SALT I ve SALT II Antlaşmaları Nedir? Kısaca Nedenleri ve Sonuçları

17 Kasım 1969‘da, SSCB ile ABD arasında başlayan “Stratejik Silahların Sınırlandırması Görüşmeleri” (Strategic Arms Limitation Talks) kısaca “SALT” olarak bilinir.

 

SALT-I (26 Mayıs 1972) ve SALT-II (18 Haziran 1979) olmak üzere iki antlaşmanın imzalanmasıyla sonuçlanan bu görüşmeler, soğuk savaş dönemindeki silahsızlanma çabalarının en önemli aşamalarından biri sayılır.

 

Bu silahsızlanma çabalarının aşağıda inceleyeceğimiz farklı nedenleri bulunmakla birlikte, en önemli nedeni, ABD ve Sovyetlerin artık sürdürülemez bir hale gelen yüksek askeri harcamalarını kısmak istemesidir. 

 

“SALT” hakkında yaptığımız bu kısa girişin ardından şimdi konunun ayrıntılarına bakabiliriz.

 

SALT Görüşmelerine Yol Açan Nedenler

 

1960’da Birleşmiş Milletler’in başlattığı silahsızlanma girişimleri, iki kutuplu dünyada bir yumuşama dönemi başlattı.

 

Ancak bu girişimin, tam bir başarıyla yürütüldüğü söylenemezdi.

 

Çünkü beklenenin aksine silahlanma harcamalarının gittikçe artmaktaydı.

 

Ancak 1962 yılında yaşananKüba Füze Krizi hem ABD’ye hem de Sovyetlere nükleer bir savaşın sonuçları hakkında ipuçları vermiş, olası bir nükleer savaşın nasıl öngörülemez boyutlara gelebileceğini göstermişti.

 

Nitekim, her iki devlet de ellerindeki nükleer silah sayısıyla, insan gücünün tamamını en az iki defa yok etmeye yetecek bir noktaya ulaşmıştı. 

 

Bu bağlamda, iki devlette askeri güç sınırlarının dışına çıkmış ve aralarında bir dehşet dengesi kurmuştu.

 

Ayrıca bu dönemde Sovyetlerin tek derdi sadece silahlanma meselesi değildi.

 

Çin, Sovyetler için ciddi bir tehdit oluşturmaya başlamış, Çin ile uzlaşma denemeleri netice vermemişti.

 

Bu bağlamda Sovyetler, Batı Bloku ile yumuşama yoluna gitmeyi dış politikası açısından önemli buluyordu.

 

SALT-I Antlaşması

 

İşte bu ortam içinde, ABD ve SSCB heyetleri, 17 Kasım 1969‘da Helsinki’de bir araya gelerek Stratejik Silahların Sınırlandırılması Görüşmeleri’ni (SAT) başlattılar.

 

Stratejik Füzeler denilen kıtalar arası balistik füzeler (ICBM) ile Denizaltılardan atılan balistik füzeler (SLBM), bu görüşmelerin ana konusunu teşkil etmekteydi.

 

Çok başlıklı ve her başlığın başka bir hedefe yönlendirilebildiği nükleer füzeler (MIRV) konusunda ise tam bir anlaşmaya varılamadı.

 

Bu görüşmeler neticesinde, 26 Mayıs 1972’de Moskova’da ABD Başkanı Richard Nixon ile SSCB Başkanı Leonid Brejnev arasında SALT-I adı verilen anlaşma imzalandı.

 

Anlaşmaya göre;

 

  • Taraflar kendi başkentlerinin etrafında 150 kilometrelik bir alanda 100’den fazla füzesavar füzesi bulundurmayacak ve radar sayısını da sekiz ile sınırlandıracaktı.

 

  • Anlaşmadaki diğer önemli husus ise, başka ülkelere bu füzelerden verilmeyecek ve füze rampası kurulmayacak olmasıydı. Bu sayede Avrupa, bir süre de olsa füze yerleştirme sahası olmaktan uzaklaşmaktaydı.

 

  • Her iki taraf da, beş yıl süreyle saldırgan füzeler yapmama konusunda birbirine taahhüt vermişti.

 

  • Denizaltılardan fırlatılan balistik füzelerde Amerika 710; Sovyetler ise 950 füze rampasından fazlasına sahip olmayacaktı.

 

 

Bu hükümleriyle SALT-I Antlaşması, görünürde silahsızlanma konusunda kesin bir çözüm üretememişti.

 

Ancak bu anlaşma, ABD ile SSCB arasında meydana gelecek çatışma ve krizlerin görüşmeler yoluyla çözülebileceğini göstermesi açısından oldukça önemliydi.

 

Nitekim iki ülke de sadece bu antlaşma ile yetinmeyerek, imzadan üç gün sonra kriz yönetimine ilişkin ilkeler tespit ederek, bunu tüm dünyaya ilan ettiler.

SALT-II Antlaşması

 

İki ülke arasındaki yumuşama, bu kez Cenevre’de 21 Kasım 1972’den itibaren başlayan SALT II görüşmeleriyle devam etti.

 

SALT-II sözleşmesi, uzun pazarlıklar ve müzakerelerin ardından 18 Haziran 1979’da Viyana’da ABD Başkanı Jimmy Carter ile Sovyetler Birliği lideri Leonid Brejnev arasında imzalandı.

 

SALT-II antlaşmasıyla, stratejik bombardıman uçaklarının, kıtalararası füzelerin, denizden karaya atılan füzelerin ve çok başlıklı füzelerin sayılarının sınırlandırılmasına karar verildi.

 

Bu özelliğiyle SALT-II; SALT-I’den çok daha önemli bir anlaşmaydı ve soğuk savaş döneminin en önemli silahsızlanma sözleşmesi olarak görülüyordu.

 

Özellikle uzun menzilli nükleer silahları sınırlandırması oldukça dikkat çekiciydi.

 

Ancak ne var ki bu antlaşma, ABD’de, SSCB karşısında güç erimesine yol açacağı gerekçesiyle eleştirilmeye başlandı.

 

SALT-II konusunda Amerikan strateji uzmanlarının ağır eleştirileri, kısa sürede Kongre’yi de etkiledi.

 

Amerikan Kongresi antlaşmayı onaylamakta ayak diretti.

 

Bu nedenle SALT-II bir türlü yürürlüğe giremedi.

 

Amerikan kamuoyunda SALT-II tartışılırken; Sovyetler, 1979 Aralık ayından itibaren Afganistan’ı işgal etmeye başladı.

 

Bu işgal, ABD Kongresinin arayıp da bulamadığı bir fırsattı.

 

Sovyetler’in Afganistan’ı işgali etmesi, Ortadoğu’daki bütün dengeleri alt üst etmiş, silahsızlanmanın sadece SSCB çıkarlarına hizmet ettiği yolundaki komuoyu görüşlerini güçlendirmişti.

 

Nihayetinde SALT-II, kongre tarafından onaylanmadı ve yürürlüğe giremedi.

 

İki ülke arasındaki silahsızlanma görüşmeleri, 1980’li yıllarda tekrar başlasa da, bu dönemde SSCB’nin çöküş sürecine girmesi nedeniyle, bu görüşmeler önemli bir sonuca ulaşamadı.