Hürriyet Partisi Nedir? Ne Zaman ve Nasıl Kuruldu?

 

Demokrat Parti’de Yaşanan Parti İçi Muhalefet

 

Temel politik eksenini, Atatürk’ü dışarıda bırakmak kaydıyla tek-parti yönetiminin yani Milli Şef döneminin eleştirisine ayıran Demokrat Parti, kısa bir süre içerisinde tek parti yönetiminden hoşnut olmayan tüm toplumsal kesimlerin desteğini kazanmayı başarmıştır.

 

Demokrat parti için özelikle 1950-1954 yılları arasında işler oldukça yolunda gitmiş, bilhassa ekonomik büyüme ve gelir düzeyindeki artış sebebiyle bu yıllar DP’nin altın yılları olarak adlandırılmıştır.

 

1954 seçimlerinin ardından ise, iktidarın antidemokratik uygulamaları ve iktisat politikaları eleştirilerin hedefi olmuş ve ilk etapta DP’nin ardındaki aydın desteği çekilmeye ve parti içindeki ilişkiler gerilmeye başlamıştır.

 

İspat Hakkı Tartışmaları

 

Bu gerginlik, “ispat hakkı” tartışmalarıyla iyice görünür bir hal almış; Mayıs 1955 tarihinde Fethi Çelikbaş’ın liderliğindeki on muhalif milletvekili basına ispat hakkı verilmesi yönündeki önergeyi meclise sunmuştur.

 

Döviz ve tahsis komisyonunda görevli bazı bakanlar hakkındaki yolsuzluk iddialarını gündeme getiren basın mensuplarına karşı iktidarın baskısını arttırmasıyla ortaya çıkan “ispat hakkı” tartışmalarının temelinde eski Ceza Kanunu’nun 481. Maddesi yatmaktaydı.

 

Bu maddeye göre gazeteler, bunları kanıtlayacak belgelere sahip olsalar bile bir kimseyi yolsuzluk, hırsızlık vb. sebeplerle suçlama hakkına sahip değillerdi.

 

Bu yasanın tek istisnası devlet memurlarıydı.

 

Memurlar hakkında bir suçlama söz konusu olduğunda, iddianın ispatı ve delilerin ibrazı mümkündü. Siyasetçilere gelince, Yargıtay, 1949’da vermiş olduğu kararla siyasetçilerin devlet memuru sayılmayacağını belirtmiş; dolayısıyla onları da haklarında belge açıklanamayacaklar sınıfına sokmuştu.   

           

Başbakan Menderes ve çevresindekiler de milletvekili ve bakanların sıradan devlet memurlarıyla aynı şekilde mütalaa edilmesine karşıydılar.

 

Menderes’e göre ispat hakkına izin verildiği takdirde, hakkında suçlamada bulunulan siyasi, iddialar asılsız bile olsa lekelenmiş olacaktı. Zira delillerin toplanması bir iki günde yapılacak bir iş olmadığından, gerçek ortaya çıkana kadar suçlanan kişi zan altında kalacaktı.

 

Ayrıca bunlar ispat hakkının sorumsuz gazeteciler elinde bir tehdit ve şantaj aleti olacağını ve hükümeti işleyemez hale getireceğini söylüyorlardı. Muhalifler ise, kamu hizmetlerinin idaresine katılmakta olan Milletvekili ve Bakanların, görevleri icabı, özel şahıslar gibi değil fakat memurlar gibi sorumlu olmaları gerektiğinden bahisle, onların da kanunun memurlar hakkındaki hükmüne tabi tutulmaları gerektiğini düşünmekteydi.

 

Kısaca, muhaliflere göre, bir milletvekili ya da bakan hakkında iddiasının delilleri olduğunu söyleyen kimseye, bu delilleri ibraz etme hakkı verilmeliydi.

 

İspat hakkı konusunda Menderes ve çevresindekilerin dediği oldu ve önergeye sonradan imza koyan 9 milletvekili partiden ihraç edildi.

 

Bunların ihraç edilme gerekçeleri genel idare kurulunun bu konudaki tutumunu bilmelerine karşılık parti disiplinine karşı gelmiş olmalarıydı.

 

Önergeyi ilk kez sunan on kişilik ekipten ise, önergelerini geri çekmeleri istenmiş ancak bu milletvekilleri 12 Ekim 1955 tarihinde partiden istifa etmişlerdir. 

 

Hürriyet Partisi’nin Kuruluşu 

           

İspat hakkı tartışmaları üzerine, Türk siyasi tarihinde “19’lar” olarak bilinen hareket ortaya çıkmıştır.

