Devlet Ana Özet, İnceleme ve Değerlendirmesi

Kemal Tahir ve Devlet Ana Romanı’nın Temel Özellikleri

 

Romanları aracılığıyla Türk tarihinin geçirdiği sosyal değişimleri inceleyen Kemal Tahir’in bu konudaki en önemli eserlerinden biri hiç şüphe yok ki, Devlet Ana’dır. Kemal Tahir, Osmanlı Devleti’nin kuruluş sürecini incelediği Devlet Ana adlı romanında Türk tarihi ve toplumu üzerine geliştirdiği düşüncelerini, sistemli bir şekilde okuyucuya aktarır.

 

 

Kemal Tahir’in Türk tarihine bakışında Osmanlı’nın yanında Batı ve Batılılaşma sorunu da vardır.

 

 

Yazar, Osmanlı’nın kuruluş yıllarından itibaren Türk tarihini incelerken, Batıdan tarih, kanunlar, inançlar, iktisadî ve sosyal hayat bakımından farklı bir yapıda olduğumuzu, kendimize özgü bir tarihimiz olduğunu savunur.

 

 

Zaten sonraki romanlarında (Bir Mülkiyet Kalesi, Esir Şehrin İnsanları, Yol Ayrımı v.s) da Doğu’nun kalesi olarak gördüğü Osmanlı’da siyasetin bozulmasını, yeni kurulan Cumhuriyetle hızlı bir değişimin yaşanmasını, Batı uygarlığına yetişmek için, Osmanlı’ya dair ne varsa hızlı bir biçimde hayatımızdan atılmasını ve Batı’ya ait her şeyi hızlı bir biçimde hayatımıza sokulma çabasını anlatır.

 

 

 

1967 yılında yayınlanan Devlet Ana romanı, Anadolu toprağının Bitinya (Söğüt) ucundaki Türkmenlerin, uç beyliğinden, topraklarını genişletmek suretiyle Osmanlı devletinin temelini atmaları ve yaşadıkları olayları anlatır.

 

 

Romanın konusu, Ertuğrul Gazi’nin at bakıcısı olan Demircan ve sevgilisi Liya’nın düşmanlarınca öldürülmesi üzerine kardeşleri Kerimcan ile Mavro’nun intikam almak için giriştikleri mücadele çevresinde gelişir. Daha sonra intikamın alınması, katillerin öldürülmesi ve Kerimcan’ın tekrar mollalığa dönüşü anlatılır.

 

 

 

 

Devlet Ana Özeti

 

Romanda tarihi olaylar 1290-1299 yılları arasında geçer. Bu dönem, Ertuğrul Gazi’nin başında bulunduğu beyliğin, Ertuğrul Gazi’nin hastalığı nedeniyle, oğlu Osman Bey’e geçtiği ve aşiretin yavaş yavaş devlet olmaya başladığı bir dönemdir.

 

 

Kemal Tahir, romanda anlatmak istediği siyasal ve toplumsal mesajları tarihten çok iyi tanınan şahsiyetlere söyletmiştir.

 

 

 

Romanda iç içe geçmiş dramlar Hristiyan Batılı düşmanlardan intikam alınması, Osmanlılar’ın kendilerini düşmanlara karşı savunması, kazandıkları zafer sayesinde topraklarını genişletmeleri sonucuna bağlanır ki, yazar romanda Osman Bey’i ve beyliği “işgalci değil kurtarıcı, dünya üzerinde adaleti sağlayıcı, kötülüğü dünyadan sonsuza kadar kaldırmak için mücadele eden bir mitolojik kahraman olarak gösterir”.

 

 

Anadolu’ya gelen Sen-Jan tarikatı şövalyelerinden, Napoli kralının gayrımeşru oğlu Notüs Gladyüs, Issızhan’da Mavro’nun hanına yerleşir. Notüs Gladyüs, Ertuğrul Bey’in hasta olduğu haberini almıştır. Onun beyliğini yıkarak Bitinya ucunun prensliğini ele geçirmek ve Bizans İmparatorluğunun başına geçmek istemektedir.

 

 

Türkopol Uranha ve handa buluştuğu Keşiş Benito ile işbirliği yaparak, Türkmenlerin zayıf noktalarını öğrenmek suretiyle plânlar kurar. Bacıbey’in büyük oğlu Demircan’ı, sevgilisi Liya ile buluştuğu sırada arkadan vururlar. Böylece, Gladyüs, hem Ertuğrul Bey’in değerli atlarına sahip olur.

