Ateizm Nedir? Kısaca Ateist Felsefe ve Argümanları

Ateizm yani tanrıtanımazcılık, bazı nedenlerden hareketle Tanrı’nın ya da herhangi bir ruhsal ve uhrevi varlığın olmadığını savunan bir düşünce biçimidir. Bu düşünce biçimini savunanlara Ateist denir. 

 

Ateistleri Tanrı’nın var olmadığı fikrine götüren nedenler çeşitlidir. Bu nedenleri kısaca inceleyecek olursak;

 

Tanrı’nın Kanıtlanamaması

 

Ateizm’e göre varlığı kanıtlanamayan bir şeyin, varlığına inanmak mantıklı bir tutum değildir.

 

Mahkeme örneğinde de görüleceği üzere bir iddiayı ileri süren kişi, bu iddiasını kanıtlamak zorundadır. İddiasını kanıtlayamayan bir davacının iddiası ile birlikte iddia ettiği konu da düşer.

 

Bu nedenle Tanrı’nın var olduğunu iddia eden bir kişi, bu iddiasını kanıtlamak zorundadır.

 

Bir başka deyişle kanıtlanması gereken tanrının yokluğu değil, tanrının varlığıdır. 

 

Çünkü hiç kimse var olmayan bir şeyin neden ve nasıl var olmadığını kanıtlayamaz.

 

Birçok Ateistin Tanrı’nın var olmadığına ilişkin akıl yürütmelerinin temelinde yatan ilk genel gerekçe budur.

Dinlerin Yol Açtığı Olumsuzluklar

 

Ateizm için öne sürülen bir diğer önemli gerekçe, dinlerin insan yaşamında neden olduğu yıkıcı etkilerdir.

 

De la Mettrie, D’Holbach gibi bazı 17. Yüzyıl ateist filozofları özellikle kilisenin ve dinlerin insan hayatında oynadıkları olumsuz rollere, dinsel aşırılığa, din savaşlarına ve dinsel hoşgörüsüzlüğe işaret ederek, bütün bunların nedeninin Tanrı kavramı olduğunu düşünmüşlerdir.

 

Bizde Tevfik Fikret de ünlü şiiri Tarih-i Kadim‘de bu düşünceye uygun düşünceler ileri sürmüştür: 

 

Dinlerim seni, göklerin tanrısı,
din ulularından dinlerim seni:
“Ne benzer var, ne noksanı,
canlı ve ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve yüce.
Odur veren yiyeceği içeceği,
düşleri gerçek yapan o,
bilen, haberi olan, kahreden ve öç alan,
açık, kapalı her şeyi duyan ve anlayan,
el uzatan yoksullara ve çaresizlere,
her zaman her yerde bulunan ve her yeri gören…”
Seni böyle övüp duruyorlar işte.
Oysa senin en üstün özelliğin ne,
“Ortaksız” oluşun değil mi?
Kaç ortağın var şu bataklıkta, bir bak.
Topu ölümsüz ve her şeye gücü yeten ve kahreden.
Ve topu ortaksız ve tek.
Ve topunun buyruğu yasağı ve saltanatı var,
ve topunun yukarlarda bir gökyüzü.
Bütün ordan gelir yüreğe doğan.
Topunun güneşi, ayı, yıldızları var,
ve topunun görünmez bir tanrısı.
Topunun adanan bir cenneti var,
ve topunun bir varlığı, bir yokluğu,
ve topunun saygıdeğer bir peygamberi.
Ve topunun cennetinde körpecik güzel kızlar yaşar.
Ve topunun cehenneminde birer lokmadır insancıklar.
Tanrılar ne derse onu yapacak halk,
sabırla ve kahırla olacak iki büklüm.
Ama tanrılar ne derse onu yapacak.

 

Bu düşünceye göre insanlığa barış ve huzuru getirebilmek için insanlarda boş inançların kökünü kazımak gerekir. Dinsel katliamları ve felaketleri önleyecek olan tek şey ateizmdir. 

Bilimsel Gelişmeler

 

Ateist düşünceyi güçlendiren bir diğer etken, özellikle 17. yüzyıldan itibaren yaşanan bilimsel gelişmelerdir.

 

Ateizm bu bilimsel gelişmelerden hareketle, evreni izah etmek için artık bir tanrı varsayımına gerek olmadığını iddia etmiştir.

 

Örneğin meşhur matematikçi Pierre-Simon Laplace, Napolyon’a astronomik evrenin nasıl varlığa geldiğine ilişkin ortaya koyduğu bir kuram sunar. Sunum sırasında Napolyon ona, bu sistemde Tanrı’nın nerede işe karıştığını sorar ve Laplace şu ünlü cevabı verir:

 

“Tanrı mı Majeste? Ben böyle bir varsayıma ihtiyaç duymadım.”

 

Sosyoloji ve Felsefe Alanında Yapılan Çalışmalar

 

Dinin kaynağı, toplumlarda din ve Tanrı fikrinin nasıl ve neden ortaya çıktığı, hangi ihtiyaçlara cevap verdiği şeklindeki sorulara ilişkin olarak gelişen; din sosyolojisi, din psikolojisi, din antropolojisi, dinler tarihi gibi modern bilimsel disiplinler de getirdikleri yaklaşımlarla Ateizm fikrini beslemişlerdir.

 

Dinlerin, insanın arzularını ve korkularını tatmin aracı olduğu şeklindeki psikanalist yaklaşım ve dinlerin ilkel insanın basit duyularına cevap veren yapılar olduğunu savunan pozitivist yaklaşım, bu yaklaşımların en iyi örnekleridir.

