Musul Sorunu Özetle ve Kısaca Nedir?

 

Musul sorunu, Türkiye ile İngiltere arasında Birinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan sorundur. Bu sorun, 5 Haziran 1926 tarihinde İngiltere ile imzalanan Ankara Antlaşması’yla çözüme kavuşmuştur. 

 

MUSUL’UN İNGİLTERE AÇISINDAN ÖNEMİ

 

Bu yazımızda sizlere kısaca Musul sorununun nedenleri, sonuçları ve nasıl çözüme kavuşturulduğu hakkında özet bir bilgi vermeye çalışacağız.

 

19.yüzyılın sonlarından itibaren, petrolün önemli bir enerji kaynağı olarak ortaya çıkmasına paralel bir şekilde önem kazanan Musul Vilayeti, zengin petrol yataklarına sahip olmasının yanı sıra İran ile Mezopotamya arasındaki doğal bir geçiş noktasında bulunması nedeniyle de özellikle İngiltere açısından oldukça önemli bir bölgeydi.

 

İngiltere, Musul’u ele geçirerek hem bölgedeki etkinliğini sürdürebilmek hem de en önemli sömürge toprağı olan Hindistan yolunun emniyetini sağlayabilmek derdindeydi.

 

Bu nedenle de bu bölgeyi, Bağdat ve Basra’yı içine alan bir coğrafyada kurmuş olduğu ve aynı zamanda da mandater devleti konumunda bulunduğu Irak devletinin sınırları içinde tutmaya çabalamaktaydı.

 

Bu çabanın bir sonucu olarak İngiltere, 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi imzalandığı sırada Türk birliklerinin kontrolünde bulunan Musul’u mütarekenin 7. Maddesini ileri sürerek, 15 Kasım 1918’de işgal etti.

 

 

LOZAN KONFERANSI’NDA MUSUL SORUNU

 

Türk Kurtuluş Savaşı’nın başarıya ulaşmasından sonra da Musul topraklarından çıkmayı reddeden İngiltere, Lozan Barış Antlaşması görüşmeleri sırasında Irak devletinin mandateri sıfatıyla Musul’un Irak’a bırakılması konusunda ısrarcı oldu.

 

Bunun için önce “Fetih Hakkı” gibi Uluslararası Hukukta artık yeri kalmamış bir hakka dayanan İngiltere, daha sonra bölgedeki Kürtleri ayrı bir etnik grup olarak tanıtmaya çalıştı.

 

Buna karşılık Türk tarafı, hem Mondros mütarekesinden sonra işgal edilmiş olması hem de Anadolu’nun devamı niteliğindeki etnik yapısı dolayısıyla Misak-ı Milli sınırları içerisinde yer alan bölgenin, iadesi ve geri verilmesi talebini konferansın başından itibaren ısrarla dile getirdi. 

 

Ayrıca Türkiye, sorunun çözümü için bölgede bir halk oylaması yapılması teklifinden bulundu. Ancak bu teklif, İngilizler tarafından “bölge halkının oy verme alışkanlığının olmadığı ve oylamanın amacını anlamayacakları gerekçesiyle” reddedildi.

 

Lozan’da, Musul üzerine bir anlaşmaya varılamaması Konferansı çıkmaza soktuğundan Türk temsilcileri, sorunun çözümünü erteleyen bir formüle razı oldular ve Musul meselesi, anlaşmanın 3. Maddesinin 2. fıkrasında yer aldığı şekliyle, dokuz aylık süre içerisinde Türkiye ile İngiltere arasındaki görüşmelerde çözülmeye bırakıldı. Yine bir çözüm bulunmadığı takdirde ise sorunun Milletler Cemiyeti’ne götürülmesine karar verildi. 

MUSUL SORUNU VE HALİÇ KONFERANSI

 

Türkiye ve İngiltere arasındaki görüşmeler 19 Mayıs 1924’te İstanbul’da Haliç Konferansı adı altında başladı.

