Latin Harflerinin Kabulü ve Harf Devrimi (1 Kasım 1928)

En önemli Atatürk Devrimlerinden biri sayılan Harf Devrimi, 1 Kasım 1928’de kabul edilen “Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun” ile yürürlüğe girmiştir. 

 

Bu devrim sayesinde Arap harfleri terk edilmiş ve Latin harflerine dayanan, 29 harfli  yeni bir Türk alfabesi benimsenmiştir.

Harf Devrimi, okuma yazmayı kolaylaştırmış, ancak bundan daha da önemlisi toplumun yepyeni bir kimlik kazanmasına da önemli bir etki yapmıştır.

 

Nitekim Atatürk, devrimden kısa bir süre önce yaptığı konuşmada, Harf Devriminin önemi hakkında şunları söylemiştir: 

 

“Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim güzel, ahenkli, zengin dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Yüzyıllardan bu yana kafalarımızı demir çerçeve içinde bulundurarak anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak, bu lüzumu anlamak mecburiyetindeyiz. Lisanımızı muhakkak bir surette anlamak istiyoruz. Bu yeni harflerle behemehal pek çabuk bir zamanda mükemmel bir surette anlayacağız.”

 

Bu konuşmanın ardından yurt gezilerine çıkan Atatürk, gittiği yerlerde yeni alfabeyi tanıtmak ve harf devriminin öneminden bahsetmek suretiyle halkın konuya ilgi duymasını sağlamıştır.

 

Devrimin, 1 Kasım 1928’de kanunlaşacak resmiyet kazanmasının ardından yaptığı konuşmada ise, Harf Devrimini “memleketin yükselme uğraşında başlı başına bir geçit olarak” tanımlamıştır. 

 

Arap Alfabesi Üzerine Osmanlı Döneminde Yaşanan Tartışmalar

 

Harf meselesi Cumhuriyet’ten önce de yani Osmanlı Devletinde de gündeme gelmiş bir konudur.

 

Bir başka ifadeyle, Arap yazısının yazılıp okunmasında karşılaşılan çeşitli güçlükler nedeniyle yazının yenileştirilmesi yolunda birtakım önerilere daha Osmanlı zamanında rastlanmaya başlanmıştır.

 

Örneğin 1862’de Munif Efendi (Paşa) ve 1863’te Azeri yazar Mirza Fethali Ahundzade Cemiyet-i ilmiye-i Osmaniye’ye (Osmanlı Bilim Kurulu) “imla reformu” önermişlerdir. Ancak bu öneriler, üzerinde ciddi bir inceleme dahi yapılmadan rafa kalkmıştır.

 

Enver Paşa ve Enveriye Yazısı

 

Arapça harfleri okumak ve yazmaktaki zorluk 1913 yılında iktidara gelen İttihat ve Terakki Partisi’nin de gündemine gelmiştir. 

 

Partinin önemli isimlerinden Harbiye Nazırı EnverPaşa, Huruf-u Munfasıla” yani “Ayrık Harfler” adı altında bir düzenlemeye yönelmiş ve yeni bir yazım yöntemi ortaya atarak bu yöntemle orduya kolay yoldan okuma öğretmeyi denemiştir.

 

Bu sistemde Arapça harfler değiştirilmemiş, ancak sesli harflerin sık kullanılmadığı ve harflerin bitişik yazıldığı eski sistemin aksine yeni sistemde harfler ayrı ayrı yazılmış ve aralara sesli harfler eklenmiştir.

 

 

Bu yazı sistemi Enver Paşa tarafından geliştirildiği için “Enver Paşa Yazısı” ya da “Enveriye” olarak adlandırılmıştır.

 

Enveriyenin amacı, yazmayı kolaylaştırmak ve ünlü eksikliği nedeniyle ortaya çıkan yanlış okumaların önüne geçmektir.

 

Enveriye, 1914 yılında Ordu içinde zorunlu hale getirilmiştir.

 

Ancak zamanla bir hayli yanlıştır.

 

Çünkü aynı tarihte Osmanlı Ordusu, Birinci Dünya Savaşı’na girmiştir.

 

Böylesi bir dönemde yeni bir yazı sistemi benimsemek, askeri yazışmalarda büyük zorlukların ortaya çıkmasına neden olmuş; birlikler, emirleri okumakta ve cevap yazmakta sıkıntı çekmişlerdir.

 

Bu nedenle Enver Paşa’nın ısrarına rağmen, Enveriye hiçbir zaman tam olarak yerleşememiştir.

 

İTC’nin Birinci Dünya Savaşını kaybetmesinin ardından 1918’de iktidardan düşmesiyle birlikte de tamamen unutulmuştur. Atatürk’ün bu girişime dair görüşünü Ruşen Eşref Ünaydın şöyle aktarmıştır:

 

“Bu iş iyi niyetle yapılmış olmasına rağmen yarım yamalak ve zamansız yapılmıştır. Savaş zamanı, harfle uğraşılacak zaman mıdır? Fakat madem bir işe başladınız, bari bunu doğru dürüst yapacak cesareti gösterseydiniz..”

Harf Değişikliğine İlişkin Diğer Çabalar ve Nedenleri

 

Yine Hüseyin Cahit (Yalçın) ve Abdullah Cevdet (Karlıdağ) gibi Osmanlı son dönemi yazarları da alfabe de yeniliği savunmuşlar ve bu doğrultuda Latin harflerinin kabul edilmesini ciddi şekilde önermişlerdir. 

