Kısaca Küba Füze Krizi ve Türkiye’ye Etkileri

“Küba Füze Krizi” Soğuk Savaş döneminde ABD ve Sovyetler Birliği arasında ortaya çıkan ve iki ülke arasında nükleer savaş ihtimalinin belirdiği diplomatik krizdir. 

 

ABD ve Küba ilişkileri, 1959 Küba Devriminin ardından hızlı bir şekilde bozulmaya başladı.

 

1960’ta Sovyetler Birliği lideri Kruşçev‘in, Küba’ya konvansiyonel silahlar satacağını bildirmesi, Küba-ABD ilişkilerinde gerginliği iyice arttırdı.

 

Dönemin ABD Başkanı John Kennedy bu gelişme üzerine Küba’ya silahlı müdahale kararı aldı.

 

Nisan 1961’de düzenlenen ve Domuzlar Körfezi Çıkarması olarak adlandırılan bu askeri girişim, ABD’nin başarısızlığıyla sonuçlandı.

 

Bu olay, Küba-Sovyetler Birliği ilişkilerinin geliştirirken; ABD-Sovyetler Birliği arasındaki ilişkinin ise Küba üzerinden gerginleşmesine yol açtı.

 

1962’nin Ağustos ayında ABD istihbarat birimleri Küba’nın orta menzilli Sovyet füzeleri satın aldığını ve eylül ayında da “U2″ uçakları ile füze rampalarının Küba’ya yerleştirildiğini saptadı.

 

Bu gelişmeyi, ulusal güvenliğine bir tehdit olarak gören ABD, öncelikle Küba’daki Sovyet füze rampalarının sökülmesini istedi.

 

Ancak Küba, bu isteği geri çevirdi.

 

Bunun üzerine ABD, 24 Ekim 1962‘den başlayarak bu ülkeyi denizden ablukaya aldı.

ABD ablukasının uygulandığı tarihte Sovyet gemilerinin de Küba limanlarına doğru seyretmekte olması doğrudan bir çatışma olasılığı doğurdu.

 

Bu gerginlik bütün dünyada bir nükleer savaş korkusu yarattı.

 

Ancak BM’nin aracı rolü üstlenmesiyle, taraflar arasında diplomatik görüşmeler kurulması sağlandı.

 

Bu görüşmeler sonucunda, Sovyetler Birliği, BM denetiminde füzelerini geri çekmeyi ve Küba’ya gelecekte de saldırı silahları satmamayı prensip olarak kabul etti.

 

Sovyetler Birliği buna karşılık olarak, ABD’nin Küba’yı istila etmeyeceği konusunda garanti vermesini ve kendi güvenliği açısından Türkiye’de konuşlandırılmış füzelerin kaldırılmasını talep etti.

 

İki ülke arasındaki pazarlıklar, Türkiye ve Küba’ya bildirilmeden yürütülmüştü. 

Sistemleri 1961’de kurulan Türkiye’deki “Jupiter” ve “Thor” füzelerinin sökülmesinin ve füze rampaları ile üslerinin tasfiye edilmesinin Türkiye’ye danışılmadan pazarlık konusu edilmesi, Türkiye’de ABD’ye kaşrı belirli bir güvensizlik ortamı yarattı.

 

Üstelik Türkiye, ABD’nin 24 Ekim’den başlayarak Küba’yı denizden ablukaya alma kararını kayıtsız şartsız desteklediğini açıklamış ve alınan ekonomik abluka kararını uygulayan ilk devlet olmuştu.

 

Bu olay, NATO ittifakı içerisinde Türkiye’nin iradesi dışında gelişmeler olabileceğini ve ABD’nin Türkiye’yi ilgilendiren konularda bile Türkiye’ye danışmaksızın Sovyetler Birliği ile uzlaşmaya varabileceğini göstermişti.

 

ABD, Türkiye’den sökülen füzelerin modellerinin eski olduğunu ve işlevlerini yitirdiklerini ileri sürdü.

 

Ardından 24 Ocak 1963’te Kennedy Türkiye’den geri çekilen 15 “Jupiter” füzesi ve İtalya’dan kaldırılan 30 füze yerine Akdeniz’e “Polaris” füzeleriyle donanmış denizaltılar gönderileceğini duyurdu.

Ancak Küba Krizi, Türkiye üzerinde yarattığı etkilerden çok, dünya politikalarındaki etkileri açısından önem kazanmıştı.

 

Küba Krizinin en önemli sonuçlarından birisi, Sovyetler Birliği ile ABD arasında bir nükleer savaş çıkmasını önleyecek önlemlerin alınması için iki ülke arasındaki diyaloğun geliştirilmesi girişimlerinin başlaması oldu.

 

Bu girişimlerden en önemlisi, 1963’te taraflar arasında Kırmızı Telefon Hattı Anlaşması olarak da bilinen “Doğrudan Haberleşme Hattı Anlaşması” imzalanması oldu.