Ankara Ne Zaman ve Nasıl Başkent Oldu? Kısaca Ankara’nın Başkent Oluşu

Ankara, TBMM tarafından 13 Ekim 1923’te, Cumhuriyet’in ilanından on gün önce başkent ilan edildi.

 

Bu karar sonucunda, İstanbul’un yaklaşık 470 yıllık başkentliği de sona erdi.

 

 
Ankara’nın başkent oluşuna giden süreç, 27 Aralık 1919’da Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelmesiyle başladı.

 

Bu tesadüfi bir gelişme değildi.

 

Çünkü Ankara, kısıtlı ulaşım imkânlarına rağmen işgal altındaki İstanbul ile haberleşmenin sağlanabileceği nadir şehirlerden biriydi. Ayrıca düşman işgaline uğramamış olması nedeniyle, milli mücadelenin yürütülmesi sırasında, cephedeki askeri hareketin yürütülmesi için de gayet uygun bir yerdi.

 

Ayrıca Ankara’da 23 Nisan 1920’da Büyük Millet Meclisi’nin açılması, Ankara’nın sadece
bir savaş karargâhı değil, aynı zamanda bir politik merkez haline gelmesinin de yolunu açtı.  

 

Böylece işgal altındaki Başkent İstanbul’a karşı Ankara, bağımsız bir hükümet, bir “geçici başkent” gibi hareket etmeye başladı.

 

 

Nitekim “Ankara Hükümeti” olarak adlandırılan bu yönetim, kısa bir süre içerisinde devletlerarası görüşmeler yapmaya ve ikili antlaşmalar imzalamaya başladı.

 

Nihayet, Milli Mücadele’nin kazanılması ve saltanatın kaldırılmasıyla birlikte Ankara’nın yeni başkent olması konusundaki görüşler güçlenmeye başladı.  

 

Nitekim M. Kemal Paşa’da 1923 yılının Ocak ayında gazetecilerle yaptığı bir söyleşide
yeni başkent arayışında olduğunu ima eden açıklamalarda bulundu.

 

Böylece yeni başkentin neresi olacağı konusu kamuoyunda ciddi olarak tartışılmaya başlandı.

 

Dillendirilen isimler arasında Ankara’dan başka İzmir, Bursa, Eskişehir de bulunuyordu.

 

Gerek iklim ve gelişme imkânları gerekse de ulaşım ve haberleşme alt yapısı gibi unsurlar Ankara’nın şansını yükseltmekteydi.

 

Ancak daha da önemlisi Ankara, Mili Mücadele’nin hem siyasal hem de askeri açıdan idare edildiği yerdi.

 

 

Ankara’nın başkentliği konusunda en büyük engel ise İstanbul’un geleceği meselesiydi.

 

 

İstanbul’un başkent olarak kalmasını savunan önemli bir kesim bulunmaktaydı.

 

Bunlar İstanbul’un yüzyıllardır Osmanlı Devleti’nin başkenti olduğunu ve yine başkent
olarak devam etmesi gerektiğini savunmaktaydı.

 

Ayrıca İstanbul’un başkent olma özelliğini yitirmesiyle ticari özelliğinin de kaybolacağını savunanlar vardı.

 

Daha da önemlisi bazı yabancı ülkeler dış temsilciliklerini Ankara’da açmak konusunda isteksizdi.

 

Bu ülkeler, Ankara’nın fiziki şartlarının zorluğunu gerekçe göstermek suretiyle İstanbul’un başkent olarak kalmasının istiyorlar ve aksi takdirde Ankara’da temsilcilik açmayacaklarını belirtiyorlardı.

 

Mustafa Kemal’in bu konu hakkındaki tavrı ise netti: “Memleket elçiler için değil, elçiler
memleket içindir” diyordu.

 

“Başkent Tartışmaları” bu şekilde sürüp giderken, Malatya Milletvekili İsmet Paşa
ve 13 arkadaşı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Ankara’nın başkent yapılması için bir kanun teklifi sundular.

 

Kanun teklifinin gerekçesi, Lozan’in Boğazlarla ilgili hükümleri gereğince, Başkent’in Anadolu’da bulunmasının bir zorunluluk olduğuydu. Nitekim Lozan Antlaşmasıyla Boğazlar silahsızlandırılmış ve uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakılmıştı (bu durum, Montrö Boğazlar Sözleşmesine kadar sürdü).

 

Nihayet TBMM, 13 Ekim 1923’te Ankara’nın yeni devletin idare merkezi yani başkenti  olduğunu kabul etti.

 

Bozkırın ortasındaki bu küçük şehir, her türlü bayındırlıktan yoksun olmasına rağmen, süreç içerisinde hem Milli Mücadele’nin, hem de politik gelişmelerin merkezi haline gelmesi nedeniyle Başkent oldu.

 

1924 Anayasası’nda da yer alan bu kararla birlikte Ankara, genç Cumhuriyetin sembolü oldu. Şehir, kısa bir süre içerisinde çağdaşlaşma ve modernleşmenin merkezi haline gelirken, hızlı bir nüfus artışı yaşadı.

 

Eski başkent İstanbul ise ticarî hacmini ve üzerindeki uluslararası ilgiyi sürdürmeye her zaman devam etti.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.