Rönesans Dönemi Sanat Anlayışı ve Temsilcileri

Rönesans Nedir? Dönemin Genel Özellikleri


Rönesans kelime anlamı itibariyle “yeniden doğuş” demektir.

Hristiyan dininde mezhep bölünmelerinin gerçekleşmesi ve Katolik inancının kiliselerdeki hâkimiyetinin son bulması ile farklı dini yorumların önünün açılması, bilim ve sanatın da önünü açmıştır.

Katolik kilisesinin baskıcı yönetimi altında geçen Ortaçağ’ın ardından Avrupa pek çok alanda bağımsızlığına kavuşmuştur. Bu alanların başında da sanat ve bilim gelmektedir.

Bir bakımdan ifade hürriyetinin yerleşmeye başlaması çeşitli sanat dallarında dönemin karakteristik özelliklerini ortaya çıkaracak eserlerin verilmesine sanatçıların yetişmesine ön ayak olmuştur.  

Rönesans döneminde skolastik düşünce yıkılmış ve pozitif düşünce hâkimiyet kazanmıştır. Sanattan zevk alan aydın ve halk sınıfları oluşmuştur.

Rönesans’ın başkenti İtalya’nın Floransa kenti olarak kabul edilmektedir.

Resim, heykel ve mimaride Rönesans akımı denilebilecek sanat anlayışı kendini göstermeye başlamıştır. Rönesans sanat anlayışının hâkim olduğu yıllar 15. Ve 16. Yüzyıllar olarak kabul edilmektedir.

Modern ve eski arasında bir ayrım oluşturarak Antik Yunan felsefesi ve sanat anlayışının yeniden yorumlanması ile İtalya kültürel bir zenginlik ile diğer Avrupa uluslarına ilham vermiştir. 

Rönesans, temel olarak skolastik düşünceye ve katı Katolik inancının baskıcı hâkimiyetine bir tepki olarak ortaya çıktığı için her şeyden önce bir inançtır. Antik dönem uygarlık anlayışının her şeyiyle skolastik düşünceden daha iyi ve kabul edilebilir olduğuna dair bir inançtır.

Bu nedenle Rönesans, yeniden doğuş anlamına gelmesi bakımından antik dönemin yeniden doğuşu üzerine kurulmuş bir sanat anlayışına sahiptir. Ortaçağ döneminde yaşanılanların Batı uygarlığını zayıflattığı düşüncesi ile Antik Yunan ve Antik Roma kültürünün düzeyine ulaşma çabaları Rönesans dönemi sanat eserlerinde kendini göstermektedir

 Rönesans dönemi sanat anlayışının eserlerde kendini hissettiren en belirgin özelliği güzel ile gerçeğin bir arada sunulmasıdır. Resim ve heykellerdeki tasvirlere bakıldığında belirgin bir estetik anlayış ile gerçekliğin harmanlanarak sunulduğunu görmek mümkündür.

Rönesans Dönemi Temsilcileri


Rönesans döneminde resim sanatında erken dönem sanatçıları Giotto, Masaccio ve Boticelli olarak bilinmektedir.

Giotto (13.yy-14.yy); donuk ve şematik bir görünüme sahip Ortaçağ’ın resimleri yerine resimde, ifade ve mekân duygusunu vurgulayan canlı eserler ortaya koymuştur. Simgesel resim tekniğini terk ederek nesnelerin doğal halleriyle resmedilmesi anlayışına yönelmiştir. 

Masaccio (1401-1428); Brunelleschi’den etkilenen Rönesans’ın ilk önemli ressamlarındandır. Bilimsel perspektif kullanışı alanında yenilikler getirerek modern realistik resmin temellerini atmıştır. Resimlerinde hümanizm görülen Masaccio aynı zamanda plastikliği de ilk defa kullanan sanatçıdır. En bilinen eseri olan “Holy Trinity” ile perspektif kullanımlarıyla resme derinlik duygusunu katmıştır.                                                       

Boticelli (1445-1510); Rönesans sanatına yön veren sanatçılardan biridir. Yapıtlarında çizgiler her zaman canlı ve hareketlidir. Eserlerindeki zarafet duygusu şiirsel bir hava oluşturur. En bilinen eserlerinden biri olan “Venüs’ün Doğuşu” bu şiirselliği ve zarafeti hissettirirken kendine has uçuculuğu ve coşkusunu da hissettirir. 

Kaynağını Antik Çağ’dan alan bu yeniden doğuş çağında 14. yy Hümanizminin ilerlemesi ile birlikte insanın kendine olan saygı ve sanata ve sanatçıya duyulan saygı da adeta yeniden keşfedilmiştir.

Bu keşfin etkisi yalnızca resimde değil, heykelde ve mimaride de kendini göstermiştir. Ticari hayatın canlı olduğu Floransa, Venedik ve Cenova gibi kentlerdeki banker ve tüccarların faaliyetleri ile Rönesans’ın tüm sanat dallarındaki etkisi tüm Avrupa’ya yayılmıştır.

Erken dönem Rönesans mimarisindeki belirgin özellikler, kubbelerin ve sütunların bulunmasıdır.

Mimaride en önemli eseri vermiş olan Donato Bramante’nin eseri “Santa Marie delle Grazie Kilisesi” bu dönemin özelliklerini taşımaktadır. Ustanın bir diğer eseri ise Roma Monterio’da bulunan “St. Pietro” Kilisesidir. 

Erken Rönesans mimarisinin bir diğer öncüsü ise Brunelleschi’dir (1377-1446).

