Siyasal Düşünceler Tarihi: Doğa Durumu

Devletin var oluş nedenini açıklamaya çalışan siyaset kuramları bir varsayımdan hareket ederler. Bu varsayımın adı doğa durumu varsayımıdır. Siyaset felsefesinde doğa durumu gerçek bir durum olarak tasarlanmaz. Devletin var oluş nedenini açıklamak, devletin varlığını temellendirmek amacıyla tasarlanmış bir durumdur, bir varsayım, bir tasarımdır.

 

Kısaca doğa durumu, hiçbir devlet örgütlenmesinin, siyasi örgütlenmenin ve yönetimin olmadığı zamanki durumu dile getiren ya da insanın toplum dışında bozulmamış hâlde veya tamamen doğal hâlde bulunduğu durumu ifade eden bir tasarımdır. Doğa durumu devletin temeli sorununa varsayım olarak ele aldığı bir tasarımdan hareketle yaklaşır. Doğa durumunda herkes doğa yasalarına bağlıdır. İnsan doğasının hem hak koruyan hem de haksızlığa eğilim gösteren farklı yanları olduğu için kimi filozoflar tarafından rahatsız edici bir durum olarak da görülmüştür.

 

Böylesi bir varsayım hem adaletin hem de devletin temellendirilmesi açısından gerekli görülmüştür. Özellikle 17. ve 18. yüzyıl felsefeleri içinde gelişen bütün doğal hukuk kuramları doğa durumu tasarımlarını felsefeleri için bir ilk durum, bir hareket noktası olarak ortaya koymuşlardır.

 

İngiltere’de Thomas Hobbes (1588-1679) ve John Locke (1632-1704), Fransa’da Jean Jacques Rousseau (1712-1778) siyaset ve devlet kuramlarını hep doğa durumu varsayımından hareketle ortaya koymuştur. Ayrıca sadece 17. ve 18. yüzyıllarda değil, çağdaş siyaset kuramlarında da doğa durumu tasarımı bir varsayım olarak kullanılmaya devam etmektedir. Örneğin, çağdaş siyaset felsefesinin en önemli temsilcilerinden John Rawls Bir Adalet Kuramı adlı yapıtında “orijinal durum” dediği bir doğa durumu tasarımından hareketle devletin ve hukukun temeli sorununa yanıt vermeyi denemiştir.

 

Doğa durumunun rahatsız edici yanlarını açıklamalarının temeline koyan filozoflar (örneğin Hobbes gibi), bu varsayımdan hareketle adına “toplum sözleşmesi” dedikleri bir sivil sözleşmeyi gerekli görmüşlerdir. Bazı başka düşünürler ise (örneğin Rousseau gibi) doğa durumunu gerçek eşitlik durumu olarak görüp devletin ortaya çıkışını eşitsizliğin doğuşu olarak görmüşlerdir.

 

Hobbes’un “herkesin herkese karşı savaşı”nın olduğu dönem olarak gördüğü doğa durumu Rousseau tarafından ise insanların eşitlik içinde yaşadığı bir özgürlük durumu olarak tasarımlanır. Doğa durumuna ilişkin bu farklı tasarımlar aynı zamanda bu düşünürlerin farklı toplum ve devlet kuramlarının da temelini oluşturur.