 

Türk tarafını TBMM Başkanı Ali Fethi (Okyar) Beyin, İngiliz tarafını ise Britanya’nın Irak Yüksek Komiseri Sir Percy Cox’un temsil ettiği görüşmelerde taraflar tutumlarını değiştirmedi; hatta İngiltere, Hakkâri ilinin dinsel çoğunluğunun Nasturi olduğu iddiasıyla bu il üzerinde de mandateri olduğu Irak lehine hak iddiasında bulundu. 

 

Türk tarafının bu talebi kabul etmeyeceğini bilen İngilizler, meseleyi Milletler Cemiyeti’ne götürebilmek için böylesi bir diplomasi taktiği benimsemişlerdi. Böylece Musul’dan fazlasını isteyerek konferansı çıkmaza sokmak niyetindeydiler. Nihayetinde İngilizler istediklerini elde etti ve konferans hiçbir sonuca varmadan 5 Haziran 1924’te sona erdi.

 

Bunun üzerine İngiltere, Musul Meselesini 6 Ağustos 1924’de Milletler Cemiyetine götürdü. Bu tarihten bir gün sonra ise Nasturi Ayaklanması başladı ve İngilizler bu ayaklanmayı havadan destekledi.

 

MUSUL SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ: ANKARA ANTLAŞMASI

 

Milletler Cemiyeti Musul Meselesini 20 Eylül 1924’te görüşmeye başladı.

 

Türkiye bu sırada Milletler Cemiyetine üye bulunmamakla birlikte, ilgili taraflardan biri olarak Tevfik Rüştü Aras’ın başkanlığında bir heyet tarafından görüşmelerde temsil edildi.

 

Görüşmelerde Türkiye daha önceki görüşünde ısrar ederek Musul’da plebisit yapılmasını isterken, İngiltere bu talebi yine reddetti. Milletler Cemiyeti’ndeki bu görüşmeler sürerken Musul bölgesinde Türk ve İngiliz birlikleri arasında sürtüşmelerin başlaması, iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da gerginleşmesine yol açtı.

 

İngiltere, 9 Ekim 1924 tarihinde verdiği bir ültimatomla, Türk kuvvetleri, İngiltere tarafından saptanan sınırın gerisine çekilmediği takdirde güç kullanacağını bildirdi.

 

Bunun üzerine Türkiye, Milletleri Cemiyeti’nden geçici bir sınır saptamasını istedi ve konsey 29 Ekim 1924’te, “Brüksel Sınırı” olarak bilinen geçici bir Türkiye-Irak sınırı tespit etti.

 

Diğer taraftan da konuyu incelemek üzere bir tahkikat komisyonu oluşturuldu.

 

Ancak iç meseleler Türkiye’nin peşini bırakmıyordu. İsveçli, Belçikalı ve Macar üyeden oluşan bu komisyon, Irak ve Türkiye’de inceleme yaptığı sırada 13 Şubat 1925’de Şeyh Said isyanı patlak verdi.

 

Bu isyan Türkiye’yi askeri ve ekonomik olarak yıprattığı gibi, bölgedeki istikrarı da bozdu. Ayrıca Musul konusundaki İngiliz tezini güçlendirirken; Türk tezini zayıflattı. 

 

 

 

Nihayet Komisyon, hazırladığı raporu 16 Temmuz 1925’de Milletler Cemiyetine sundu. Rapor beklenildiği gibi Musul’un İngiliz mandası altındaki Irak’a katılmasını ve Türkiye-Irak arasındaki sınırın, Brüksel’de belirlenen çizgiden geçmesini tavsiye etmekteydi. 

 

Milletler Cemiyeti ise bu tavsiyeye uyarak 16 Aralık 1925 tarihli toplantısında Musul’un Irak’a verilmesini ve Irak’taki İngiliz manda yönetimin 25 yıl uzatılmasını kararlaştırdı. 

 

Musul sorununun çözümünde Milletler Cemiyeti’nin Türkiye aleyhinde karar vermesi beklenmedik bir gelişme değildi. Zira 1919 yılında kurulmasından itibaren Birinci Dünya Savaşı’nın galip ülkelerinin özellikle de İngiltere’nin adeta bir organı haline gelmiş olan ve Türkiye’nin henüz üyesi bile olmadığı Milletler Cemiyeti, İngiltere aleyhine bir karar veremezdi.

