almış ve Avrupa siyasetinin belirleyici aktörlerinden biri haline gelmiştir.

 

Osmanlı Devleti, Balkan ve Ortadoğu coğrafyasında yaptığı fetihleriyle, sadece iki asırlık bir süre içerisinde, güç ve teşkilat bakımından tarihin kaydettiği en büyük imparatorluklardan biri haline gelmiştir.

 

Nitekim üç kıtada sağlam temeller üzerinde yükselmiş olan bu imparatorluğun çöküşü, hiç kolay olmamış; aşamalar halinde, pek çok iç ve dış etkenin bir araya gelmesi sonucunda ve sancılı bir süreç içinde gerçekleşmiştir.

 

Osmanlı Devleti’nin genel olarak 17. Yüzyıl başlarında Duraklama Devri’ne girdiği kabul edilir.

 

Pek çok tarihçi için, duraklama devrini başlatan olay, Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’nın 1579’daki ölümüdür.

 

Gerçekten de 16. Yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı devlet sisteminin gerek sosyal ve siyasal gerekse de ekonomik ve askeri açılardan ciddi aksamalar yaşadığı bir gerçektir.

 

Bu husus dönemin devlet adamları ve bilginleri tarafından da çeşitli vesilelerle dile getirilmiş olsa da, bu dönemde toprak kazanımının sürmesi, sorunların çok fazla su yüzüne çıkmasını engellemiştir.

 

Duraklama döneminde Osmanlı Devletinin karşılaştığı zorluklardan ilki, Kuzey’de Rusya’nın büyük bir güç olarak doğuşudur.

 

Yüzyıllardır doğu-batı ekseninde mücadele vermekte olan Osmanlı Devleti, artık Kuzeyinde oluşan bu yeni tehdide karşı da mücadele etmek zorundadır.

 

Rusya ile Karadeniz’de başlayan ve Balkanlar ile Kafkasya’da devam eden şiddetli çatışmalar, Osmanlı İmparatorluğunun son üç yüz yılına damgasını vurmuş ve Osmanlı’yı yıpratan en önemli etken olmuştur.

 

Duraklama döneminde Osmanlı’yı uğraştıran bir diğer devlet, Avusturya’dır. 

 

Avusturya, Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki en önemli rakiplerinden biriydi.

 

Nitekim iki devlet arasında 1593 yılından itibaren süren savaş, 1606’da imzalanan Zitvatorok Antlaşması ile son bulmuş ve bu anlaşma ile Osmanlı diplomatik açıdan önemli bir itibar kaybına uğramıştı.

 

Zira Zitvatorok’un en önemli sonucu, daha önceleri Osmanlı sadrazamına denk sayılan Avusturya arşidükünün Osmanlı padişahıyla aynı statüye gelmiş olmasıdır. Bu bir zamanlar muhteşem Osmanlısı için ağır bir travmadır. 

 

Osmanlı bu dönemde, Batı’da Avusturya ve Kuzeyde Rusya’nın yanı sıra, Doğuda İran’la, Akdeniz’de ise Venedik ve Cenevizlerle mücadele etmekte ve gittikçe yıpranmaktadır.

 

Devletin bu geriye gidişinin içerideki yansıması ise Celali İsyanları olmuştur.

 

Hiç şüphe yok ki bu isyanlar, giderek azalan devlet gücünün ve otoritesinin bir sonucudur. 

 

Neredeyse bütün Anadolu’ya yayılan bu isyanlar, Kuyucu Murat Paşa gibi devlet adamları tarafından bastırılsa da, halk arasındaki huzursuzluk artmaya devam etmiştir. 

 

Duraklama Döneminin bir diğer gelişmesi, Yeniçerilerin itaatsizlikleri ve isyanları olmuştur. 

 

Öyle ki, Genç Osman olarak bilinen II. Osman (1618-1622), 1622 yılındaki bir Yeniçeri isyanında sırasında tahttan indirilmiş ve katledilmiştir.

 

Devletin içine düştüğü bu kargaşa ortamı, Sultan IV. Murat (1623-1639) zamanında düzelir gibi olsa da onun ölümünün ardından özellikle Kapıkulu Ocakları’ndaki disiplinsizlik önlenemez boyutlara ulaşmıştır.

 

Bu dönemin bir diğer önemli özelliği, Tımar Sistemi olarak da bilinen Osmanlı toprak sisteminin bozulmasıdır. 

 

Bu durum Osmanlı devletini hemen hemen her açıdan etkileyecekti.

 

Çünkü bilindiği gibi Osmanlı Toprak Sistemi, Osmanlı İmparatorluğunun, aynı anda birçok işlevi yerine getiren, en belirgin ve en önemli özelliklerinden biriydi.

 

Duraklama Döneminin bir diğer önemli özelliği, Osmanlı Devleti’nin en geniş sınırlarına bu dönemde ulaşmış olmasıydı. 

 

1662’de Erdel (Romanya)’e giren ve 1663’te Uyvar’ı (Slovakya) fetheden Osmanlı ordusu, Avrupa’daki en geniş sınırlara ulaşmıştı.

 

Ancak ne var ki, uzun süren seferler, Osmanlı ordu ve donanmasının artık Avrupa teknolojisinin gerisinde kalmaya başladığını göstermişti.

 

Buna rağmen, 1672’de Sadrazam olan Kara Mustafa Paşa, Viyana’yı ele geçirmek için harekete geçti.

 

Mustafa Paşa böylece hem büyük bir hayali gerçekleştirerek prestij kazanacak, hem de yükselmekte olan Batı’yı tehlike olmaktan çıkaracaktı.

 

Ancak işler beklendiği gibi gitmedi, 1683 baharında Avusturya seferine çıkan Osmanlı ordusu, “II. Viyana Kuşatması” olarak adlandırılan bu askeri girişimde başarısız oldu ve çok ağır bir mağlubiyet aldı.

 

Viyana hezimeti, Avrupa devletleri nezdindeki “Osmanlının yenilmezliği” algısını iyice yerle bir etmişti.

 

Osmanlı’ya karşı birlik oldular ve böylece Osmanlı için 16 yıl sürecek bir yenilgiler dizisi başlamış oldu.

 

Bu savaşların bir sonucu olarak 1699’da Karlofça Barış Antlaşması imzalandı.

 

Karlofça, Osmanlı tarihi açısında bir dönüm noktasıydı. Zira bu antlaşma ile Osmanlı Devleti, tarihinde ilk defa geniş çaplı toprak kaybına uğramıştı.

 

Karlofça ile birlikte Balkanlar’da ve Ukrayna’da ciddi toprak kayıpları yaşandı; Macaristan elden çıktı. Ayrıca galip devletler, Osmanlı topraklarında ciddi ticari imtiyazlar elde etti.

 

Bu bağlamda Karlofça Antlaşması, Osmanlı tarihinde yeni bir sayfayı açmış, yeni bir döneme girildiğinin işaret etmişti: Gerileme Dönemi.