 

Bu yaklaşımlara göre, insanlığın ilerlemesi sonucunda akıl çağına yani pozitif çağa erişilmiş olup, insanların herhangi bir şeyi açıklamak için Tanrı, din, büyü gibi metafizik kokulara başvurmaya ihtiyaçları kalmamıştır. 

 

Sosyolojide Durkheim‘ın, psikolojide Freud’un, tarihte Marx’ın ve Proudhon’un getirdiği açıklamalar veya ortaya attıkları kuramlar, insanı Tanrı fikrine götüren ihtiyaçları ve dinlerin toplumda gördükleri işlevleri açıklamak iddiasında oldukları için, doğal olarak Tanrı’nın insanlar veya toplumlar tarafından yaratılmış, uydurulmuş olduğu görüşünü beslemişler ve böylece ateizme giden yolu genişletmişlerdir.

 

Ayrıca Nietzsche, Sartre, Russell gibi çağdaş filozofların din felsefesi alanına giren Tanrı fikrine ve Hiristiyanlığa karşı açmış oldukları savaş da Ateist düşünceyi güçlendirmiştir.

 

Örneğin Nietzsche’ye göre Hıristiyanlık, bir köleler dinidir. Hayatta yenilmiş olan köleler bu dünyadaki mutsuzluklarını telâfi etmek için kendilerine bir öte dünya yaratmışlardır. Dünya zevklerinden pay alamadıklarından ‘günah’ diye bir kavram icat etmişlerdir.

 

Yine bir başka ünlü filozof Feuerbach da aynı perspektifte, ama tamamen tersi bir görüşü savunur. Feuerbach’a göre din, insanın bu dünyada gerçekleştiremediği adalet rüyasıdır. Adalet, sevgi, bilgelik gibi özellikler, aslında insan bilincinin nitelikleridir; ama onlar Tanrı’ya yansıtılarak idealize edilmişlerdır. Bu anlamda, “Tanrılar, insanların gerçekleşmiş arzularıdır.”

 

Din hakkındaki görüşleriyle ünlü olan bir diğer önemli filozof Karl Marx’tır. Onun “Din, halkın afyonu, kalpsiz bir dünyanın kalbidir” sözü ünlüdür. Marx’a göre sömürenler yeryüzünde sömürdükleri insanlara kendilerinden mahrum ettikleri nimetleri öte bir dünyada vadederler.

 

Freud ise Tanrı inancını, çocuğun babaya olan sevgisini büyüyünce Tanrı’ya transfer etmesi olarak görür. Bu bağlamda Tanrı inancıyla birlikte,  âdil, iyi ve her şeye gücü yeten bir babanın koruması altındaki çocukluğa nostaljik bir dönüş söz konusudur.

 

Ünlü sosyolog Durkheim ise Tanrı inancı altında insanların, aslında kendilerini aşan ve kendileri üzerine yükselen toplumun bilincine vardıklarını göstermeye çalışır.

 

Evrende Kötünün ve Acının Varlığı

 

Dinlerin veya Tanrı inancının bu türden felsefi, sosyolojik psikolojik ve tarihsel açıklamalarının yanı sıra, bazılarını Tanrı fikrini reddetmeye ve Ateizm fikrini benimsemeye yönlendiren bir diğer önemli olgu, evrende ahlaki anlamda kötünün ve acının varlığı olmuştur.

 

Bu düşünceye göre, her şeye gücü yeten ve rahmet sahibi bir tanrının dünyada sonu gelmeyen kötülüklere izin vermesi bir çelişkidir. Romalı düşünür Lactantius, bu problemi şöyle özetlemiştir:

 

“Tanrı ya kötülükleri defetmek istiyor da gücü yetmiyor; ya gücü yetiyor, fakat O, bunu istemiyor; ya da O bunu ne istiyor ne de buna gücü yetiyor; veya hem istiyor hem de gücü yetiyor. Eğer istiyor da gücü yetmiyorsa, O güçsüzdür ki, bu Tanrı’nın karakterine uygun değil; eğer gücü yetiyor da istemiyorsa, O kötü niyetlidir ki bu da aynı derecede Tanrı’yla uyuşmaz; eğer ne istiyor ne de gücü yetiyorsa, O hem kötü niyetli hem de güçsüzdür, bu durumda zaten Tanrı değildir; eğer hem istiyor hem de gücü yetiyorsa ki, Tanrı’ya yakışan da sadece budur, o zaman kötülük hangi kaynaktan geliyor ya da Tanrı neden onları savmıyor?”

 

Son olarak, Ateist düşüncenin güçlenmesini sağlayan bu fikir ve saptamalara Teizmi savunanlar tarafından pek çok cevap verildiğini ve verilmekte olduğunu hatırlatmalıyız.

 

Ancak yazımız Ateist felsefeye odaklandığından bu cevaplara burada yer vermiyoruz. Bu tarz karşıt tezlerden haberdar olmak isteyenler aşağıdaki sayfaları okuyabilir: 

 

https://19.org/tr/kotuluk-problemi/

http://www.dinimizislam.com/detay.asp?id=3036

http://www.risaleonline.com/soru-cevap/ateizm

https://sorularlaislamiyet.com/allahin-varligina-delillere-ateistlerin-yaptigi-itirazlar-var-nasil-cevap-verelim

 

Bu makaleyi faydalı buldunuz mu?
[Total: 6 Average: 4.8]

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.