Birinci Meşrutiyet (23 Aralık 1876): Kısaca Önemi ve Özellikleri

Birinci Meşrutiyet Dönemi, Kanun-i Esasi’nin 23 Aralık 1876’da Padişah II. Abdülhamit tarafından ilan edilmesiyle başlar.

 

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nın (93 Harbi) başlamasını bahane eden II. Abdülhamit’in 14 Şubat 1878’de Meclis-i Mebusan’ı kapatmasıyla sona erer.

 

Dolayısıyla Birinci Meşrutiyet olarak adlandırılan dönem, Osmanlı tarihinin yaklaşık 1,5 senelik bir bölümünü kapsar.

 

Birinci Meşrutiyet döneminin en önemli özelliği, hiç şüphe yok ki, Osmanlı Devlet yapısının mutlak monarşiden anayasal bir yönetim yapısına kavuşturulması yani meşruti monarşiye dönüştürülmesi ve bir parlamentonun kurulmasıdır.

 

Bu dönemde kabul edilen Anayasa ile Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Ayan olmak üzere iki meclisten oluşan bir parlamento oluşturulmuştur. Meclis-i Mebusan’ın üyeleri halk tarafından, Meclis-i Ayan’ın üyeleri ise padişah tarafından seçilmiştir.

 

Birinci Meşrutiyetle birlikte devlet, artık Anayasanın koyduğu kurallara göre yönetilecektir. Bir diğer ifadeyle Padişah devleti kendi istek ve taleplerine göre sınırsızca değil, Anayasa’nın kendisine verdiği yetkiler ve çizdiği sınırlar çerçevesinde yönetecektir.

 

Ancak buradan hareketle, I. Meşrutiyet dönemini, günümüz anlamında bir anayasal demokrasiyle benzeştirmemek gerekir. 

 

Zira Anayasa ile padişaha; meclisi açma, kapatma, tatil etme, yasaları onaylama ya da reddetme, hükümeti seçme ya da azletme gibi bugünkü yönetim yapısıyla kıyaslanamayacak derecede geniş ve anti-demokratik yetkiler verilmiştir.

 

Dolayısıyla bu dönemde parlamentonun, padişaha bir nevi danışmanlık yapmak, devlet yönetimi ile ilgili olarak alınacak kararlarda bir uzlaşma zemini sağlamak gibi fonksiyonlarının dışında herhangi bir ağırlığının olduğunu söylemek oldukça zordur. 

 

Zaten Birinci Meşrutiyetin ömrü de yukarıda değindiğimiz gibi çok kısa, sadece 1,5 yıl sürmüştür. 

 

 

Çünkü padişah II. Abdülhamit’in Meşrutiyeti ilan etmek konusunda samimi olmadığı ve sadece tahta çıkabilmek adına, önemli devlet adamlarıyla uzlaşma sağlayabilmek için bunu kabul ettiği bilinmektedir. 

 

Nitekim Abdülhamit; 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşını bir diğer adıyla 93 Harbini bahane etmek suretiyle, Meclis-i Mebusan’ı 13 Şubat 1878 tarihinde Anayasının 113. Maddesinin kendisine verdiği yetkiye dayanarak kapatmıştır. 

 

Meşrutiyet’in ilanından büyük etkisi olan devlet adamı Mithat Paşa ise, İstanbul’dan uzaklaşmak zorunda kalmış ve bir süre sonra da Taif’e sürgün edilerek, 1884 yılında burada zindanda boğdurularak ortadan kaldırılmıştır. 

 

Meclis-i Mebusan’ın kapatılmasının ardından yaşanan 30 yıllık süreç (1878-1908) ise II. Abdülhamid’in baskıcı yönetimi nedeniyle İstibdat Dönemi olarak adlandırılmıştır.

 

Bu dönem, Jön Türkler tarafından kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin çabalarıyla gerçekleştirilen 1908 Devrimi sonucunda, II. Abdülhamit’in meşrutiyeti ikinci kez ilan etmek zorunda kalmasıyla son bulmuştur. 

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.