Immanuel Wallerstein’in Dünya Sistemi Yaklaşımı Nedir?

Bu yazımızda Amerikalı Sosyolog İmmanuel Wallerstein’in modern dünya sistemleri teorisi hakkında kısa bir bilgi vermeye çalışacağız.

 

Wallerstein, kapitalist dünya sisteminin ortaya çıktığını iddia ettiği 16. Yüzyıldan itibaren Avrupa’nın (özellikle de Kuzey Avrupa’nın) tüm dünya üzerinde, Batı dışı bölgelerin aleyhine bir egemenlik kurduğunu belirtir.

 

Wallerstein’a göre daha önceki imparatorluklar sadece kendi hegemonik alanlarında etkili olurken ve tüm dünya üzerinde egemenlik kuramazken, kapitalizmle birlikte tüm dünya üzerinde etkili olmak mümkün hale gelmiştir.

 

Kapitalist dünya sisteminin kurulmasında üç önemli süreç vardır. Bunlar;

– Dünyanın coğrafi olarak genişlemesi,

– Dünya ekonomisinin farklı bölgeleri ve farklı ürünleri için, değişik emek kontrol yöntemlerinin geliştirilmesi ve son olarak,

– Kapitalist dünya ekonomisinin merkez devletleri olacak şekilde güçlü devlet yapılarının yaratılması.

 

Marx’ın sınıf çatışmaları teorisini farklı bir şekilde uyarlayan Wallerstein, Burjuva sınıfının yerini gelişmiş merkez ülkelerin; proleterya sınıfının yerini ise geri kalmış çevre ülkelerin aldığını iddia eder.

 

Bu iddiaya paralel bir şekilde Wallerstein’a göre sosyalist devrimi gerçekleştirecek olanlar gelişmiş merkez ülkelerdeki işçi sınıfları değil; dünya sisteminin proleteryası olan geri kalmış üçüncü dünya ülkelerinin bizzat kendisidir. Sosyalist devrimin kalbi çevre ülkelerde atacaktır. Çünkü sömürülen proleteryanın yerini merkez ülkeler tarafından kaynaklarına el konularak sömürülen bu ülkeler almıştır.

 

Wallerstein’ın kapitalist dünya sistemi yaklaşımında merkezle ilişkiye giren çevrenin kaderi, merkezin lehine olacak şekilde ekonomik olarak geri bırakılmak olacaktır. Bu teoride ülkelerin kaderleri kendi iç yapılarından ya da iç faktörlerinden ziyade dünya kapitalizmiyle olan etkileşimlerinden kaynaklanır.