Malazgirt Savaşı (1071): Nedenleri, Sonuçları ve Tarihsel Önemi

Malazgirt Savaşının Tarihsel Önemi

Malazgirt Savaşı, 26 Ağustos 1071 tarihinde Büyük Selçuklu Devleti ve Bizans İmparatorluğu arasında gerçekleşen savaştır. Savaşta Selçuklu ordusunu Sultan Alparslan, Bizans ordusunu ise Romanos Diyojen (Romen Diyojen) idare etmiştir.

 

Sonuçları itibariyle Anadolunun Türkleşmesinde oldukça önemli bir yere sahip olan Malazgirt Savaşı, Türklere Anadolunun kapılarını açmış ve bu bağlamda “Yurt Açan Savaş” olarak anılmıştır (1176 Miryokefalon– Yurt Tutan, 30 Ağustos 1922– Yurt Kurtaran).


Ancak Malazgirt Zaferi, sadece Anadolu’nun kapılarını Türklere açmakla kalmamış, kadim Roma İmparatorluğunun doğudaki varisi olan Bizans’ı tarihe gömecek süreci de başlatmıştır.

 

Her ne kadar Malazgirt savaşı öncesinde de Anadolu üzerine birçok Türk akını gerçekleşmiş olsa da, bu akınlar Bizans’ın bölgedeki ağırlığı nedeniyle kalıcı bir başarı sağlayamamıştır.

 

İşte Malazgirt Zaferi, Bizans’ın bölgedeki ağırlığına indirilen büyük bir darbe olarak, Türklerin bundan sonraki süreçte Anadolu’da kalıcı olmalarını sağlamış ve Türk nüfus hareketini sistemli bir hale sokmuştur.  

 

Selçuklu karşısında tarihinin en ağır yenilgilerinden birini alan Bizans, bu savaşın ardından siyasi ve ekonomik bir buhrana sürüklenmiş, askeri gücü ise neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır.

 

İstanbul’a kadar çekilmek zorunda kalan Bizans’ta iktidar değişmiş, yenilen İmparator öldürülmüştür.

 

Bundan sonraki süreçte Anadolu, Türkler tarafından hızla fethedilmeye başlanmış ve Anadolu’da “birinci beylikler dönemi” olarak adlandırılan yeni bir dönem başlamıştır.

 

Bizans, bu Türk ilerleyişini “Haçlı Seferleri” vasıtasıyla kısmen durdurabilmiş ve 105 yıl sonra 1176’da Miryokefalon’da Türklerin karşısına güçlü bir ordu daha çıkarabilmiştir.

 

Ancak Bizans’ın bu savaşta da yenilmesi, onun Anadolu’daki üstünlüğünü büyük ölçüde kaybetmesine yol açmış ve Bizans, İstanbul ile Rumeli’ne sıkışmıştır.

 

Ayrıca Malazgirt Savaşı, her ne kadar iki devlet arasında yaşanmış olsa da yalnızca onların kaderi üzerinde değil, Anadolu coğrafyası ve bu bölgede yaşayan tüm halkların gelecekleri üzerinde de belirleyici bir etki bırakmıştır. Bu nedenle Malazgirt Savaşı, dönemin Bizans, Arap, Fars, Ermeni ve Süryani kaynaklarında üzerinde önemle durulan bir hadise olmuştur.

 

Savaşın uzun vadeli sonuçları ise hiç şüphe yok ki çok daha önemlidir.

 

Malazgirt Zaferi, Türkleri önce Anadolu’ya, ardından da Avrupanın ortalarına kadar taşıyan sürecin başlangıç noktalarından biridir.  

 

Türklere Anadolu’nun kapılarını açan bu zafer, bin yıldan fazla süre Batı dünyasını meşgul edecek olan “Şark Meselesi” için de bir başlangıç noktası sayılabilir. 

 

Bu bağlamda Malazgirt Zaferi, yakın ya da uzak, direkt ya da dolaylı sonuç ve etkileriyle, tetiklediği diğer zincirleme gelişmelerle, Türk tarihinin dönüm noktalarından birisidir.

 

Malazgirt Savaşının Nedenleri

Bizans İmparatorluğunun topraklarına yönelen “Türk tehlikesini” ortadan kaldırmak istemesi, Malazgirt Savaşının en temel nedenidir. Çünkü bu dönemde Bizans İmparatorluğunun doğu sınırlarında Selçuklu Devleti gittikçe güçlenmekte ve Bizans topraklarını hedef alan Türk akınları Bizansı fazlasıyla uğraştırmaktadır.