 

Türkiye bu karardan bir gün sonra 17 Aralık 1925’te SSCB ile Dostluk, Tarafsızlık Antlaşması imzalayarak Batı Cephesine karşı tepkisini ortaya koydu. Ancak tepki bununla sınırlı kaldı.

 

Çünkü Türkiye’nin, bu karar karşısında Misak-ı Milli sınırları içerisinde yer alan Musul’u geri alabilmesi için güce başvurmaktan başka çaresi kalmamıştı. Oysa ülke içerisinde yaşanan yeni yapılanma ve Şeyh Sait İsyanı gibi gelişmeler böyle bir güce başvurmayı neredeyse imkânsız hale getirmekteydi.

 

Bu gelişmeler üzerine Atatürk, dış politikasının temel bir özelliği olan gerçekçiliğe uygun davranarak, İngiltere ile anlaşmayı kabul etti ve sonuçta 5 Haziran 1926’da imzalanan Ankara Antlaşmasıyla ufak tefek değişiklikler dışında “Brüksel Hattı” Türkiye-Irak sınırı olarak kabul edildi. Böylece Musul, İngiliz mandası altındaki Irak’a bırakıldı.

 

Musul meselesinin silaha başvurmadan çözülmesi Türkiye’nin Lozan sonrasındaki sorunları, Atatürk Dönemi Türk Dış Politikasının temel unsurlarından biri olan diplomasi, gerçekcilik ve barışçılık yoluyla halletme politikasının önemli bir örneğidir.

 

 

 

Musul Sorunu: Kronolojik Bir Özet

30 Ekim 1918 – Mondros Mütarekesi imzalandı.

15 Kasım 1918 – İngiltere Musul’u İşgal etti

20 Ocak 1920 – Mondros Mütarekesi sonrası işgal edilen Musul, Misak-ı Milli Kararları içerisinde yer aldı.

24 Temmuz 1923 – Lozan Antlaşması imzalandı. Antlaşmanın 3. Maddesinin 2. Fıkrasına göre, Musul meselesi 9 aylık süre içerisinde Türkiye ile İngiltere arasındaki görüşmelerde çözülmeye, çözülemediği takdirde meselenin BM’ye götürülmesine karar verildi.

19 Mayıs 1924 – Meselenin çözümü için Türkiye ile İngiltere arasındaki görüşmeler İstanbul’da Haliç Konferansı adı altında başladı.

5 Haziran 1924 – Haliç Konferansı, İngiltere’nin uzlaşmaz tavrı ve Musul yanında Hakkâri’yi de talep etmesi nedeniyle sonuç alınamadan sona erdi.

6 Ağustos 1924 – İngiltere meseleyi Milletler Cemiyetine götürdü.

20 Eylül 1924 – Musul meselesi Milletler Cemiyeti’nde görüşülmeye başlandı.

9 Ekim 1924 – İngiltere, Türkiye’ye verdiği ültimatomla belirlediği sınırın gerisine çekilmesini istedi.

29 Ekim 1924 – Türkiye’nin isteğiyle, BM, “Milletler Cemiyeti” olarak bilinen geçici bir Türkiye – Irak sınırı belirledi.

4 Ocak 1925 – Musul Meselesini incelemek üzere Milletler Cemiyeti tarafından oluşturulan Komisyon Ankara’ya geldi.

13 Şubat 1925 – Şeyh Said isyanı patlak verdi.

16 Temmuz 1925 – Milletler Cemiyeti tarafından oluşturulan komisyon konu hakkında hazırladığı raporu cemiyete sundu.

16 Aralık 1925 – Milletler Cemiyeti, Musul’un İngiliz mandası altındaki Irak’a verilmesini kararlaştırdı.

17 Aralık 1925 – Türkiye, SSCB ile Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması imzaladı.

5 Haziran 1926 – Ankara Antlaşması imzalandı ve bu antlaşmayla ufak tefek değişiklikler dışında “Brüksel Hattı” Türkiye-Irak sınırı olarak kabul edildi.

Bu makale işinize yaradı mı?
[Total: 8 Average: 3.8]