 

İspat hakkı ayrıca 1950’lerin ortasında Demokrat Parti yönetimine karşı duyulan tepkinin bir ifadesi olmuş ve DP’nin anti-demokratik icraatlarına karşılık tüm siyasal ve toplumsal muhalefetin ana konu başlıklarında biri haline gelmiştir.

           

Demokrat Parti’den ayrılan “İspatçılar” 20 Aralık 1955 tarihinde Hürriyet Partisini resmen kurdular.

 

Bu milletvekillerinin önemli bir kısmı bakanlık yapmış ve 1946-1950 devresinde demokrat parti saflarında yoğun bir faaliyet göstermiş isimlerden oluşmaktaydı.

 

Başlangıçta parti başkanı olan Ekrem Hayri Üstündağ, sağlık sebeplerinden ötürü görevini Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu’na devretmiştir.

 

Kurulduğu ilk andan itibaren “ispat hakkı” isteği ile özdeşleşen parti, DP’ye yüz çevirmeye başlayan aydın kesimin gözdesi haline gelmiştir. Partinin kurucuları, demokrat parti liderleri artık demokrasiye inanmadığı için, bu partinin temelinde bulunan demokratik hedefleri gerçekleştirmek adına Hürriyet Partisini kurduklarını bildirmekteydi.

 

Partinin kuruluş bildirgesinde yer alan ve muhalefetinin temel noktalarını oluşturan ilkelerden bazıları şunlardı: Cumhurbaşkanlığını partiler üstü bir hale getirmek, Cumhurbaşkanının iki defa üst üste seçilmesini engellemek, anayasa mahkemesi kurmak, çift meclis sistemini kurmak, MV sayısını azaltmak, üniversitelerin bilimsel, idari ve mali özelliğini sağlamak, basın özgürlüğünü güçlendirmek.

           

Hürriyet Partisi kurulduktan sonra da, Demokrat Partiden kopmalar devam etmiş, bir ara Hürriyet Partisi sahip olduğu 32 MV ile ana muhalefet partisi konumuna yükselmiştir.

 

1957 Seçimlerine kendisine duyduğu aşırı bir güvenle giren Hürriyet Partisi, kendisini Türkiye’nin sorunlarını çözme yetisine sahip tek parti olarak tanımlamıştır. Hürriyet Partisi’nin en önemli destekçilerinden birisi ise eski Demokrat Partili Fuat Köprülü olmuştur.

 

Eski partisinin liderlerini diktatörlükle suçlayan Köprülü, halkı, Türkiye’de demokrasiyi yerleştirmeye ve savunmaya en uygun parti olarak gördüğü HP’yi desteklemeye çağırmıştır.

 

Ancak parti, aydın kesimin ve özellikle basının büyük desteğine sahip olmakla birlikte, seçmenlerle kurduğu bağda DP kadar başarılı olamamıştır.

 

Nitekim Partinin 57 Seçimlerinde almış olduğu sonuç tam bir hayal kırıklığı olmuş ve oyların sadece %3,8’ini alan parti yalnızca 4 milletvekilliği kazanabilmiştir.

 

Hürriyet Partililer bu başarısızlığın nedenini, DP iktidarına son vermek isteyenlerin en güçlü muhalefet partisi konumunda bulunan CHP’ye oy vermeleriyle açıklıyordu. Ancak bu yenilginin en baştaki nedeni hiç kuşkusuz, mevcut sorunlara somut politikalarla cevap vermek yerine karmaşık bir liberalizm görüşü benimseyen HP’nin kitlelerle iletişim kurmakta başarısız olmasıydı. 

 

24 Kasım 1958 tarihinde olağanüstü kongresini toplayan Hürriyet Partisi, kendini feshedip CHP’ye iltihak etme kararı aldı.

 

Hürriyet Partisi özellikle akademide ve aydınlar arasında oldukça önemli bir desteğe sahipti. Dolayısıyla CHP ile birleşmesi CHP’ye önemli bir entelektüel katkı yaptı. Bu katkı CHP’nin özellikle 57 seçimlerinden sonra başlattığı yeniden yapılanma süreci açısından oldukça önemliydi. 

 

 14 Ocak 1959’da toplanan CHP kurultayında kabul edilen “İlk Hedefler Beyannamesi” nde de Hürriyet Partisinin birçok görüşü yer aldı. İlk Hedefler Beyannamesi, CHP’nin iktidara geldiği zaman yeni bir anayasa yapmak suretiyle gerçekleştirmeyi taahhüt ettiği bir dizi demokratik reform vaadini içermekteydi.

 

Bu fikirlerin önemlice bir kısmı 1961 Anayasası’na da dâhil edildi.