Friedrich Nietzsche Kimdir? Kısaca Felsefesi ve Düşünceleri

“Tanrı öldü. Onu biz öldürdük.” ya da “Beni öldürmeyen şey, güçlendirir” gibi oldukça sıradışı ve kışkırtıcı aforizmalarıyla tanınan Alman Filozof Friedrich Nietzsche, 1844 yılında doğdu.

 

Belli ölçülerde Schopenhauer ve Heraclitus gibi filozoflardan etkilense de felsefe tarihinin diğer pek çok filozofuna karşı negatif bir bakış açısı geliştiren Nietzsche, ortaya koyduğu düşüncelerle, oldukça özgün bir profil sergilemişti. 

 

Üretim süreci, yaşadığı sağlık sorunları ve nihayetinde akıl sağlığını kaybetmesi nedeniyle nispeten kısa sürmüş olsa da, Nietzsche’nin arkasında bıraktığı eserler, özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı düşünce tarihini derinden etkilemeyi başardı.

Düşünürün kaleme aldığı bazı önemli eserler şunlardır:

 

 

 

Sağlığında çok fazla ilgi görmeyen bu eserler, ölümünden sonra büyük yankı uyandırmaya başlayacak ve Nietzsche, aralarında Karl Jaspers, Martin Heidegger, Jean-Paul Sartre, Jacques Derrida, Michel Foucault gibi isimlerin olduğu birçok filozofu etkileyecek, varoluşçuluğun ve postmodernizmin mimarları arasında sayılacaktı.

 

 

Nietzsche’nin felsefesi, hatalı bir şekilde nihilizmle (varlıkta bir anlam bulmanın imkânsız olduğu düşüncesi) özdeşleştirilmiş olsa da aslında o Nihilizmin yarattığı değer bunalımıyla mücadele etmeyi amaçlamıştı. Hedefi, nihilizmin insanları ittiği varlık probleminin üstesinden gelmekti.

 

“Tanrının ölümü” Nietzsche için problemin başlangıcıydı. Şöyle diyordu Nietzsche;

 

“Tanrı öldü. Tanrıdan geriye bir ölü kaldı. Ve onu öldüren biziz. Hâlâ gölgesi beliriyor uzaklarda. Kendimizi nasıl avutacağız, biz katillerin katilleri?”

 

 

Bu ifadeler, sıklıkla varsayıldığı gibi bir “kutlama” ifadesi değildir.

 

Bir ateist olarak Nietzsche, Hristiyanlığa oldukça sert eleştiriler getirmekle birlikte, onun insanın hayatını anlamlandırma çabasında, önemli bir işlev yerine getirdiğini düşünmekteydi.

 

Ancak din, gelişen bilimsel dünya görüşü ve felsefi şüphecilikle birlikte “insan hayatına anlam katma” işlevini artık geri döndürülemez bir biçimde kaybetmişti. İşte Nietzsche’nin “Tanrı öldü” ifadesi, bir anlamda bu durumun bir kavramsallaştırmasıydı.

 

Peki böylesi bir ortamda insanlık hayatına nasıl anlam katacak? Anlam arayışı için nereye yönelecekti?

 

Nietzsche’ye göre dinin bıraktığı boşluk kültürle doldurulmalıydı. Yani sanat, felsefe, tiyatro müzik ve edebiyat gibi alanlar dinin yerini almalıydı.

 

Sanatta tıpkı tanrılar ve dinler gibiydi. İnsan tarafından yaratılmıştı. Dolayısıyla insan, kendi varoluş amacını yine kendisi yaratmalıydı.

 

Ayrıca sanat dinlere ya da bilime nazaran daha “insanca” idi.

 

Çünkü Nietzsche’ye göre sanat, ezeli ve ebedi ölçütlerden uzak olması nedeniyle insanı özgürleştirmekte ve insanın kendi kendine prangalar vurmasını engellemekteydi.

 

Tek bir gerçek, tek bir doğru, tek bir hakikat olmadığını düşünen Nietzsche için insan, kendi gerçekliğini kendisi yaratmalı, kendi hayatını kendisi anlamlandırmalıdır.

 

Bu noktada Nietzsche felsefesinin bir diğer önemli kavramı ortaya çıkar: Übermensch yani Üstinsan.

 

Nietzsche’ye göre üstinsan, “hayatın anlamı” problemini tek başına ele alan, kendi anlamını yaratan ve bunu yaparken de kendi dışında hiçbir referansa (din, gelenek, bilim vs. gibi) ihtiyaç duymayan insandır.

 

Başka bir deyişle kendi kendini var eden, yaratan insana Nietzsche felsefesinde “Üstinsan” denir.

 

Nietzsche’ye göre bildiğimiz anlamıyla insan, aslında hayvan ve üstinsan arasında yer alan bir varlık, adeta bir “ara tür” dür.

 

İnsanın kendini aşarak üstinsan olabilmesi ise ancak ve ancak ezeli ve ebedi ölçütlerden sıyrılarak, özgürleşmesi ve kendini baştan yaratmasıyla mümkündür.

 

 

Nietzsche’nin, Hristiyanlık dinine getirdiği eleştirileri bilmek, onun üstinsan kavramını daha iyi anlayabilmemiz açısından bizlere kolaylık sağlayabilir.

 

Nietzsche’ye göre Hristiyanlık, insanca bir yaşamın gerektirdiği bütün özelliklerin reddini gerektirmektedir.

 

Örneğin günah kavramı, bizim içgüdülerimizden ve seksüelimizden utanmamıza sebep olurken; iman kavramı ise bizim meraklı ve şüpheci doğamızı baskılar. Aynı şekilde merhamet ise, zayıflığın arzu edilen ve değer gören bir durum olmasının yolunu açar.

 

Dahası Hristiyanlık, bütün bunları “ölümden sonraki yaşam” vaadiyle yaparak, bir anlamda öteki dünya adına yaşamakta olduğumuz hayatın göz ardı edilmesine ve değersizleşmesine yol açar.

 

Bu anlamda Hristiyanlık der Nietzsche, “yaşamın en büyük düşmanıdır.”

 

Nietzsche’nin amacı, insan hayatının daha gerçekçi, daha insanca ve doğasına yabancı olmayan değerlerle anlam kazanması ve insanın ezeli ve ebedi gerçekler taşıdığını iddia eden kavramlarla sınırlandırılmamasıdır.

 

 

Nietzche’nin hayatı ve fikirleri hakkında daha ayrıntılı bilgi için aşağıdaki diğer internet kaynaklarına başvurabilirsiniz: