Monreo Doktrini Kısaca Nedir?

1823 yılında yayımlanan Monreo Doktrini, tarih boyunca dönemin ABD başkanlarının adıyla anılacak olan ve ABD’nin temel dış politika anlayışlarını yansıtan strateji belgelerinden ilkidir.

 

ABD Başkanı James Monroe, Aralık ayında kongreye gönderdiği bir mesajla, dünya politikasında ABD’nin üstlenmeye hazır olduğu işlevi ve ABD’nin temel dış politika ilkelerini açıkladı.

Bu mesaj, ABD’nin Birinci Dünya Savaşının sonlarına dek uygulayacağı ve “Monroe Doktrini” olarak  adlandırılacak olan bir dış politika stratejisinin temelini oluşturmaktaydı.

 

Doktrin yayımlandığında ABD, henüz 1776’da İngiltere’den bağımsızlığını kazanan çok genç bir ülkeydi.

 

Aynı şekilde bu dönem, Güney Amerika’da bulunan devletlerin İspanya ve Portekiz gibi ülkelerden bağımsızlıklarını kazandıkları bir dönemdi.

Dolayısıyla Amerika kıtasını, Avrupa etkisinden kurtarmak ve bağımsız hale getirmek, Monroe Doktrininin temel meselesiydi.

 

Bu bağlamda Monreo Doktrinin oluşturulması sürecinde, özellikle İspanya’nın eski koloni toprakları olan Latin Amerika ülkelerine müdahalesini önlenme isteği ağır basmaktaydı.

 

Monreo Doktriniyle ABD;

  • Avrupa diplomasisine karışmak istemediğini,
  • Aynı şekilde Avrupa’nın da Amerika kıtasına karışamayacağını ve
  • Avrupayla olan ilişkilerini sadece ticari düzeyde tutmak istediği mesajını verdi.

 

Monreo Doktrinini ana hatlarıyla şöyle özetleyebiliriz:

 

  • Amerika kıtası, hiçbir Avrupa ülkesi tarafından, gelecekteki potansiyel bir sömürge bölgesi olarak düşünülmemelidir.

 

  • Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa devletlerinin birbirleriyle olan ilişkilerine ve savaşlarına taraf değildir. Ancak Amerika kıtasındaki herhangi bir olay, Birleşik Devletleri yakından ilgilendirir.

 

  • Avrupa monarşilerinin kendi çıkarları uğruna Amerika kıtasına yönelik olarak girişecekleri her eylem, ABD tarafından “tehlikeli” sayılacaktır.

 

  • Bu bağlamda Güney Amerika’daki bağımsız cumhuriyetlere kıtadan gelecek herhangi bir müdahale, ABD tarafından dostça karşılanmayacaktır.

 

Bu bağlamda Monroe Doktriyle birlikte ABD, Amerika kıtasının Avrupalı devletler için artık bir kolonizasyon bölgesi olamayacağının altını çizmiş ve ayrıca bağımsızlıklarını yeni kazanan Güney Amerika devletlerinin içişlerine müdahale edilmesini önlemiştir.

 

Monroe Doktriniyle ABD, dünyaya bir anlamda “Amerika, Amerikalılarındır” mesajı vermekteydi.

Ancak ünlü tarihçi Fahir Armaoğlu’nun isabetle belirttiği gibi, bu mesaj uygulamada daha çok “Amerika ABD’nindir” şeklinde kendini gösterecektir. Diğer bir ifadeyle Monroe Doktrini ile birlikte ABD, Latin Amerika ülkelerini adeta “arka bahçesi” olarak ilan edecektir. 

 

ABD’nin özellikle Birinci Dünya Savaşından itibaren bu doktrini terk ettiği ve müdahaleci bir dış politika anlayışını benimsediği söylenebilir.

 

Ancak Monroe Doktrini, ABD’nin dahil olmak istemediği ya da dahil değilmiş gibi görünmek istediği küresel meselelerde öne sürdüğü bir dış politika enstürmanı olarak işlevini sürdürmeye hala devam etmektedir.