 

Son olarak, Cumhuriyetin ilanından bir kaç ay önce, İzmir İktisat Kongresinde aynı öneri ortaya atılmış, ancak Kongre Başkanı Kazım Paşa (Karabekir) önergeyi okutmamıştır.

 

 

Osmanlı dönemindeki bütün bu öneri ve çabaların nedeni Türkçeye uygulanan Arap alfabesinin okunup yazılmasında karşılaşılan güçlüklerdir.

 

Örneğin Arap alfabesinde harfler kelime başında, ortasında, sonunda ayrı biçimlerde yazılmaktadır. Ayrıca bu alfabede sadece üç sesli harf bulunmaktadır; buna karşılık dört çeşit z, üç çeşit h, üç çeşit s, iki çeşit t sesi vardır ve bunlar için de çeşitli işaretler kullanılmaktadır.

 

 

 

Cumhuriyet ve Harf Devrimi

 

Yukarıda da anlattığımız gibi Arap alfabesinin Türk diline uygun olmadığı dolayısıyla okuma ve yazmada zorluklarla karşılaşıldığı konusu Cumhuriyetten önce de tartışılan önemli bir meseledir.

 

Bu konuya kökten bir çözüm bulmak isteyen genç Cumhuriyet, Latin harflerinin alınması konusunu 1928 yılı başında gündeme getirdi.

 

20 Mayıs 1928’de, Meclis’te rakamların değiştirilmesi görüşülürken yeni alfabe konusu da ortaya atıldı.

 

Maarif Vekili Mustafa Necati Bey, bu yoldaki hazırlıkların sona ermekte olduğunu belirtti. Oluşturulan Alfabe Heyeti (Dil Encümeni ya da Dil Heyeti adlarıyla da anılmıştır), çalışmalarına başladı.

 

Kurul, yeni alfabeyi düzenlerken aynı zamanda kamuoyunun yazı devrimine hazırlanması sorunu üzerinde de durmaktaydı. Bunun için başlangıçta, beş yıl süreli bir uygulama öngörüldü.

 

Gazetelerde eski harflerin yanı sıra yeni harflere de yer verilecek, okullarda da eski harflerin yanı sıra yeni harfler de öğretilecekti. Esaslı bir devrimci olan Mustafa Kemal ATATÜRK ise bu bu plana karşı çıkarak “bu iş ya üç ayda olur ya da hiç olmaz” dedi.

 

Bunun üzerine Bakanlar Kurulu, 28 Haziranda okuma yazma öğretiminin hızlandırılması ve yaygınlaştırılması için Millet Mektepleri kurulmasını öngören bir karar aldı. Ayrıca halk dershaneleri ve yönetmeliği çıkarıldı.

 

 

Hazırlıkların yoğunlaştığı bu sıralarda Mustafa Kemal, 9 Ağustos akşamı Sarayburnu Parkında kendisini görmek için toplanan halka seslenerek şöyle dedi:

 

“Yeni Türk harflerini her vatandaş öğrenmelidir. Bu görevi yaparken, düşününüz ki, bir ulusun, bir toplumun yüzde onu, yirmisi okuma yazma bilir, yüzde sekseni bilmezse bu ayıptır.”

 

 

Bu konuşmadan sonra konuyla ilgili birçok toplantı yapıldı.

 

Öğretmenler, Ankara’da düzenlenen Dördüncü Muallimler Birliği Kongresinde yeni harfleri öğreteceklerine dair yemin ettiler.

 

Memurlar, yeni harfleri öğrenmeye başladılar ve yeni harflerden sınava çekildiler.

 

Gazeteler ise kamuoyu oluşturmaya yöneldiler.

 

Kimi yazarlar yazılarını yeni harflerle yayımladı.

 

Nihayet 1 Kasım 1928‘de, yeni yasama yılı açılışında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in açılış konuşmasından sonra, “Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun” görüşülerek oybirliğiyle kabul edildi.

 

3 Kasım’da Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren bu kanun ile devlet dairelerindeki işlemlerin yeni harflerle yapılmaya başlanması ve 1 Ocak 1929’da bu uygulamanın kesinleşmesi öngörüldü.

 

Halk tarafından eski harflerle verilecek dilekçe vb. şeylerin 1 Haziran 1929’dan sonra kabul edilmemesi; 1 Aralık 1928’den başlayarak tabela, ilan, reklam ve süreli yayınlarda yeni harflerin kullanılması da yasa hükümleri gereğiydi.

 

Kitaplar ise en geç 1 Ocak 1929’dan sonra yeni harflerle yayımlanacaktı.

 

1 Ocak 1929’da ise halka yeni yazıyı öğretmek üzere Millet Mektepleri açıldı.

 

“Millet Mektepleri Talimatnamesi” uyarınca açılan bu okullar, 1936 yılına kadar çalışmalarını sürdürdü.

 

Millet Mektepleri sekiz yılda toplam 2 milyon 546 bin kişiye diploma vererek büyük bir başarıya imza attı.

 

Böylece Harf Devrimi, çok kısa bir süre içerisinde başarıya ulaşırken, Türkiye’nin kültürel dönüşümüne önemli katkılar sundu.