 

Büyük Selçuklu Devleti, kuruluşundan itibaren batı yönünde büyük fetih hareketlerine girişmişti. Cihan hakimiyeti anlayışı ve Anadolu’yu bir Türk yurdu haline getirme mücadelesiyle yapılan bu fetih hareketleri sırasında, Selçuklu öncü kuvvetleri Sivas’a kadar ileri hareketlerine devam etmişler ve buradaki Bizans kaleleri ve müstahkem mevkilerini geniş çapta tahrip etmişlerdi.

 

Bizans ise bu dönemde, önceden beri var olan iç karışıklıklarla mücadele etmekteydi. Özellikle taht kavgaları yüzünden Bizans eyaletleri ihmale uğramış, devlet düzeni bozulmuştu.

 

İşte böylesi bir kargaşa ortamında, bu kargaşadan kurtulabilmek ümidiyle Bizans İmparatorluğu’na “Romanos Diyojen” (Romen Diyojen) getirildi.

 

Kapodokyalı bir general olan Romanos Dioganes, Ocak 1068’de Bizans tahtına oturduğunda kendisinden beklentiler büyüktü. Başarılı bir asker olması nedeniyle devlet erkânı, Diyojen’in gittikçe etkisini arttıran Türk tehlikesini bertaraf etmesini bekliyordu.

 

 Bu nedenle eldeki bütün imkanları zorlayarak kısa bir süre içinde bir ordu toparlamak ve Selçuklular üzerine sefere çıkmak, Diyojen’in ilk işi oldu. Ancak 1068 yılının Mart ayında gerçekleşen bu sefer, istenen neticeyi vermedi.

 

İmparator bu kez Sivas ve Malatya’ya iki ordu gönderdi ve kendisi de üçüncü bir orduyla bizzat harekete geçerek Harput’a kadar ilerledi. Ancak bu seferde de hiçbir başarı elde edilemedi. Üstüne üstlük Selçuklu öncü kuvvetleri Konya önlerine kadar ilerledi (1069).

 

Bu başarısız sefer sonucunda da ümidini kaybetmeyen yeni imparator, bu kez doğrudan İran’a ulaşıp merkezlerini ele geçirmek suretiyle Selçuklu problemini kökünden halletmeye karar verdi.

 

Böylece Ayasofya Kilisesi’nde düzenlenen büyük bir törenin ardından, 13 Mart 1071 günü öncekilerden daha güçlü bir orduyla Türkleri kesin olarak Anadolu’dan atmak üzere yola çıktı.

 

Savaşın Başlaması ve Genel Seyri

Güçlü silahlarla donatılan Bizans ordusu büyük oranda çeşitli milletlerden toplanan paralı askerlere dayanmaktaydı.  Hatta Uz, Peçenek ve Kıpçak gibi kimi Türk boyları da bu ordu içindeydi. Ancak bunlar savaş esnasında Selçuklu saflarına geçerek savaşın kaderini büyük oranda etkileyeceklerdi.

 

Bizans’ın güçlü bir ordu ile kendisine yönelik sefer başlattığı haberi üzerine Sultan Alparslan, hızlı bir şekilde Doğu Anadolu’ya yöneldi ve kendisi de savaş hazırlıklarına başladı. Ayrıca Bizans imparatoruna bir elçi göndererek barış teklifinde bulundu.

 

Ancak bu barış teklifi Diyojen tarafından reddedildi.

 

Nihayetinde iki ordu 26 Ağustos 1071 tarihinde Muş’un Malazgirt Ovası’nda karşı karşıya geldi. Kaynaklar iki tarafın mevcutları hakkında farklı rakamlar vermekle birlikte, genel kabul Bizans ordusunun sayıca Selçuklu ordusunun çok üzerinde olduğudur.

 

Peki öyleyse Selçuklu, bu büyük savaşı nasıl kazanmıştır?

 

İlk olarak, Bizans İmparatorluğunun geleneksel imparatorluk refleksiyle hareket ettiği söylenebilir. Bizans İmparatoru Diyojen, ordusunun sayısal çoğunluğunu ve imparatorluğun geçmişinden gelen ideolojik üstünlüğünü zaferi kazanmak için yeterli görmüştü. Ancak bu büyük bir stratejik hataydı.

 

Bizanstaki bu üstünlük duygusu, Türklerin klasik savaş taktiği olan “Ric’at Taktiği” ya da diğer adıyla “Turan Taktiği” nin Malazgirt meydanında da kolaylıkla uygulamasını sağlamıştı.

