Turancılık Ne Demek? Turancılık Fikrinin Temel Özellikleri

Turancılık, pantürkizmle eş anlamlı olarak bütün Türklerin birleşmesi şeklinde tanımlanabilir. Bu anlamda Turan kavramının temelinde Türkçülük dolayısıyla milliyetçilik unsuru yer alır. 

 

Nitekim Türkçü düşüncenin ünlü ismi Ziya Gökalp’e göre Turan kelimesi bütün Türk boylarını kapsayan büyük Türkistan’ı tanımlamak için kullanılmalıdır. 

 

Bir diğer ifadesiyle Turancılık, en geniş şekilde Türkiye, Rusya, İran, Afganistan ve Çin’deki bütün Türkçe konuşan toplulukları tek bir devlet yani siyasal çatı altında toplamayı ifade eder. 



Turan kavramının kökenine baktığımızda,  kavrama ilk olarak çeşitli eski İran kaynaklarında rastlandığı görülür. 

 

 Bu bağlamda Firdevsi’nin Şehnamesi gibi çeşitli İran kaynaklarında Türk kavimlerinin en eskisi olanın “Tür” veya “Tur” olduğundan hareketle, Türk dilini konuşanların vatanına “Turan” denilmiştir. Tıpkı Ari dilini konuşanların vatanına “Arian-İran” denildiği gibi. 



Ancak Turancılık kavramının siyasal bir hareket olarak ortaya çıkması, Rusya Türkleri arasında olmuş; bu coğrafyada yaşayan Türkler Rus ırkçılığı ve Rus sömürgeciliği şeklinde tezahür eden Pan-Slavizm’e bir tepki olarak Turancılık kavramını ön plana çıkarmışlardır. 

 

Bu bağlamda Turancılığın Osmanlı-Türk kamuoyunda tanınması da Hüseyinzâde Ali (Turan), Akçuraoğlu Yusuf ve Ağaoğlu Ahmet gibi Rus baskısından kaçarak Osmanlı Devletine gelen Türk aydınları sayesinde olmuştur.

 

Yine bu dönemde kurulan Türk Derneği, Türk Yurdu, Türk Ocakları, Genç Kalemler gibi dernekler de Turan kavramının kültürel ve edebi alanda etkinlik kazanmasını sağlamışlardır. 

 

Turancılık denilince akla gelen bir diğer isim hiç şüphesiz Ziya Gökalp’tir. Turan başlıklı şiirinde “Vatan ne Türkiyedir Türklere, ne Türkistan / Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan” diyerek, adeta Turancılığın amentüsünü yazmıştır. 

 

Gökalp, Türkçülüğü taşıdığı ülkünün büyüklüğü bakımından üç dereceye ayırır. Bunlar: (1) Türkiyecilik, (2) Oğuzculuk ve (3) Turancılık dır. Bugün gerçeklik sahasında yalnızca “Türkiyecilik” in olduğunun savunan Gökalp, Turancılığı Türkçülüğün uzak ülküsü olarak gösterir. 

 

Turancılık denilince akla gelen diğer isim Hüseyin Nihal Atsız’dır. Nitekim Atsız, 1944 yılındaki Irkçılık-Turancılık davasının da baş aktörüdür. “Bizim için en kutlu hedef Turancılıktır” diyen Atsız’a göre bütün Türkleri birleştirmek hakkımız ve görevimizdir. Turancılık bir büyüklük düşüncesi olduğunu belirten Atsız, büyüklük düşüncesinin asil bir düşünce olduğu görüşündedir. 

 

Turancılık denilince görüşlerine başvurulması gereken bir diğer isim ise Milliyetçi Hareket Partisi kurucusu Alparslan Türkeş‘tir. Türkeş’e göre Turancılığın Türk milletine çok büyük faydaları vardır. Ona göre böyle bir ülkü gençliğin hız ve heyecan kaynağıdır. 

 

Türkeş’e göre tek bağımsız Türk devleti olan Türkiye’nin bağımsızlığı ve güvenliği ön planda tutulmak kaydıyla esir Türk halklarının bağımsızlığı, İnsan Hakları Beyannamesi’nin öngördüğü “Self Determinasyon” yani kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde çözüme kavuşturulmalı, bu bağlamda Turancılık için uluslararası hukuki zemin sonuna kadar zorlanmalıdır. 



Sonuç olarak Turancılık özellikle 1900’ların başlarından itibaren Türk topluluklarının hürriyetlerini tamamen kaybetme tehlikesiyle karşılaştıkları bir dönemde ortaya çıkan bir özgürlük ve yeniden doğuş hareketidir. 

 

Turancılık, her ne kadar ne Osmanlı ne de Türkiye Cumhuriyeti döneminde bir devlet politikası haline gelmemiş olsa da, bu kavramın aydınlar ve toplum nezdinde Türk kimliği üzerine bir duyarlılık oluşturduğu kesindir. 

 

Bu duyarlılıkla birlikte Turancılığın günümüz gerçekliğinin ihtiyaç duyduğu devletlerarası bir işbirliği modeline dönüştürülmesinin, tüm Türk dünyası için olumlu bir gelişme oluşturacağı açıktır. 

 

Bu sayede farklı coğrafyalara dağılmış Türk boylarının sıkı ve yoğun bir karşılıklı etkileşim içerisine girmeleri mümkün olacak, gelişecek bu işbirliği modeli sayesinde ortaya konacak bilimsel araştırma ve tartışmalar ortak tarih, ortak kimlik, ortak kültür, ortak ekonomik çıkarlar ve  ortak eğitim gibi alanlarda orta ve uzun vadede Türk dünyasının sahip olduğu önemli bir potansiyelin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. 













Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.