Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’na Girmesi ve Savaştığı Cepheler

Osmanlı’nın Savaşa Girmesi

Osmanlı İmparatorluğu, II. Abdülhamit döneminden itibaren İngiltere, Fransa ve Rusya’ya karşı, Avrupa’nın yükselen gücü olan Almanya ile ittifaka girmiştir.

 

Bu ittifak İkinci Meşrutiyet’in ardından kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti iktidarı döneminde de devam etmiştir.

 

Aslında İttihat ve Terakki ilk etapta, İmparatorluğun dış politikasını değiştirmek ve İngiltere ve Fransa ile ittifak kurmak istemiş olsa da,  hem İngiltere ve Fransa’nın İTC’nin bu isteğine olumlu yanıt vermemesi hem de bazı önemli İttihatçılar arasındaki Alman askeri gücüne olan hayranlık buna izin vermemiştir.

 

Nitekim Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle Osmanlı, kısa bir süre içerisinde Almanya tarafında yer alarak bu savaşa girmiştir.

 

 

Osmanlı’nın savaşa girişi şu şekilde olmuştur:

 

İngiliz gemilerinden kaçan Goben ve Breslav adlı iki Alman gemisi 10 Ağustos 1914’te Osmanlı’ya sığındı.

 

Osmanlı gemileri satın aldığını ilan ederek bu gemilere Yavuz ve Midilli isimlerini verdi.

 

Bir süre sonra Alman mürettebatıyla birlikte gizlice Karadeniz’e geçen Yavuz ve Midilli, 29 Ekim 1914’te Odesa ve Sivastopol gibi Rus liman kentlerini bombalamaya başladı. Böylece 1 Kasım 1914’te Osmanlı, resmen Birinci Dünya Savaşı’na girmiş oldu.

 

Orduları büyük oranda müttefik Alman generallerin yönetimine giren Osmanlı, bu savaşta pek çok cephede savaşmak zorunda kaldı.

 

Kafkas (Doğu) Cephesinde Ruslarla, Çanakkale Cephesi’nde İngiliz ve Fransızlarla, Mısır-Filistin-Suriye Cephesinde İngilizlerle, Irak Cephesinde İngilizlerle, Arabistan-Yemen Cephesinde ise isyancı Araplarla savaştı.

 

 

 

Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Cepheleri

 

DOĞU CEPHESİ:

 

Osmanlı ile Rusya arasındaki en son sınır, 93 Harbi sonunda çizilmiş, bu sınırlara göre Batum, Artvin, Kars ve Ardahan Rusya’ya verilmişti.

 

Bu cephede yaşanan önemli gelişmelerden ilki Sarıkamış Harekatı’ydı. 

 

Osmanlı ordularının Ruslara karşı hızlı ve kesin bir şekilde üstünlük kurmak için giriştikleri bu harekât, 25 Aralık 1914’te binlerce Osmanlı askerinin Allahüekber Dağları’nda donarak ölmesi üzerine başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

 

Bu başarısızlığın ardından  Ruslar; 1915’te Malazgirt ve Van’ı, 1916’da Erzurum ve Muş’u, 1917’de ise Erzincan ve Trabzon’u ele geçirdi.

 

Doğu Cephesindeki bir diğer önemli olay, Ermeni Sorunu‘dur. 

 

Silahlı çeteler oluşturan Ermeniler, bağımsız bir devlet kurmak amacıyla Rusya’yla işbirliği yapmakta, Rusya’nın desteğiyle bağımsız bir Ermenistan kurmaya çalışmaktaydı.

 

Bu amaçla Ermeni çeteleri, gerek Osmanlı ordusuna, gerekse sivil Türk halkına yönelik saldırılar düzenlemekte ve bölgede kargaşa çıkartmaktaydı.

 

Bu durum karşısında, İttihat ve Terakki yönetimi 27 Mayıs 1915’te çıkarttığı bir Tehcir Kanunu’yla Anadolu’daki Ermenilerin Irak, Suriye ve Lübnan’a göç ettirilmesi kararını aldı.

 

Ancak, Ermenilerin göç ettirilmesi sırasında yaşanan olaylarda çeşitli nedenlerle yaşanan ölümler, günümüze kadar devam eden “soykırm” iddialarına ve tartışmalarına zemin oluşturdu.

 

Doğu Cephesini ilgilendiren üçüncü önemli olay, Rus İhtilaliydi.

 

Rusya’da, savaşın yarattığı olumsuz koşullar sonucunda, ihtilal ortamı doğmuştu.

 

Bolşeviklerin, 7 Kasım 1917de iktidarı ele geçirerek, savaştan çekildiklerini açıklamalarıyla, Rus orduları Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz’den çekildi.

 

Rusya’yla Osmanlı arasında 3 Mart 1918’de imzalanan Brest-Litovsk Anlaşması’yla, Kars, Ardahan ve Batum Osmanlı’ya geri verildi.

 

 

ÇANAKKALE CEPHESİ:

 

19 Şubat’ta Çanakkale’ye gelen İngiliz ve Fransız donanmalarının, 18 Mart’ta Boğazı geçmek için yaptıkları saldırı mayınlarla püskürtülünce, müttefik güçler bu kez, 25 Nisan 1915’te karadan çıkartma yaptılar.

 

Oldukça şiddetli çatışmalara yol açan bu savaşta, iki taraftan da yüz binlerce asker öldü.

 

Savaş, galip gelemeyeceklerini anlayan İngiliz ve Fransızlar’ın 9 Ocak 1916’da Çanakkale’den çekilmesiyle son buldu.

 

Müttefikler eğer Çanakkale’yi aşabilmiş olsalardı, hem İstanbul’u ele geçirerek Osmanlı’yı teslim alacaklar, hem de karışıklık içindeki Rus Çarlığına yardım ulaştırarak, Rusya’daki devrimi engellemiş olacaklardı.

