Osmanlı Şeriat Devleti midir?

Osmanlı Devleti için “Laik bir devlettir.” ya da ya da “ Bir şeriat devletidir.” gibi kesin yargılarda bulunmak oldukça zordur.

 

Ancak 17. ve 18. yüzyıllarla birlikte dini baskının arttığını ve Osmanlı devletinin yaşadığı hezimetlerden kurtulmak amacıyla İslam dinini bir devlet ideolojisi haline getirmeye çabaladığını söylemek mümkündür. 

Osmanlı Devleti’nin bir şeriat devleti olup olmadığı yani şeriatla yönetilip yönetilmediği konusu birçok tarihçi tarafından tartışılmış bir konudur.

 

Örneğin ünlü tarihçi Ömer Lütfü Barkan’ın öncülük ettiği bir grup tarihçi yazar, Osmanlı Devleti’ne şeriat devleti demenin pek kolay olmadığını savunurlar. 

 

Bu tarihçilere göre Osmanlı hukuk düzenine şer’i hükümlerden çok, dünyevi otorite tarafından konan kurallar, örf ve adetler hâkim olmuştur.

 

Gerçekten de uygulamaya bakıldığında bu hükmü doğrulayacak birçok durum vardır.

Örneğin Osmanlı’da Devlet hayatını ve toprak düzenini tayin eden kanunnameler, şer’i hukukla uyum içinde değildir. Osmanlı idaresi toplum ve devlet hayatının temel kurum ve ilişkilerini şer’i mevzuattan çok örfi kanunlarla, hatta mahalli gelenek ve teamüllerle düzenlemeyi tercih etmiştir.

 

Ancak şu da bir gerçektir ki, Osmanlı yönetiminde çağdaş Avrupa’ya göre bir dini tolerans ve Osmanlı hukuk düzeninde din dışı uygulamaların yaygınlığını gördüğümüz halde, Osmanlı devlet ve toplum düzenini laik diye de adlandırmamız mümkün değildir.

 

Bunun başlıca nedeni, toplumun resmen dini mensubiyet esasına dayanan ve millet adı verilen gruplara bölünmüş olmasıdır. 

 

Osmanlı devletinde vergiler, şeriat esası da diyebileceğimiz dini esasa göre tarh ve tevzi edilmiştir.

 

Yargı düzeni ve eğitim bu anlayış içinde dini cemaat liderleri tarafından örgütlendirilip yürütülmüş, bu durum adli ve idari örgütlenmede bir tür dine dayalı adem-i merkeziyetçilik ve çeşitlilik anlamına gelmiştir. 


Laik devlet ise, ülkenin her yanında her vatandaş için aynı mevzuatın uygulandığı idari ve adli kuralların standardize edildiği, merkeziyetçi bir devlet olgusuyla varlık kazanabilir.

 

Bu devlet hayatında dini kuralların ve ayrımların kalkması, yani ayrı cinsten ve ayrı dinden insan gruplarına aynı mevzuatın uygulanması demektir.