Prag Baharı Nedir?

“Prag Baharı” ifadesi, 1968 yılında Çekoslovakya Komünist Partisi Birinci Sekreteri Alexander Dubçek’in ülkesinde uygulamaya çalıştığı ve “insancıl sosyalizm” olarak adlandırılan politikaları ifade etmek için kullanılır.

 

Soğuk Savaş döneminin önemli olaylarından biri olmakla birlikte, Sovyet ordularının Çekoslova’yı işgal etmesiyle kısa sürede sona ermiştir. 

 

Prag Baharının ortaya çıktığı 1968 yılı, bütün dünyayı kasıp kavuran özgürlükçü eylemlerle kendini göstermiştir. 

 

Komünist blokta yer alan Çekoslovakya, içine düştüğü rejim bunalımından bir çıkış yolu aramaktaydı.

 

1948’den beri süregelen ekonomik krizin yanı sıra, siyasal tıkanmışlık ve Stalin diktatörlüğü hayatı çekilmez hale getirmiştir.

 

1963’te Komünist rejimin uygulanmasında, küçük özel işletmelere izin verilmesi ve basına kısmi bir hürriyet tanınması gibi birtakım yumuşamalara gidilmişti.

 

Ancak bu durum, Çekoslovakya için yeterli değildi.

 

Ülke yeni bir sosyalizm arayışındaydı.

 

Çekoslovakya çıkış yolunu, Akademisyen Eduard Goldstüker tarafından ortaya atılan “İnsancıl Sosyalizm” fikrinde buldu.

 

İnsancıl Sosyalizmin temel iddiası, demokrasi ve sosyalizmin birleştiği yeni bir düzen inşa etmekti. 

 

Çekoslovakya için bu bir çıkış yolu olabilirdi.

 

Nitekim, “insancıl sosyalizm” fikrinin ateşli savunucularından Aleksandr Dubçek’in  5 Ocak 1968’de Komünist Parti birinci sekreteri olmasıyla, Çekoslavakya’da özgürlükçü politikalar uygulanmaya kondu.

 

 9 Nisan 1968’de yayınlanan “Çekoslovakya’nın Sosyalizme Giden Yolu” adlı programla;

 

  • devlet idaresine komünist partinin müdahalesinin önleneceği,
  • çok partili hayata geçileceği,
  • sansürün tamamen kaldırılarak, basına ifade hürriyeti tanınacağı ve 
  • demokratik bir seçim sistemi hazırlanacağı gibi vaatler ortaya konuluyordu.

 

Böylece Dubçek ve yanındaki reformcular sosyalizmi Çekoslovakya’nın şartlarına göre ve demokrasi temelinde yeniden inşa edeceklerini ilan etmekteydi.

 

Ancak Doğu Bloku’nun en stratejik ülkesinin Sovyet modelinin dışına çıkmaya çalışması, Sovyetler için kabul edilemez bir durumdu.

 

Sovyet baskısına rağmen Dubçek’in, “insancıl sosyalizm” fikrinden vazgeçecek gibi görünmemesi üzerine Varşova Paktı orduları, 20-21 Ağustos gecesi Çekoslovakya’yı işgal etmeye başladı.

 

Çekoslovakya’nın bu işgal karşısında direniş gösterebilecek bir gücü yoktu.

 

Nitekim yapılan açıklamada;

 

“Dün, 20 Ağustos 1968, saat 23.00’de Sovyetler Birliği, Macaristan, Polonya, Bulgaristan, Demokratik Almanya orduları Çekoslovakya sınırını geçtiler. Merkez Komite Prezidyumu, Cumhuriyetin bütün yurttaşlarını barışı korumaya ve ilerleyen ordulara direnmemeye çağırıyor. Şu anda devletimizin sınırlarını savunmamız imkansız” ifadeleri kullanılarak, en azından kan dökülmesinin önüne geçilmek isteniyordu. 

 

Böylece  Sovyet Kuvvetleri hiçbir direnişle karşılaşmadan, Prag’a girdi ve Genel Sekreter Dubçek, Başbakan Cernik ve Merkez Komitesi üyesi Smirkovsky’yi tutuklayarak Moskova’ya götürdü.

 

Burada bir anlaşma imzalamak zorunda kalan Çekoslovak yöneticiler, “anti-sosyalist” unsurlarla mücadele sözü verdiler.

 

Prag Paharı, böylece sona erdi.

 

Çekoslavakyanın işgali, dünyadaki Komünist çevrelerde var olan birtakım görüş ayrılıklarının güçlenmesinde ve Sovyetlerin prestij kaybına uğramasına etkili oldu.