Sofist Nedir? Sofistlerin Bilgi ve Ahlak Anlayışları

Sofist sözcüğü, Yunanca’da “bilgili kişi” anlamına gelmektedir.

 

Sofistler, eski Yunanistan’ın belli başlı kentlerini gezerek ders veren kişilerdir.

 

Bu dersler genellikle güzel konuşma yani hitabet ve politik yaşamda başarılı olmak üzerinedir.

Çünkü o dönemde eski Yunanistan’ın toplum yaşamında demokrasi fikri ağırlık kazanmaya başlamış ve bu nedenle de güzel konuşma ve toplulukları etkileyip inandırma önem kazanmıştır.

 

Dolayısıyla sofistler, herkes açısından geçerli olan doğruların araştırılmasından ziyade “inandırma”yı öğretilerinin temeli yapmışlardır.

 

Zaten sofistlere göre, herkesin kabul etmesi gereken genel geçer doğrular da yoktur. Doğruluk denilen şey, her insana göre değişen bir şeydir.

 

Sofistlerden önceki düşünürler, insan bilincinin yani öznenin dışımızdaki dünyaya yani nesnel dünyaya dayandığını ve bu nesnel dünyanın bütün bilgilerimizin kaynağı olduğunu savunurken; Sofistler, bilincin ve öznenin dış dünyaya değil, dış dünyanın bilince ve özneye bağlı olduğunu ileri sürdüler.

 

Yani onlara göre bizden bağımsız bir dış dünya yoktu. Biz nasıl görüyorsak dış dünya öyleydi.

 

Sofistler, sadece doğruluğun ve bilginin insandan insana değiştiğini söylemekle yetinmediler.

 

Aynı zamanda, iyilik, kötülük, namus ve adalet gibi kavramlarında toplumdan topluma ve hatta insandan insana değişiklik gösterdiğini ileri sürdüler.


Sofistler savundukları bu düşüncelerle, hem bilgi, hem de değerler alanında bir görecilik diğer adıyla rölativizm ve kuşkuculuk felsefesi ortaya koydular.

 

Sofistlerin en ünlülerinden biri olan Protagoras, bu görelilik düşüncesini “İnsan her şeyin ölçüsüdür” diyerek özetledi. Ayrıca bilginin doğruluğa değil, yarara dayandığını da savunan Protagoras’a göre bir düşünce başka bir düşünceden daha doğru olamaz, ancak daha yararlı olabilirdi.

 

Bu anlamda Sofistler, rölativist ve kuşkucu felsefenin yanı sıra pragmatik bir yaklaşımı da benimsemişlerdir.

 

Dolayısıyla Sofistler özetle, bilginin göreceli olduğunu, ancak yararlı olması bakımından bir değer taşıdığını, ahlaksal, dinsel, hukuksal değerlerin, herkes için geçerli nesnel nitelikten yoksun olduğunu savunmuşlardır.

Her şeyi akıl süzgecinden geçiren ve her şeye şüpheyle yaklaşan Sofistler, bu tutumlarıyla egemen sınıf ve zümrelerin hoşnutsuzluğuna yol açarken; Felsefenin, herkes için geçerli doğruluklar ve değerler koymasını savunan filozoflar da Sofistlere iyi gözle bakmamışlardır.

 

Örneğin ünlü filozof Platon, “sofist filozof ve politikacı arasında bir şeydir.” diyerek onları küçümsemiştir.

 

Ancak Sofistlerin kendilerinden önceki filozoflar gibi sadece doğa üzerine odaklanmakla kalmayıp, insana, bilince yani özneye yönelmeleri felsefenin odak noktasının doğadan insana kayması açısından büyük önem taşır.

 

Bu kayış, Sokrates’te ve daha sonraki felsefede “insan sorunu” nun ağır basmasına yol açacaktır.