Kısaca Hegemon Devlet ve Hegemon Güç Kavramları

Dünya tarihine bakıldığında, hemen hemen her dönemde belli devletlerin uluslararası alanda büyük bir güç kazandığı görülmektedir. Bu devletler, hem uluslararası alandaki gelişmeleri daha fazla etkileme gücüne sahiptirler hem de dünya ticaretinden daha fazla pay almaktadırlar.

 

İşte bu ülkeler, o dönemin “hegemon gücü” ya da “hegemon devleti” olarak adlandırılırlar.

 

Kısaca “hegemon güç” uluslararası sisteme egemen olan, onu birçok açıdan etkileme gücüne sahip olan devlet demektir.

 

Örneğin tarihsel açıdan baktığımızda;

 

  • Yüzyılda Portekiz’in,
  • Yüzyılda İspanya’nın,
  • Yüzyılda Fransa’nın ve
  • 19. Yüzyıllarda ise İngiltere’nin dünyanın hegemon gücü (hegemonic power) olduğunu görürüz.

 

Günümüzün hegemon devleti ABD ise özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra uluslararası alana aktif bir şekilde girerek hegemon devlet konumuna yükselmiştir.

 

Üstüne üstlük ABD, o zamandan beri gelişen teknolojik gelişmelerin de etkisi ve katkısıyla, kendisinden önce hiçbir devletin ulaşamadığı bir hegemonik güce erişmiştir.

 

Hegemonluk kavramıyla ilgili vurgulanması gereken önemli bir nokta, hegemon gücün karşısına her zaman ona meydan okuyan bir başka önemli gücün çıkmasıdır.

 

Bu noktada hegemon güç ile ona meydan okuyan devlet arasında yaşanan siyasi, ekonomik ya da askeri gerginlik sonucunda uluslararası sistem yeni bir nitelik kazanır.

 

Örneğin, 18. ve 19. Yüzyıllardaki İngiliz hegemonyasına Almanya meydan okumuş, bu meydan okuma iki büyük dünya savaşına yol açmıştır.

 

Ancak ikisi de güçlerini bu mücadeleler içerisinde tükettiklerinden, aradan sıyrılan ABD, yeni hegemon güç olarak ortaya çıkmıştır.

 

Hegemon güç kavramı incelendiğinde karşımıza çıkan bir diğer önemli özellik, hegemon devletlerin neredeyse her zaman, uluslararası ticaretin serbestleştirilmesi yönünde çaba harcamış olmaları ve diğer ülkeleri gümrüklerini indirmek konusunda zorlamalarıdır.

 

Bu bağlamda örneğin İngiltere, 19. Yüzyılda Açık Kapı politikasını başlatmış; günümüzde ise ABD, Dünya Ticaret Örgütü, IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlar aracılığıyla “serbest piyasa ekonomisi” nin öncülüğünü yapmaktadır.

 

Bu durum, hegemon gücün ekonomik üstünlüğünden ve para biriminin uluslararası alandaki en geçerli para birimi olmasından kaynaklanmakta ve hegemon güç dünya üzerinde serbestçe ticaret yapabilmektedir.

 

Hegemon gücün bir diğer önemli özelliği, nükleer silahlara sahip olması, dünyanın her yerinde üsler ve müttefikler bulundurması ve böylece bölgesel kriz ve çatışmalara müdahale ederek, dünyadaki lider konumunu askeri açılardan da sergilemesidir.

 

Hegemon gücün son bir önemli özelliği ise, hegemon gücün kültürel olarak da kendi yaşam biçimini, kültür ve değerlerini bütün dünyaya yayması ve bunun kabul ettirerek konumunu meşrulaştırmasıdır.

 

Günümüzde bütün bu özellikleri bünyesinde taşıyan ABD, dünyadaki bütün önemli gelişmeleri yönlendirebilme güç, yetenek ve iradesine sahiptir ve bu konumunu şuan için sürdürmektedir.

 

Ancak tarihsel süreç içerisinden baktığımızda, herhangi bir hegemon devletin bu konumunu sürekli olarak koruyamadığı, çünkü gücünün önemli bir kısmını bu hegemonik yapıyı korumak için harcayarak kendisini tükettiği görülür. Bu gelişme sonucunda ise ona karşı meydan okuyan yeni güçler ortaya çıkar.

 

Günümüzde ABD’nin hegemon ülke konumunu zorlama potansiyeline sahip olan en önemli ülkenin Çin Halk Cumhuriyeti olduğu bir gerçektir. Ancak bugünden bakarak, Çin’in hegemon güç konumuna yükselip yükselemeyeceğini ya da ne zaman bu konuma erişebileceğini kestirmek oldukça zordur.