Osmanlı Devletinde Gerileme Dönemi Islahatları ve Özellikleri

Osmanlı Devleti’nde gerileme döneminin 1699 Karlofça Barış Antlaşması’yla başladığı ve bu dönemin Sultan III. Selim’in tahta çıktığı ve ayrıca Avrupa’da Fransız İhtilali’nin başladığı 1789’a kadar sürdüğü kabul edilir.

 

Bu dönem “Duraklama Dönemi” nin aksine, devlete ilişkin sorunların daha net bir şekilde görüldüğü ve “Avrupa’nın üstünlüğü” fikrinin büyük ölçüde kabul edildiği bir dönemdir.

 

Dolayısıyla önde gelen devlet adamları arasında “reform fikri” ağırlık kazanmıştır.

 

Nitekim, 18. yüzyıl başında girilen nispi barış ortamında, Osmanlı tarihinde Lale Devri (1718- 1730) olarak adlandırılan dönem, ilk ciddi reformların uygulandığı dönem olması açısından önemlidir.

 

Dönemin padişahı, Sultan III. Ahmet’tir.

 

Bu dönemde, Batının üstünlüğünün nedenlerinin araştırılmasını isteyen III. Ahmet, Avrupa’ya elçiler göndermiştir.

 

Bu elçiler Avrupa’yla olan diplomatik ilişkileri sürdürmenin yanında, Avrupa’nın kültür, sanat, sanayi, tarım ve askeri yapısı hakkında incelemeler yapmış ve raporlar sunmuştur.

 

Özellikle sosyal hayata ilişkin birçok reforma yer verilen Lale Devri’nde, hiç kuşku yok ki, en önemli refom ilk Türk matbaasının kurulmuş olmasıdır (1727).

 

Fakat Lale Devrindeki reform hareketi, sosyal ve ekonomik nedenlerden dolayı sağlam bir zeminde ilerlemeyince, 1730’da patlak veren Patrona Halil Ayaklanması bu reform döneminin sonunu getirmiştir.

 

Ayrıca Lale Devri’nde ortaya çıkan sosyal tepkiler ve yeni oluşan dinamikler, sonraki dönem ıslahatlarını da etkilemiş ve ıslahatların askeri alanda yoğunlaşmasına sebebiyet vermiştir.

 

Nitekim III. Ahmet’in yerine geçen yeni padişah Sultan I. Mahmut reform çabalarını daha çok ordunun modernizasyonuna yöneltmiş ve bu amaçla Avrupa’dan uzmanlar getirtmiştir.

 

Bu uzmanlardan en bilineni Fransız soylularından olan Humbaracı Ahmet Paşa (Claude- Aleksandre Comte de Bonnevale)’dir.

 

Humbaracı (Humbara: bir nevi havan topu) Ocağı’nın ıslahıyla görevlendirilen Humbaracı Ahmet Paşa, döneminin çok önemli bir reformuna daha öncülük yapmış ve 1736’da topçu askerlerinin eğitimi için “Hendesehane” adından bir teknik okulun açılmasını sağlamıştır.

 

 

Batılı tarzda ıslahatl yapmaya önem veren Padişahlar içerisindeki bir diğer öncü isimlerden biri Sultan III. Mustafa (1757-1774) idi.

 

Bu dönemde Sadrazam Mehmet Ragıp Paşa ile birlikte yürütülen dengeli ve tutarlı politikalar, hazine gelirlerini artırmış, ticaret gelişmiş; vakıflara, tımar ve iltizamlara sıkı denetim getirilmiş; saray masrafları kısılmış ve askeri alanda oldukça etkili yenilikler yapılmıştır.

 

Sultan III. Mustafa’nın ardından tahta geçen I. Abdülhamit, bu ıslahat anlayışını sürdürmeye çalışmış, ancak bu dönemde 1774 yılında Rusya ile imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması, Osmanlı Devleti için ağır şartlar getirmiştir.

 

Küçük Kaynarca Antlaşması, Osmanlı’nın Karlofça’dan sonra imzaladığı en ağır anlaşmalardan biri olarak gösterilebilir.

 

Bu anlaşma ile yüzyıllardır Osmanlı toprağı olan Kırım’ın imparatorluk bünyesinden ayrılma süreci başlamıştı. Kırım’ın Osmanlı’ya bağlılığı sadece dini açıdan halifeye bağlılıkla sınırlandırılmıştı.

 

Küçük Kaynarca Antlaşması’nda bir başka önemli sonucu, Rusya’nın Osmanlı topraklarında yaşayan Ortodoks vatandaşların koruyuculuğuna soyunması oldu.

 

Bu durum, Rusya’nın Osmanlı iç işlerine müdahale etmesine yol açarak, iki ülke arasında sürekli bir çatışma kaynağı oldu.

 

Ruslar’ın anlaşmadan kısa bir süre sonra Kırım’ı tamamen ele geçirmeleri (1783) ise Kırım’daki Müslümanlarının birçoğu vatanlarını terk ederek Osmanlı topraklarına göç etmesine yol açtı.

 

Böylece imparatorluk, acı örneklerini ilerideki tarihlerde sıklıkla yaşayacağı, ilk büyük göç dalgasını yaşamış oldu.

 

Dönemindeki bütün bu sorunlara rağmen Sultan I. Abdülhamit, reformların takipçisi olmaya devam etti. Ordunun ıslahı için Avrupalı uzmanlar istihdam etti. Bu devrin öne çıkan siması, Macar asıllı olan Fransa doğumlu Baron François de Tott oldu.

 

Tott, 1771-1776 yılları arasında orduyu ve savunma bölgelerini güçlendiren tedbirler aldırdı.

 

Yine bu dönemde, teknik eğitim için daha sonra Mühendishane-i Bahri-i Hümayun (deniz mühendishanesi) adını alacak Hendesehane, kapsamlı bir askerî okula dönüştürüldü.

 

Gerileme döneminin son padişahı olan I. Abdülhamit, 7 Mayıs 1789’da hayatını kaybetti.

 

Gerileme dönemindeki tüm bu reform çabalarına rağmen, hiç kuşku yok ki, reformların sürdürebilirliği ekonomik gelişmelerle de bağlantılıydı.

 

Ancak ne var ki, bu dönemdeki gittikçe ağırlığını hissettiren kapitülasyonlar ekonomi üzerinde oldukça yıkıcı bir etkiye sahipti.

 

Kapitülasyona, Osmanlı Devletinin güçlü olduğu zamanlarda ticari hayata canlılık kazandırmak ve özellikle diplomasi alanında siyasi kazançlar sağlamak amacıyla Avrupa devletlerine tanınmıştı.

 

Ancak bu imtiyazlar, devletin gerilemesiyle birlikte, zaman içinde Osmanlı’nın yerine getirmek zorunda olduğu yükümlülükler haline dönüşmüş ve hatta Osmanlı devletinin içişlerine müdahale etmenin bir aracı haline gelmişti.

 

Osmanlı dönemi bundan sonraki süreçte III. Selim, II. Mahmut, Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamit gibi padişahların yönetimi altında çok daha köklü ve derin reformlara imza atacak, ancak parçalanıp dağılmaktan kurtulamayacaktı.

 

Bu nedenle bu yeni dönem, birçok tarihçi tarafından “Dağılma Dönemi” olarak adlandırılacaktı.

 

Osmanlı İmparatorluğunun gerileme nedenleri hakkında daha ayrıntılı bilgi için aşağıdaki yazıyı okuyabilirsiniz:

https://tarihibilgi.org/osmanli-neden-yikildi/

Görüş ve Önerileriniz İçin