 

 

MISIR FİLİSTİN SURİYE CEPHESİ:  

 

1869’da Süveyş kanalının açılmasından sonra büyük önem kazanan Mısır, 1882’de İngiltere tarafından ele geçirilmişti.

 

Almanya’nın savaş sırasındaki en öncelikli hedeflerinden biriydi.

 

Bu nedenle, Osmanlı ile Almanya birlikte Mısır’a harekât düzenlediler.

 

Kanal Harekat’ı denilen bu girişim, 15 Ocak 1915 ve 4 Ağustos 1916’da iki kez gerçekleşti.

 

Ancak ikisinde de İngilizler saldırıyı geri püskürtmeyi başardı.

 

Hatta 22 Ağustos 1916’da karşı taarruza geçtiler ve 31 Ekim 1917’de Filistin’i, 19 Eylül 1918’de Kudüs’ü, 1 Ekim 1918’de Sam’ı, 25 Ekim 1918 de ise Halep’i ele geçirdiler.

 

Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemal Paşa, emrindeki Osmanlı ordusu ile İtilaf devletlerini İskenderun yakınlarında durdurmayı başardı. Atatürk, bu sınır için “Türk süngülerinin çizdiği sınır” ifadesini kullanacaktı.

 

 

IRAK CEPHESİ:

 

İngiltere, savaşın başında 23 Kasım 1914’te Basra ve Güney Irak’ı işgal etti. Ancak, kuvvetleri yetersiz olduğundan uzun süre ilerlemeye çalışmadı.

 

Daha sonra Bağdat’a yönelen İngiliz orduları, 22-23 Kasım 1915’teki Selman-ı Pak Muharebesi’ni kaybederek Kut kasabasına çekilmek zorunda kaldı.

 

Kut kasabasını kuşatan Osmanlı orduları ile İngiliz orduları arasında, 6 Ocak-22 Nisan 1916 döneminde gerçekleşen Kut-ül Amare Savaşları sonucunda İngilizler teslim
olmak zorunda kaldı.

 

Teslim olan İngiliz birliklerinde yaklaşık 500 subay ve 13 bin kadar er bulunmaktaydı.

 

İngiliz orduları, 1917 başında yeni birliklerle güçlendirildi. Böylece savaş yeniden başladı. Taarruza geçen İngiliz birlikleri, 11 Mart 1917’de Bağdat’ı ve Orta Irak’ı ele geçirip, Tikrit’e kadar ilerledi.

 

Ancak, İngilizlerin Kuzey Irak’taki Musul-Kerkük bölgesine yaptıkları taarruz başarısız oldu. Mondros Mütarekesi imzalandığında Kuzey Irak hala Osmanlı hâkimiyetindeydi.

 

Ancak, Osmanlı ordusu Mondros Mütarekesi doğrultusunda bölgeden çekilince, bölge İngilizlerin eline geçti. Musul-Kerkük bölgesi, sahip olduğu petrol yatakları nedeniyle savaş sonrasının en tartışmalı konularından biri oldu ve bu sorun “Musul Sorunu” olarak tarihe geçti.

 

 

ARABİSTAN-YEMEN CEPHESİ:

 

Arabistan-Yemen Cephesi, Mekke Şerifi Hüseyin’in 1916’da, İngiltere’nin desteğini arkasına alarak Osmanlı’ya isyan etmesiyle açıldı.

 

Araplar önce, Osmanlı’nın büyük önem verdiği ve oldukça önemli bir yatırım yaptığı Hicaz demiryolunu tahrip ederek, Osmanlı ordusunun yardım almasını engellediler.

 

1916 yazında önce Mekke, daha sonra da Cidde, Taif, Medine, Akabe gibi kentler Osmanlı hâkimiyetinden çıktı.

 

Zor koşullar altında kutsal toprakları korumaya çalışan Fahrettin Paşa komutasındaki Osmanlı orduları, Mondros Mütarekesi’nden ardından bölgeyi tamamen boşaltmak zorunda kaldı.

 

Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı Açısından Sonuçları

 

Tüm bu cephelerde savaşmak zorunda kalan Osmanlı, savaşın sonunda ağır bir yenilgiye uğradı ve büyük toprak kayıplar verdi.

 

Savaş sırasında tahtta bulunan V. Mehmet Reşat, savaşın bitmesine yakın, 3 Temmuz 1918’de öldü. Bunun üzerine taht, kardeşi Vahdettin çıktı.

 

Savaşın yenilgiyle sonuçlanması üzerine, savaş sırasında ülkeyi yöneten İTC hükümeti, 8 Ekim 1918’de istifa etti.

 

30 Ekim 1918’de Osmanlı ordularının teslim olmasını sağlayan Mondros Mütarekesi imzalandı.

 

İttihat ve Terakki liderleri 1 Kasım’da Berlin’e kaçtılar.

 

Kaçmalarının temel nedeni, özellikle Ermeni sorunundan sorumlu tutulmaları nedeniyle, İtilaf devletleri tarafından yargılanma olasılıklarının bulunmasıydı.

 
Ancak, Talat Paşa Berlin’de, Cemal Paşa Tiflis’te, Sait Halim Paşa ise Roma’da Ermeni suikastçılar tarafından öldürüldüler. Birinci Dünya Savaşı‘nın bir sonucu olarak Osmanlı Devleti fiilen ortadan kalktı.

 

Nitekim, Türk ulusu Mustafa Kemal Paşa önderliğinde vereceği Kurtuluş Savaşı’yla yeni bir devleti, Türkiye Cumhuriyeti‘ni kurdu. 

Bu makale işinize yaradı mı?
[Total: 3 Average: 5]