 

Sultan Alparslan, bir kısım atlı kuvvetlerini küçük bir yarma vadi boyunca pusuya yatırırken bizzat kumanda edeceği bir grup askerini ise merkez hattına yerleştirmişti. Bu askerler, sahte kaçış harekâtı ile başlarında kendinden oldukça emin Romanos Diyojen’in bulunduğu Bizans merkez kuvvetlerini peşlerine düşürerek pusudaki birliklerin önüne çekmeyi başardılar.

 

Böylece pusudaki Selçuklu atlıları önlerine düşen Bizans ordusuna karşı saldırıya geçtiler. Bu atlılar, dörtnala giden at üzerinde inanılmaz bir hızla ve isabetle üst üste ok atabilen üst düzey okçulardan oluşmaktaydı bu özellikleriyle Bizans ordusu üzerinde yıkıcı bir etki yaptılar.

 

Alparslan da çekilmekte olan kendi kuvvetlerini geri çevirerek hücuma kaldırınca, Bizans ordusu için yapacak pek fazla bir şey kalmamıştı.

 

Öte yandan Bizans ordusunun önemli bir bölümünü oluşturan Türk kökenli paralı askerler de savaş esnasında Selçuklu tarafına geçince Bizans ordusu tamamen dağıldı.

 

 Sonuçta Bizanslılar ağır bir yenilgiye uğradı. Bizans ordusunun büyük bir kısmı kılıçtan geçirilirken; başta İmparator Diyojen olmak üzere çok sayıda general esir alındı. Çok az asker kaçarak canını kurtarabilmişti.

Malazgirt Savaşının Sonuçları

 

Alparslan, savaşı kazanmasının ardından, savaş sırasında esir edilen İmparator Romanus Diogenes ile bir antlaşma yaptı.

 

Yapılan antlaşmaya göre;

 

  • İmparator kurtuluş akçesi olarak 1,5 milyon altın verecek,

 

  • Bizans, Selçuklu Devletine her sene 360.000 altın vergi ödeyecek.

 

  • Bizans’ın elinde bulunan bütün Müslüman esirler serbest bırakılacak,

 

  • Bizanslılar gereken durumlarda Selçuklular’a askerî yardımda bulunacak.

 

  •  İmparator kızlarından birini sultanın oğluna nikâhlayacak ve

 

  • Antakya, Urfa, Menbic ve Malazgirt Selçuklular’a bırakılacaktı.

 

Barış antlaşmasının imzalanmasından sonra Alparslan, Roman Diyojen’in Konstantinopolis’e gitmesine izin verdi. Ancak yenilgi haberini alan Bizans Senatosu, çoktan Romanos Diogenes’i tahttan indirip yerine üvey oğlu VII. Mikhail Dukas’ı imparator ilân etmişti.

 

Roman Diyojen ise Kütahya’ya götürülerek gözlerine mil çekildi ve bir süre sonra da kapatıldığı zindanda öldü.

 

 

Anadolu’da Kurulan İlk Türk Beylikleri:


Diyojen’in tahttan indirildiği haberini alan Alparslan ise, yapılan antlaşmanın artık hükümsüz olduğunu ilan etti ve Anadolu’ya karşı yürütülen fetih hareketlerine devam etmek suretiyle kumandanlarına Anadolu’ya akınların sürdürülmesi emrini verdi.

 

Böylece Türk akıncı kuvvetleri kendilerine karşı koyabilecek hiçbir ciddi askerî güçle karşılaşmadan Anadolu içlerine doğru ilerlediler ve kısa zaman içerisinde Marmara kıyılarına kadar geldiler.

 

Böylece yurt ve otlak arayışındaki konar-göçer Türk boyları Anadolu Yarımadası içlerine doğru sel gibi akmaya başladı. Selçuklu bey ve emirlerinin sevk ve idaresini planladığı bu hareketlilik karşısında direnme kuvvetinden yoksun olan Bizans garnizonları ise büyük ölçüde çaresiz kaldı.

 

Bu bağlamda Malazgirt Zaferinin bir sonucu olarak Anadolu’da Büyük Selçuklu Devleti komutanları tarafından kendilerine Sultan Alparslan tarafından verilen “kılıç hakkı” ile ilk Türk beylikleri kurulmaya başlandı.