Rönesans dönemine hakim olan Antik dönem anlayışını doğrudan mimariye yansıtması bakımından önem teşkil etmektedir. Brunelleschi, Antik Roma kentlerini gezerek oradaki ölçü ve oranları incelemiş ve çalışmalarını bu incelemelerine dayanarak gerçekleştirmiştir. Floransa Katedralinin kubbesi, Floransa Pazzi Şapeli, Floransa yetimler yurdu, Floransa Pitti Sarayı başlıca eserlerindendir

Erken Rönesans döneminin en önemli heykeltıraşı ise Donatello’dur (1386-1466).

Heykelcilik tarihinin en önemli anıtlarından biri olan ünlü Davud heykeli Donatello’nun eseridir. Davut heykelinin tasviri Kutsal Kitapta yer alan Calut’u yenmesinden hemen sonrasını canlandırmaktadır. Bu eserinde heykelin ölçüleri gerçek insan ölçülerindedir. Antik dönemde güzelliğin ölçüsü olarak bilimin insan vücudunu kabul etmesi ve güzelliği idealize etmesi Donatello’nun eserlerinde de hissedilir. Bu nedenle estetiği gerçeğe en yakın haliyle vurgular. Donatello’nun yapıtlarında gerçeğe yakın oranlar görülür.  

Yüksek Rönesans Dönemi ve Temsilcileri


Rönesans’ın en önemli dönemi olarak kabul edilen “Yüksek Rönesans Dönemi”, 16. Yüzyıl olarak kabul edilmektedir.

Bu dönemde sanatın her alanında eserler veren çok önemli sanatçılar yetişmiştir. Bu dönemin sanat merkezi Roma’dır ve sanatın en olgun dönemi olarak kabul edilmektedir. 

Leonardo da Vinci (1452-1519); felsefe, astronomi, jeoloji, anatomi, kartografi, botanik, mimari, mühendislik, matematik, resim, müzik ve heykel gibi farklı pek çok alanda çalışmaları ve eserleri olan çok yönlü bir kişidir. Farklı disiplinlerde çalışarak eserler vermiş bir dehadır.

Rönesans sanatının en önemli eserleri Leonardo da Vinci’ye aittir. Buluşları ve eserleri ile geleceğe ışık tutmuş ve plastik sanatlara ilham vermiştir. En bilinen iki yapıtı Mona Lisa ve Son Akşam Yemeği’dir. 

Son Akşam Yemeği freski 15. Yüzyılda Milano’da Santa Marie Dele Grazie’nin duvarına yapılmıştır. Bu resimle, resimde kompozisyon ve denge sorununu çözmüştür. Resim İsa’nın havarileriyle olan hikâyesine ve kendisine ihanet edilmesinin konuşulmasına ilişkin derin anlamlar içermekle birlikte anakronist ögeler barındırmaktadır.

İsa ve havarilerinin yaşadığı dönem itibariyle masada oturup yemek yemesi, kadehlerin olması, içerisinde bulundukları gibi bir mekânın o dönemde olması mümkün değildir. Bununla birlikte İsa ve havarilerinin kıyafetleri daha çok Antik dönemi çağrıştırmaktadır. Anakronist ögeler bu şekilde ifade edilebilir.

Bu bakımdan Son Akşam Yemeği eserinin her ayrıntısıyla Rönesans dönemi sanat anlayışını barındırdığını söylemek mümkündür. Resimde Antik Yunan ve Antik Roma izlerinin bulunması Rönesans döneminde güzellik kavramının bu dönemlerin sanat anlayışı olarak kabul edildiğini anlamak mümkündür. Da Vinci’nin tablolarında mekandan çok figürler önemlidir. 

Yüksek Rönesans döneminin en tanınış heykeltıraşı olan Michelangelo (1475-1564) bu dönemde eserler vermiştir. Heykellerinde yer alan abartılı kıvrımlar barok sanatını çağrıştırmaktadır. Michelangelo’nun en önemli eseri San Pietro Kilisesi’nde bulunan Musa heykelidir.

Heykelde duygu içeren yüz ifadesi, ışık ve gölge oyunları, ayrıntılı kıvrımlar sanatçının heykeldeki üslubunu ve Rönesans sanatının izlerini yansıtmaktadır. Sanatçının sanat anlayışına göre heykelde ve resimde insan figürü kullanımı duyguların aktarımı bakımından son derece önemlidir.

Bir diğer Rönesans sanatçısı Raffael’dir (1483-1520).

Rafael eserlerinde güzelliği gerçek ölçütleri üzerinden değil, kendi idealize ettiği şekliyle yansıtmayı tercih etmiştir. En bilinen eseri Atina Okulu’dur. Bu eserinde Atina okulundan pek çok filozof bulunmaktadır. Aynı zamanda eserlerinde hareketli figürlere de yer vermiştir. 

Hans Holbein, Gentile Bellini, Jan Van Eyck, Pieter Bruegel ve Albert Dürer diğer önemli Rönesans sanatçılarındandır.  Bu isimlerden de kısaca bahsedecek olursak;

Hans Holbein (1497-1543) titiz bir çizimle doğal bir görünüm elde ettiği portreleriyle bilmektedir.

Gentile Bellini ise Fatih Sultan Mehmet’in portresiyle bilinen ünlü İtalyan ressamdır.

Jan Van Eyck ise yağlı boyayı resimde kullanan ilk sanatçı olmuştur. Böylece resimler daha ayrıntılı ve canlı görünümleriyle ön plana çıkmıştır.

Pieter Bruegel (1525-1569) ise resimlerinde panoramik çizimleriyle ve insan figürlerine önem vermesiyle kendi tarzını ortaya koymuştur. konularını günlük yaşamdan seçmiş olan Bruegel’in mizahi bir anlayışı vardır.

Albert Dürer ise daha çok gravür sanatçısı olarak bilinmekle birlikte yağlı boya tabloları da vardır. (1471-1528) 

Yayım tarihi
Sanat Tarihi olarak sınıflandırılmış

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.