Leninizm Nedir? Kısaca Leninizm ve Temel Argümanları

Rus Bolşevik Devriminin lideri ve Sovyetler Birliğinin kurucusu Vladamir Ilyich Ulyanov yani bilinen adıyla Lenin tarafından ortaya konulan komünist ve Marksist teoriye Leninizm denir.

 

20. yüzyılın en etkili Marksist teorisyeni olarak kabul edilen Lenin, gerçekleştirdiği Bolşevik devrimiyle birlikte, Marksist teorinin en büyük uygulayıcısı olarak da tarihe geçmiştir.

 

Marx ve Engels tarafından ortaya konulan klasik Marksist teoriden büyük ölçüde etkilenen Lenin, bu teoriyi hem dönemin ve Rusya’nın koşullarına uyarlama çabası hem de geliştirme çabasıyla birtakım yeni fikirler ortaya koymuştur. 

 

Lenin’in görüşleri, özellikle şu üç eserde ortaya koyduğu düşünceler çerçevesinde kısaca özetlenebilir.

 

Bu eserler:

 

Lenin “Ne Yapmalı?” adlı eserinde, proletarya sınıfını yönlendirecek ve ona yol gösterecek “öncü” bir partinin önemine vurgu yapar.

 

Klasik Marksist teoriye göre, gelişmemiş ve sanayileşmemiş tarım ülkelerinde sosyalist devrimin gerçekleşebilmesi için bu devletlerde öncelikle geçici bir burjuva yönetiminin kurulması zaruridir.

 

Çünkü Marx’ın ortaya koyduğu “tarihsel şema” ya göre sosyalist devrim için gerekli olan işçi sınıfı ve bu sınıfın geliştireceği devrimci bilinç, ancak bir burjuva yönetimi altında ortaya çıkabilir. 

 

Ancak Lenin, bu noktada hem klasik Marksizm’den hem de Rus komünist hareketinin diğer üyeleri olan Menşeviklerden ayrılmaktadır.

 

Lenin’e göre, sosyalist bir devrime illaki bir burjuva yönetiminden geçerek ulaşmak şart değildir.

 

Hatta Lenin’e göre proletaryanın bir burjuva düzeni altında dahi kendiliğinden bir devrimci bilinç geliştirmesi de pek mümkün değildir.

 

İşçi sınıfı bu bilinç olmaksızın, gerçek düşmanının kapitalizm olduğunu fark edemez.

 

Dahası, daha iyi bir ücret, daha az çalışma saati ve daha güvenli bir çalışma ortamı gibi koşullar elde etmeye çabasıyla kapitalizm içindeki koşullarını iyileştirme çabası içine girer.

 

Bu çabayı “sendika bilinci” olarak adlandıran Lenin’e göre “sendika bilinci” ni “devrimci bilinç” e dönüştürecek olan “öncü bir devrimci parti” nin varlığıdır.

 

Eğitim ve örgütlenme yoluyla işçi sınıfını “devrimci bilinç” e kavuşturacak olan “parti”, aynı zamanda “proleterya diktatörlüğü” nü kuracak ve komünist toplumsal yapıya geçişin son aşaması olan sosyalist devrimi de gerçekleştirecek olandır. 

 

Görüldüğü üzere Leninizm için, devrime giden yolda proletaryadan ziyade bu sınıfa öncülük yapacak bir partinin varlığı çok daha önemlidir.

 

Lenin’in ikinci önemli eseri “Devlet ve Devrim” ise temel olarak kapitalist aşamadan komünist aşamaya geçişte “proletarya diktatörlüğü” nün neden gerekli olduğu sorusu üzerine yazılmıştır.

 

İktidarın ele geçirilmesi ve komünist idarenin tesis edilmesi konularına oldukça önem veren Lenin’e göre komünist düzene geçene kadar devletin varlığını zorunludur. 

 

Çünkü komünizme giden yolda, geçmişten gelen kapitalist sömürü güçlerini gerekirse baskı ve şiddet yoluyla da olsa kontrol etmek ve ardından yok etmek gerekir.

 

“Proletarya Diktatörlüğü” olarak adlandırılan bu süreçte kapitalizm tüm yönleriyle tasfiye edilecek ve burjuva sınıfı ortadan kaldırılacaktır.

 

Böylece ortaya çıkacak sınıfsız toplum yapısı, devletin de kendiliğinden ortadan kalkması ve komünizmin doğmasına anlamına gelecektir.

 

Lenin’in görüşlerini yansıtan üçüncü önemli eser ise 1916 yılında yayımlanan “Emperyalizm: Kapitalizmin En İleri Aşaması” isimli eserdir.

 

Bu eserde, iktisadi bir olgu olarak sömürgeciliği ele alan Lenin’e göre emperyalizm ya da sömürgecilik, Kapitalizmin en ileri aşaması, ama aynı zamanda can çekişme dönemidir.

 

Emperyalizm olgusu sayesinde sermayelerini, sömürgeleştirdikleri ülkelere ihraç edebilen kapitalist devletler, bu ülkelerdeki emek gücünü ve doğal kaynakları kendi çıkarlarına kullanmak suretiyle, kendi ülkelerindeki işçilerin nispeten daha iyi koşullarda yaşamalarını sağlamakta, emek-sermaye çelişkisini bir anlamda bertaraf etmektedir.

 

Böylece kendi ülkelerinde yaşanacak olası bir komünist devrim tehlikesininin de önüne geçmektedirler. 

 

Bu mekanizma sayesinde emperyalist-kapitalist sistem var oldukça, kapitalizmin gelişkin olduğu ülkelerde bir proletarya devriminin oldukça zor olduğunu gören Lenin’e göre devrim ancak Rusya gibi, kapitalist sistemin daha az gelişkin olduğu ülkelerde ya da sömürge altındaki ülkelerde meydana gelebilir ve buralardan tüm dünyaya yayılabilir.

 

Sonuç olarak temel argümanlarını yukarıda kısaca açıklamaya çalıştığımız Leninizm’i, Marksist teorinin çağa ve koşullara yani pratik düzleme uyarlanma çabası olarak okuyabiliriz.

 

Lenin, teorisini oluştururken hem yaşadığı dönemde I. Dünya Savaşı gibi büyük bir savaşın ortaya çıkmasına yol açan “emperyalizm” olgusunu dikkate almış, hem de kendi önderliğinde dünyadaki ilk sosyalist devrime imza atan Rusya’daki iç koşulları ve ekonomik yapıyı göz önünde tutarak, pratik yanı güçlü bir komünist teori ortaya koymaya çabalamıştır.