Modernizm ve Postmodernizm Nedir?

Modernizm Kavramı: Tanımı ve Ortaya Çıkışı

Modernizm, Avrupa’da 17. Yüzyılla birlikte görülmeye başlayan toplumsal, siyasal ve kültürel değişimlerin yaşandığı dönemi ifade eder. Aklı temel alması ve tüm toplumsal ilişki ve kurumları akılcı esaslar üzerine oturtmayı hedeflemesi nedeniyle “akıl çağı” olarak da anılır.

 

İnsan aklı, modernizmle birlikte, dünyayı anlamak, yorumlamak ve dönüştürmek için tek referans kaynağı olarak ortaya çıkmıştır. Böylece ortaçağda din ve gelenekten beklenen dünyayı anlamak, yorumlamak ve değiştirmek görevi insan aklına verilmiştir.

 

Bu döneme hâkim olan düşünce, “insanın, aklı ve bilimin ışığı sayesinde bütün toplumsal sorunları çözebileceği ve yine bu sayede insanlığın daima ilerleyeceği” düşüncesidir.

 

Gerçeğin “tek” olduğunu ve buna akıl yoluyla ulaşılabileceğimizi belirten Modernizm, buradan hareketle ideal bir toplum toplum modeli ortaya koymuştur. Laikleşme, akılcılık, kentleşme, sanayileşme ve ulus devlet gibi süreç ve kavramlar hep bu dönemin ve idealleştirmenin ürünleridir. Modernist anlayışa göre bu süreçler, Avrupa dışı toplumlarda da yaşanacak ve onlarda aklın egemen olduğu evrensel bir hukuk ve devlet modeli içerisinde yaşayacaktır.

 

Ancak modernizmin idealize ettikleri ve pratikte yaşananlar aynı olmamış, modernist dünya görüşü yeni soru ve sorunlar gündeme getirmekte gecikmemiştir. En başta “insan aklının her şeyi çözebileceği ve insanlığın akıl sayesinde sürekli ileri gideceği” düşüncesi sorgulanmaya başlamıştır.

 

Özellikle 20. Yüzyılda yaşanan Birinci ve İkinci Dünya Savaşı, atom bombası, nükleer silahlar ve dünyanın çeşitli bölgelerinde ortaya çıkan terörizm ile açlık ve sefalet gibi gelişmeler, insan aklının birer sonucu olarak görülmüş, modernizmin iyimserliğine ve insan aklına olan inanca gölge düşürmüştür. Ayrıca Avrupa dışı toplumlardan beklenen “modernleşme” gerçekleşmemiş, “insan aklı ve bilim” buralarda egemenliğini ilan edememiştir. 

 

Postmodernizm Kavramı: Tanımı ve Ortaya Çıkışı

Bu gelişmeler karşısında, modernizm anlayışının başarısızlığını ilan eden bir takım düşünürler, modern dönemin sona erdiğini ve yeni bir dönemin başladığını iddia etmişlerdir. Bu dönemin adı “Postmodern Dönem” bir diğer ifadeyle Postmodernizm’dir.

 

Post ön eki, kelimeye sonrası anlamı katar. Daha açık bir ifadeyle tamladığı kelimenin bilinen ve alışık olunan anlamının değiştiğini ve anlatılmak istenen durumun, bugüne kadar olandan farklı olduğunu ifade eder.

 

Dolayısıyla postmodern yani modern sonrası tabiriyle anlatılmak istenen, modernizmin sona erdiği, modernizmin temel varsayımlarının artık geçersiz olduğu ve yeni bir döneme girildiğidir.

 

Postmodern tabiri bilim, sanat, edebiyat ve mimari gibi pek çok alanda karşımıza çıkmakla birlikte, biz burada kavramın felsefe ve sosyoloji açısından taşıdığı anlam üzerinde duracağız. 

 

Postmodern düşünürler, modernizmin en temel varsayımına yani “gerçeğin tek olduğu ve buna akıl yoluyla ulaşılabileceği” düşüncesine karşı çıkarlar. Bu düşünürlere göre, evrensel bir insan aklına yani evrensel gerçek ve doğrulara olan inanç, sanıldığı gibi insanlığı refaha kavuşturmamış bunun yerine birçok sorunu beraberinde getirmiştir.

 

Çünkü gerçek tek değildir. Postmodernizme göre evrende birçok gerçek vardır, her insanın, her toplumun farklı gerçekleri vardır. Bu gerçeklerin hiçbiri esas, ana, temel gerçekler değildir. Özetle mutlak gerçek diye bir şey yoktur. Postmodernizm, tüm bilgilerin eşdeğer olduğunu yani aynı derecede gerçek ve doğru sayılması gerektiğini savunur.

 

Postmodern düşüncede amaç bir soru ve sorun karşısında kesin ve mutlak bir cevaba ulaşmak değil, aynı soruya farklı cevaplar verebilmektir, çünkü doğru olan budur. 

 

Farklılığa, çoğulculuğa ve heterojenliğe vurgu yapılan Postmodern anlayışta evrenselliğe karşı yerellik ön plana çıkarılır. Postmodernizme göre evrensel bir insan ya da toplum modeli olmadığından ideal bir hukuk ya da devlet modeli önermek boşunadır.

 

Bazı düşünürler, postmodernizmin bu varsayımlarının ilk bakışta “masum” ve “haklı” varsayımlar gibi gözükmekle birlikte, özellikle toplumsal ve siyasal anlamda birtakım “tehlikeler” barındırdığını belirtiler.

 

Buna göre Postmodernizm, özellikle yerelliği ve bu bağlamda etnik ve dini kimlikleri ön plana çıkarmak suretiyle, ulus devlet ve vatandaşlık kavramları açısından tehlikeli olabilir. Etnik ve bölgesel ayrılıkları güçlendirerek ulus devletler açısından istikrarsızlık yaratabilir, bir ülkenin vatandaşı olmaktan ziyade bir dine ya da etnik gruba etnik gruba ait olmayı daha önemli hale getirebilir.

 

Modern akla getirdiği eleştiri ve bilimsel doğruları diğer doğrularla (örneğin dini ya da geleneksenel doğrularla) eşdeğer tutma eğilimi nedeniyle, dini güçlendirebilir ve tekrar siyaset sahnesinde görünmesini, böylece toplumsal hayatta etkinliğini arttırmasını sağlayabilir. 

Bu makale işinize yaradı mı?
[Total: 4 Average: 5]