Osmanlı Tarihi

1876 Anayasasının (Kanun-u Esasi) Özellikleri

23 Aralık 1876’da Padişah II. Abdülhamit döneminde ilan edilen Kanun-u Esasi, modern niteliğe sahip ilk Osmanlı anayasasıdır. 1831 Belçika ve 1851 Prusya Anayasaları örnek alınarak hazırlanmıştır. Kanun-u Esasinin kabul edilmesiyle birlikte Osmanlı tarihinde I. Meşrutiyet olarak adlandırılan dönem başlamıştır.

 

Kanun-u Esasinin kabul edilmesinde etkili olan grup, Jön Türkler olarak bilinen meşrutiyet yanlısı bürokrat ve aydın grubudur. Bu isimlerin başında ise dönemin sadrazamı Mithat Paşa gelmektedir. Mithat Paşa aynı zamanda anayasayı hazırlayan komisyonun başkanlığını da yapmıştır. 

 

Bu anayasaya göre Osmanlı Devleti bir monarşidir.  Dolayısıyla sorumsuz ve kutsal sayılan  devlet başkanlığı makamı veraset yoluyla belirlenmektedir. Kanun gücünde kararname çıkarma yetkisine sahip olan Padişah, hem yürütme hem de yasama gücüne sahiptir.

 

1876 Kanunu Esasisinde üniter (tek) devlet modeli öngörülmüş ve federasyon modeli kabul edilmemiştir (Madde 1).

 

Devletin resmi dini İslamiyet (madde 11), resmi dili ise Türkçe’dir (Madde18).

 

Kanun-u Esasi; hakimlerin azli yasağı, mahkemelerin bağımsızlığı ilkesi, yargılamanın açıklığı ilkesi, mahkemelerin davaya bakmaktan kaçınamayacağı, kanuni hakim güvencesi gibi pek çok modern anayasal ilkeyi kabul etmiştir.

 

Bu anayasayla birlikte yargı yetkisinin padişahın tasarrufundan azade bir şekilde bağımsız mahkemelerce (Şer’iye ve Nizamiye Mahkemeleri) yürütüleceği hususu hüküm altına alınmıştır.

 

1876 Anayasası iki meclisli bir parlamento öngörmüştür. Buna göre parlamento (Meclis-i Umumi) padişah tarafından atanan “Heyet-i Ayan” ve üyeleri seçimle belirlenen “Heyet-i Mebusan” dan oluşmuştur.

 

Buna göre Heyet-i Ayan üyeleri ömür boyu görev yapmak üzere padişah tarafından atanmışlardır. Ancak Heyet-i Ayanın üye sayısının, Heyet-i Mebusanın üye sayısının üçte birini geçmemesi esastır (Madde 60).

 

Heyet-i Mebusan üyelerinin seçiminde ise her elli bin erkek nüfusa bir temsilci esası belirlenmiştir. Seçimler gizli oy ilkesi (Madde 66) uyarınca, basit çoğunluk sistemine göre dört yılda bir ve iki dereceli seçim sistemiyle yapılacaktır.

 

1876 Anayasasına göre kanun yapma yetkisi padişah ve meclis arasında paylaştırılmıştır. Padişahın kanunları mutlak veto etme hakkı bulunmaktadır. Bir kanun teklifinin padişah onayına gelmesi için, bu teklifin her iki meclis tarafından da onaylanması gerekir.

 

Kanunu Esasisinin 113. maddesi padişaha, devlete zararı dokunan kimseleri yurtdışına sürgün etme yetkisi tanımıştır.

 

Özetlemeye çalıştığımız bu anayasal esaslar çerçevesinde oluşturulan Meclis-i Umumi , 14 Şubat 1878’e kadar 29 toplantı yapmıştır. Ardından Padişah II. Abdülhamit, 93 Harbini gerekçe göstererek ve Anayasa’nın kendisine verdiği yetkiyle meclisi fethetmiştir.

 

1909 yılına gelindiğinde ise “İkinci Meşrutiyet” olarak adlandırılan dönemle birlikte Osmanlı tarihinde yeni bir dönem başlamıştır.

 

Özellikle İttihat ve Terakki Cemiyetinin ön plana çıktığı bu dönemde Kanun-u Esasi’de köklü değişiklikler yapılmış ve meclis tekrar açılmıştır. Yapılan bu değişikliklerle padişahın bazı önemli yetkileri kaldırılmış, temel hak ve hürriyetlere ilişkin gelişmeler yaşanmıştır.

 

Örneğin toplantı ve dernek kurma özgürlüğü getirilmiş, meclisin yetkileri arttırılmıştır. Mebusların kanun önerme yetkisi kesinleşmiş, yabancı devletlerle yapılan antlaşmalarda onay yetkisi meclise verilmiştir.

 

Ayrıca yine bu değişiklikler meclise, hükümeti güvensizlik oyuyla düşürmesi yetkisi tanınmıştır.

 

Böylece Osmanlı anayasal düzeni gerçek anlamda bir “meşruti monarşi” niteliği kazanmıştır. 

Bu yazı size yardımcı oldu mu?

Ortalama 0 / 5. Oy sayısı 0

Geri bildiriminiz bizim için oldukça önemli, lütfen oylayınız.

Bizi Sosyal Medya Hesaplarımızdan Takip Edebilirsiniz.

Geliştirebilmemiz için lütfen yazıda bulduğunuz eksiklikleri belirtiniz:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu