Politik Doğruculuk Nedir? Tanımı, Örnekleri ve Eleştiriler

Politik doğruculuk, toplumdaki dezavantajlı gruplara yönelik “incitici” ve “küçük düşürücü” söylemelerden kaçınılması gerektiğini savunan bir düşüncedir.

 

Politik doğruculuk, dile yerleşmiş bazı ifadelerin belli insan gruplarını rencide ettiği hatta yer yer “nefret söylemi” ne yol açtığı iddiasından hareketle, bu söylemlerin önüne geçilmesi gerektiğini savunur. 

 

90’lı yılların başında Amerikan üniversitelerinde gelişen politik doğruculuk (political correctness) düşüncesi, “kültürel çeşitlilik” ve “eşit temsil edilme hakkı” tartışmaları bağlamında ortaya çıkmış ve dildeki mevcut ayrımcı ifadelerin ve önyargıların dönüştürülmesi gerektiği fikri üzerine inşa edilmiştir.

 

Bu bağlamda kavram, içerdiği çeşitlilik ve eşitlik vurgusu nedeniyle postmodernizmle ilişkilendirilebilir. 

 

Gerçeklik algılarının dilde başladığını ifade eden bu düşünceye göre, toplumsal gerçeğin ortaya çıkışında dilin oldukça önemli bir rolü bulunmaktadır. 

 

Dil gerek insan ilişkilerinde gerekse de egemenlik ilişkilerinde çok belirleyici bir rol oynar. Bu nedenle dilde gerçekleşecek bir dönüşüm, uzun vadede toplumsal pratiklerde de bir dönüşüme yol açacak ve böylece eşit ve çoğulcu bir toplumun oluşmasını sağlayacaktır. 



Politik doğruculuğun en bilinen örneklerinden biri, Amerika Birleşik Devletleri’nin, Afrika-Amerikalı diye tabir edilen kesimi ifade etmek için kullanılan sözcüklerin zaman içinde uğradığı değişimdir. Bu insanlara önce “negro”, daha sonraları “black”, günümüzde ise “African Americans” denilmektedir.  

 

Ancak politik doğruculuğun sadece ırk meselesinde ortaya çıktığı sanılmamalıdır. Politik doğruculuk, kadın-erkek eşitliğinden, LGBTİ haklarına kadar pek çok alanda kendini göstermiştir. 

 

Örneğin, “iş adamı yerine iş insanı tabirinin kullanılması” da kadın-erkek eşitliğine yönelik klasik bir politik doğruculuk örneğidir. 

 

Politik doğruculuk kavramı üzerine ülkemiz özelinde bir örnek verecek olursak‚ Türk Sanayici ve İş Adamları Derneği’nin yani TÜSİAD’ın isminin, 2018 yılında cinsiyet eşitliği gerekçe gösterilerek “Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği‛ olarak değiştirilmesi iyi bir örnektir. 

 

Yukarıda kısaca tanımlamaya ve örneklendirme çalıştığımız politik doğruculuk kavramının, toplumların ayrımcılığı derinleştiren söylemlerinin revize edilmesinde ve toplumsal eşitsizliklerin giderilmesinde birtakım faydaları olduğu söylenebilir. 

 

Nitekim bu nedenle politik doğruculuk kavramı, hem siyasi hem de akademik otoriteler tarafından etkin şekilde teşvik edilmekte, dahası ilerici ve açık fikirli bir insan olmanın ayrılmaz bir parçası olarak sunulmaktadır. 

 

Ancak yine de, politik doğruculuk kavramının, birtakım önemli eleştirilere maruz kaldığını belirtmek gerekir. 



Bu eleştirilerin başında politik doğruculuk kavramının dile yapılan “yapay bir müdahale” olarak görülmesi gelir. Bu eleştiriye göre, dezavantajlı gruplara ilişkin dile yerleşmiş olan her ifade sanıldığı kadar “ayrımcı” ve “rencide edici” olmayabilir. Bu nedenle bu söylemlere yönelik bir “farkındalık” yaratma çabası da “faydasız ve gereksiz bir duyarlılık” olmaktan öte bir anlam ifade etmez. Ayrıca bu “yapaylık” Toplumdaki ayrımcılık ve eşitsizliğin giderilmesinde esaslı bir katkı sağlamaz. 

 

Kavrama eleştirel yaklaşanların bir diğer iddiası, politik doğruculuk kavramı, duymaktan hoşlanılmayan birtakım fikir veya düşüncelerin susturulmasında bir araç haline gelebilme potansiyelidir. Buna göre bu fikir ve düşünceler herhangi bir nefret söylemi içermeseler de, “birilerini incitebileceği gerekçesiyle” kamusal alanda ifade edilemez hale gelebilir.  

 

Böylece örneğin, LGBTİ bireylerin, siyahilerin, feministlerin, ya da azınlık gruplarının her konuda doğru söyledikleri her şeyde haklı oldukları algısı ortaya çıkabilir. Bu insanlar ve düşünceler her türlü eleştiriden muaf olabilir. Eleştirenler ise anında kadın düşmanı, ırkçı, homofobik olarak yaftalanmak suretiyle susturulabilir. 



Bu nedenle politik doğruculuk kavramı, bir tür “dil totalitarizmi” ne yol açabilir.  Dezavantajlı olarak tanımlanan gruplara ve onların değerlerine “eleştirilemez dogmalar” gözüyle bakılmasına yol açabilir.

 

 Özetle bu eleştirilere göre politik doğruculuk kavramı, özünde her ne kadar insancıl bir dürtü ya da kılıf taşısa da, bir baskı ve kitlesel manipülasyon aracı haline kolaylıkla dönüşebilir. 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.