Aydınlanma, Modernite ve Pozitivizm Nedir? Çevre Sorunlarıyla İlişkileri Nelerdir?

Çevre sorunlarının hissedilir hale gelmesi ve gelecek açısından tehdit oluşturması sanayi devriminin bir sonucudur. Bu nedenle öncelikle sanayi devriminin arkasındaki bilimsel ve zihinsel dönüşümü anlamak gerekir. Bu dönüşüm nedeniyle, bu dönemden sonra organik dünya görüşünün yerini mekanik bir dünya görüşü almaya başlamıştır.

 

Bacon, Descartes ve Newton’la şekillenen, günümüz biliminin metodolojisi olan “pozitivizm” bilimsel bilginin sadece deney ve gözlemle elde edileceğini vurgulamıştır. Geçmişte bilginin diğer kaynakları olan gelenek, tecrübe, din vs. pozitivist bilim anlayışıyla reddedilmiştir. “Aydınlanma” ise işte bu pozitivist bilgi anlayışının sonunda ortaya çıkmış olan, aklın ve rasyonalitenin hâkim olduğu bir dünya algısıdır.

 

Bu “yeni dünya” görüşü insanı, bilgisiyle tabiata hükmetmesi gereken bir rolle donatmıştır. Bu algının hayata aktarılmasıyla ortaya çıkan toplumsal değerler sistemine ve organizasyonuna ise “modernite” denir. Bu çerçevede modernite, yeni ve herkesçe kabul edilmesi gereken toplum, devlet, örgütlenme ve ekonomi anlayışları getirmiştir.

 

Aydınlanma ve sonrasındaki fikri dönüşüm, sunduğu yeni bir zihniyetle, oluşturduğu kurumlarla, getirdiği yönetim ve yaşam anlayışı ile bütün olumlu gelişmelerin yanında çevre sorunlarına da kaynaklık etmiştir. Bunun temel nedeni Frankfurt Okulu teorisyenlerinin kavramsallaştırdığı “araçsal akıl”kavramında yani “araç” ve “amaç” ların yer değiştirmesinde aranabilir. Bu kavramı bir örnekle açıklayacak olursak; Bugün bir ilaç şirketinin yılsonu toplantısında öncelikli gündem maddesi, büyük olasılıkla “ne kadar hastaya iyi ettik?” sorusundan ziyade “ne kadar kazandık?” sorusudur. Araçsal akıl ise işte tam olarak budur.

 

İktisat düşüncesindeki en temel dönüşüm olan “büyüme”de işte bu araçsal akıl mantığıyla ortaya çıkmıştır. Bacon’dan başlayarak oluşan bütün dünya görüşlerinde temel amaç tabiata hâkim olmak, mümkün olduğu kadar servet edinmek ve ne pahasına olursa olsun büyümek olmuştur. Büyümeye yönelik çabalar ise üretimi sürekli hale getirmeyi zorunlu kılmıştır. Bunun gereği olarak da reklam, moda ve benzeri faaliyetlerle toplumlar tüketime yönlendirilmiş ve yeni ihtiyaçlar ortaya çıkarılmıştır. Bu anlamda üretim, ihtiyaç için değil daha fazla büyümek ve kar elde etmek için yapılmaya başlanmıştır. Bu anlayış Andre Gorz tarafından, “bu bana yeter” den “fazla mal göz çıkarmaz” a yöneliş olarak özetlenmektedir.

 

Önceleri sınırsız kabul edilen doğa ise bu anlayış nedeniyle hızla tükenmeye başlamış; kaynakların hızla tüketilmesi atık bir çevre sorunu olarak karşımıza çıkmıştır. Bilimsel devrimin ortaya çıkardığı teknolojik gelişme ve sanayileşme, tıpkı bir Frankenstein gibi yaratıcısının denetiminden çıkmış; tahripkâr bir hale bürünmüştür.

 

Dolayısıyla çevre sorunlarının çözümü de topyekûn bir düşünce ve zihniyet devrimi sonucunda hâkim paradigmanın değişmesiyle olacaktır. Bu nedenle moderniteyi ilk eleştiren düşünürler bu zihniyet devriminin oluşmasında önemli bir yer tutar. Bunlar arasında Malthus, Darwin, Einstein, Viyana Okulu ve Frankfurt Okulu önemlidir.

 

Malthus, kaynakların sonluluğu ile ilgili bulguları, kapitalist iktisadi düşüncenin temel varsayımını kökten reddederek, ekolojik düşünceye katkı sağlamıştır.

 

Darwin ise “çevrenin canlılar üzerindeki etkisi” ni ortaya koymuş, bunların birbirleriyle uyum ve denge içinde olduğunu belirterek ekoloji düşüncesine büyük katkı sağlamıştır. Ayrıca her doğal çevrenin kendi canlısını yarattığını söyleyen Darwin, aydınlanmanın her zaman ve mekânda geçerli “tektiplik” anlayışına da darbe indirmiştir.

 

Marx ise, modernitenin iktisadi düşüncesi olan kapitalizmi eleştirmiş özellikle bu sistemin temelinde yer alan iş bölümünün yok edilmesi gerektiğini savunmuştur.

 

Einstein ise, geliştirdiği fizik teorisiyle Newtoncu dünya görüşünü temelinden sarsmıştır. Einstein, zaman ve mekân boyutuna bağlı olarak enerjinin değişim göstereceğini belirten düşüncesiyle, her zaman her yerde aynı miktarda enerjinin ortaya çıkacağı konusundaki Newtoncu anlayışa karşı çıkmıştır. Bu anlamda Darwin’in biyolojide yaptığını Einstein fizikte yapmış; böylece mekanik dünya algısının oluşmasında önemli bir yer tutan Newton’un gerçekleştirdiği dönüşümü, Einstein adeta tersine çevirmiştir. Özellikle kuantum teorisi, organik ve bütüncül bir dünya teorisinin oluşumuna katkıda bulunarak ekolojik düşünceyi geliştirmiştir.