Nedenleri ve Sonuçlarıyla Niğbolu Savaşı (1396)

Niğbolu Savaşı, 25 Eylül 1396’da Osmanlı Devleti ile Haçlı ordusu arasında gerçekleşti ve Osmanlıların mutlak zaferiyle sonuçlandı.

 

Dönemin padişahı Yıldırım Bayezit (1389 – 1402)’tir.

 

Niğbolu Zaferinin en önemli sonucu, Osmanlı Devleti’nin bu zafer sonucunda Balkanlar’daki varlığını kesinleştirmesidir.

 

Diğer bir ifadeyle Haçlı Seferi özelliği gösteren bu savaş sonucunda, Osmanlıların Balkanlarda kalıcı oldukları anlaşılmış, Balkanların ve İstanbulun kaderi büyük oranda Osmanlının eline geçmiştir.  

 

Niğbolu Savaşının Nedenleri ve Savaşın Seyri

 

Savaşın temel nedeni ise Osmanlı Devletinin Balkanlar’daki hızlı ilerleyişini durdurmak ve Osmanlı’yı Hristiyan dünya açısından bir tehdit olmaktan çıkarmaktı.

 

Yıldırım Bayezit, 1394’te Tuna bölgesinde fetihlere girişmiş Silistre ve ardından Niğbolu’yu ele geçirerek en başta Macarlar olmak üzere bütün Batı dünyası için ciddi tehdit haline gelmişti. Ayrıca Bizans İmparatorluğunun başkenti İstanbul da Osmanlıların kuşatması altındaydı.

Bu nedenle Niğbolu Savaşına yol açan haçlı seferi, özellikle en büyük tehlikeyi hisseden Macar Kralı Sigismund’un ve Bizans İmparatoru Manuel’in çabaları ile gerçekleşmekteydi.

 

 Haçlı ordusunun büyük bölümünü Macarlar oluşturmakta birlikte Fransa, İngiltere, Papalık, Burgundiya, Orleans ve Lancaster dükleri ile İtalyan denizci devletleri ve Rodos şövalyeleri de bu seferi desteklemekteydi.

 

Sayısı yaklaşık yüz bin kişiyi bulan bu ordu, Türklere karşı sefere çıkan en büyük Haçlı ordusuydu.

 

Haçlı ordusu, 1396 Temmuz’unda Buda’da buluştu ve Rahova kalesindeki bir Osmanlı garnizonunu yendikten sonra, Niğbolu’yu kuşatma altına aldı.

 

Bunun üzerine Yıldırım Bayezid İstanbul kuşatmasını kaldırarak, hızlı bir şekilde Niğbolu’ya geldi ve 25 Eylül 1396 tarihinde Haçlı ordusunun karşısına çıktı.

 

Haçlı ordusu, Osmanlı ordusunun neredeyse iki katı büyüklüğünde olmakla birlikte, haçlı ordusu içinde özellikle Macarlar ve Fransızlar arasında taktiksel açıdan ciddi ayrılıklar bulunmaktaydı. 

 

Macarlar savunma savaşı yapmak ve Osmanlıların durumunu gördükten sonra ona göre bir strateji belirlemek niyetindeydiler. Fransızlar ise, ordularının büyüklüğüne güvenerek ve zaferin şanını kimseye bırakmamak niyetiyle, bir an önce hücum etmek niyetindeydi.

 

Nihayetinde Fransızlar herkesten önce savaş meydanına atıldılar ve Osmanlı saflarını yarmaya başladılar.

 

Ancak klasik Türk savaş taktiği olan “Hilal Taktiği” sayesinde kısa bir süre içerisinde etrafı sarılan Fransız şövalyeleri, büyük oranda Osmanlı kılıçlarına yem oldu. Bunun üzerine bozgunu engellemek isteyen Macar Kralı, birliklerini muharebe meydanına sürse de, mağlubiyeti önleyemedi ve Tuna’da kendisini bekleyen küçük gemiye binip kaçmak suretiyle kendi canını zor kurtardı.

Niğbolu Savaşının Sonuçları

 

Büyük beklentilerle girilen bu savaşın, çok acı bir yenilgiyle sonuçlanması Avrupa’da büyük bir yankı uyandırmıştı. 

 

Bu savaş, son büyük Haçlı Seferi olarak nitelendirildi ve eski Haçlı Seferleri hayalleri ile bezenmiş olan son Haçlı Seferi sayıldı.

 

Bu hayallerden kasıt, Papanın sefer öncesi yaptığı propoganda da vurguladığı gibi İstanbul üzerinden Kudüs’e ulaşma ve Hıristiyanlığı yüceltmekti.

 

Batılı kaynaklar, Niğbolu yenilgisinin nedenini, Türklerle yaptığı savaşlar nedeniyle tecrübeli olan Macar kralı Sigismund’un savaş taktiğinin dinlenilmemesinde bulur.

 

Niğbolu zaferinin bir diğer önemli sonucu, Osmanlı’nın Bizans üzerindeki etkisini iyiden iyiye arttırması oldu.

 

Niğbolu Zaferi neticesinde Bizans;

 

  • Osmanlı’ya senelik 10.000 düka haraç vermek,

 

  • İstanbul’da Rumlarla ticaret yapan Türkler için bir Türk mahallesi kurmak,

 

  • Bu mahallenin sakinleri için bir Osmanlı kadısı tayin edilmesini ve bir cami yapılmasını kabul etmek zorunda kalmıştır.

 

Son olarak Niğbolu Savaşında alınan bu galibiyet sadece Balkanlardaki Osmanlı galibiyetini güçlendirmekle kalmadı, I. Bayezit’in siyasi konumunu da büyük oranda güçlendirdi. Avrupa’nın en güçlü şövalyelerinden oluşan bir haçlı ordusunu Niğbolu’da bozguna uğratmış olan Yıldırım Bayezit, İslam dünyası nezdinde büyük bir prestij kazandı.

 

Bu prestijin bir yansıması olarak dönemin Abbasi Halifesi, zaferin ardından Yıldırım Bayezit’e Sultan-ı İklimi Rum” yani “Anadolu Ülkesinin Sultanı” ünvanı verdi. 

 

Bu zaferin ardından Anadolu’ya dönen Bayezit, Karamanoğulları Beyliği ve Kadıburhanettin Devleti topraklarını ilhak etmek suretiyle, Tuna’dan Fırat’a uzanan merkezi bir imparatorluk kurmaya çalışacak, ancak bu çabası 1402 Ankara Savaşı’nda Timur’a karşı aldığı yenilgiyle sonuçlanacak ve Osmanlı tarihinde Fetret Devri olarak adlandırılan dönem başlayacaktı.