 

  • Yukarı Fırat’ta Erzurum merkez olmak üzere, Saltuklular (1072-1202),

 

  • Aşağı Fırat’ta Erzincan-Şebinkarahisar şehirleri arasında Mengücükler (1080-1228),

 

  • Sivas başkent olmak üzere Orta Anadolu’da Dânişmendliler (1080-1178),

 

  • Bitlis ve Erzen’de Demleçoğulları (1084-1393),

 

  • Van Gölü havzasında Sökmenliler (Ahlatşahlar) (1110-1207),

 

  • Diyarbakır’da Yınaloğulları (İnaloğulları) (1098-1183),

 

  • Harput’ta Çubukoğulları (1085-1113) ve

 

  • Hasankeyf, Mardin ve Harput merkez olmak üzere Güneydoğu-Anadolu’da Artuklular (1102-1409)

 

  • İzmir civarında Çakabeyliği (1080-1093) isimli beylikler Anadolu’nun Türkleşmesinde tarihi bir rol oynadılar.

 

 

Anadolu Selçuklu Devleti:


 

Ancak Malazgirt Zaferi sonrasında Anadolu’da daha da önemli bir devlet kuruldu: Anadolu (Türkiye) Selçuklu Devleti.

 

Büyük Selçuklu Devletinde, Sultan Alp Arslan’ın ölümü üzerine çıkan taht kavgaları sırasında Kutalmış Bey’in Büyük Selçuklular tarafından hapiste tutulan (yine bir taht kavvgası nedeniyle) oğulları Süleymanşâh ve kardeşleri bir fırsatını bularak serbest kalmışlardır.

 

Süleymanşâh kendisine katılan Horasan Türkmenleri ile birlikte önce Konya’yı almış, daha sonra bu bölgede hâkimiyet kuran kumandan ve valilere üstünlük sağlayarak İznik önlerine kadar gelmiş ve burada 1075 yılında Anadolu Selçuklu Devletini kurmuştur.

 

Malazgirt Savaşı sonrasında Anadolu’da ilk Türk devletini kurma başarısını gösteren Süleyman Şah, Anadolu’da pek çok bölge, şehir ve kaleyi fethederek, Anadolu’nun bir “Türk Yurdu” haline gelmesinde ve bugünkü Türkiye’nin temellerinin atılmasında önemli bir rol oynamıştır.

 

Büyük Selçuklu Devletinin yıkılma sürecine girmesiyle birlikte Anadolu Selçuklu Devleti, birçok beyliği hakimiyeti altına alacak ve Anadolu coğrafyasındaki Türk siyasal birliğini önemli ölçüde sağlayacaktır.

 

 

Diğer Önemli Sonuçlar:


Malazgirt Zaferi, yıllarca İslam dünyasının önemli düşmanlarından biri olan Doğu Roma İmparatorluğunun imajını kökünden sarsmış ve bu büyük zafer neticesinde bir anlamda “İslamın siyasal liderliği” Türklere geçirmişti.

 

Ayrıca zafer sadece İslâm dünyasında değil Batı dünyasında da büyük bir yankı uyandırmış ve kısa süre sonra başlayacak olan Haçlı Seferleri için tetikleyici bir etki yapmıştır. 

 

 Nitekim Papa II. Urbanus’un, Kasım 1095’de Birinci Haçlı Seferi için yaptığı çağrıda, bu zaferin sonuçları özellikle vurgulanmıştı.

 

Papa, çağrısına Müslümanların elindeki Kudüs’ün kurtarılması hedefi yanında Türklerin ilerleyişi karşısında ezilen Doğulu Hıristiyan kardeşlere (Bizans’a) yardım söylemini de eklemiş ve böylece bizzat Anadolu’daki Türk varlığını hedef almıştı.

 

Nitekim Papanın bu çağrısı yüzbinlerce Hristiyanın bir araya gelmesini sağlamış ve böylece Haçlı Seferleri 1096 yılında başlamıştır. Bu bağlamda, II. Urbanus’un Clermont’taki konuşmasını şekillendiren temel unsurlardan biri olması dolayısıyla Malazgirt Zaferini, Haçlı Seferlerinin başlıca sebepleri arasında saymak mümkündür. 

 

Son olarak Malazgirt Zaferinin kısa ve uzun vadedeki sonuçlarını maddeler halinde özetleyecek olursak Malazgirt Savaşı sonucunda;

 

  • Anadolunun kapıları Türklere açıldı ve Anadolu Türkleşme sürecine girdi,

 

  • Bizans İmparatorluğunun çöküş sürecine başladı.

 

  • Yenilen Bizans İmparatoru tahttan indirildi ve öldürüldü.

 

  • Anadolu’da ilk Türk Beylikleri kuruldu.

 

  • Anadolu Selçuklu Devleti kuruldu.

 

  • Türklerin Bizans toprakları üzerinde kurduğu hakimiyet, Haçlı Seferlerinin temel nedenlerinden biri oldu.