 

 

Türkmenlerle Bizans arasındaki barış bozulmuş olur. Ertuğrul Bey’in yatağa düşmesiyle, beyliğe oğlu Osman Bey vekâlet eder. Beylik, kıtlık ve Moğolların ağır vergileri yüzünden zor günler geçirmektedir. Orhan Bey, Kerim ve arkadaşları, oyun oynarken bir itin boğduğu kurt postuna sahip olmak için atla iz sürerlerken, Dönmezköy’e kadar giderler. Orada Demircan’ın, çıplak bir hâlde arkadan vurulduğunu görürler. Orhan Bey, Demircan’ı vuran okun Karacahisar’da yapıldığını ve düşmanlarının Batılı olduğunu anlar.

 

 

Demircan’ın ölümü beylikte büyük üzüntü yaratır. Osman Bey’in amcası Dündar Bey ve taraftarları, barışın bozulmasını ve intikam alınmasını isterler. Bu sırada Ertuğrul Bey ölür. Dündar Bey, beyliğe göz diker. Ancak Osman Bey, herkesin rızasıyla bey ilân edilir. Osman Bey ilk önce, yapmak istediklerini haber vermek ve akıl danışmak için Kerimcan’ı alarak Ahi fieyhi Edebâli’ye gider. Ona, beyliği Batı’ya, Bizans’ın verimli topraklarına doğru genişleteceğini, Batı’daki Hristiyan halkın da güvenini kazanacağını ve onları da kendine bağlayarak devleti güçlendireceğini söyler. Üçüncü bölümde, âşık Yunus Emre, yakın dostu Kaplan Çavuş’un evine gelir.

 

 

Yunus, Kerim’in sevgilisi Aslı’nın babası Kaplan Çavuş’a beyliğin geleceğiyle ilgili rüyasını anlatır. Rüyasında kucağından doğan ayla, giderek büyüyen ve tüm dünyayı kaplayan bir ağaç görmüştür. Aynı rüyayı Şeyh Edebâli’nin de gördüğünü, Osman Beyin gidip Balhatun’u istemesini söyler. Osman Bey, Balhatun’u istemeye Alişar’ı gönderir.

 

 

Ancak Alişar, Balhatun’u Osman’a değil kendisine ister. Alişan red cevabını alınca da Hristiyanlarla işbirliğine geçer. Osman Alişan’ı kılıç darbesiyle saf dışı bırakarak Balhatun’la İtburnu tekkesinde evlenir. Son bölümde, Dündar Alp ile Osman Bey arasındaki kavga vardır. Osman Bey’i, beylikten indirmek için düşmanlarla işbirliği içerisindedir.

 

 

Bu arada Orhan Bey, Yarhisar Tekfuru’nun kızı Lotus (Nilüfer Hatun) ile karşılaşır. Orhan Bey âşık olur ve ondan kendisiyle evlenmesi için söz alır.

 

 

Germiyanoğlu Beyliği’nde yüzbaşı olan Esir Dayı, yol boyunda kendilerine tuzak kurulduğunu haber verir. Mavro ve Kerim’in bataklıktaki takipleri neticesinde tuzağı kuran Şövalye Gladyüs ve Uranha öldürülür. Böylece Demircan’ın intikamı alınmış olur.

 

 

Bu arada Lotus (Nilüfer), Orhan Bey’e haberci göndererek, kendisini kaçırmasını ister. Yarhisar tekfuru Rumanos’la evlendirilmek istenen Lotus kaçırılır. Bacıbey’in kale muhafazalarına altın saçıp onların gafletinden yararlanması, Bilecik kalesinin alınmasını sağlar. Bu arada Osmanlılar Bilecik’e sahip olmuşlardır.

 

 

Roman, Osman Bey’in sınırlarını batıya doğru genişleterek devlet kurma düşüncesinin gerçekleşmesi ile sona erer.

 

 

Devlet Ana Tahlili ve İncelemesi

 

Batıcılık düşüncesine her zaman karşı olan Kemal Tahir, Türk toplumunun gerçeklerine eğilen bir yazarımızdır.

 

 

Devlet Ana’da yazarın tarih açısından önemle üzerinde durduğu Batı’nın, tüm kurumlarıyla bize benzemediği vurgulanmış olur. Kemal Tahir, Devlet Ana’da Türk milletinin -Osmanlı’dan gelen- devlet kurucu ve yaşatıcı dehâsının günümüzde de var olduğunu, Türk kimliğine yönelmek için Osmanlının ilk dönemlerine bakmanın zorunluluğuna dikkat çekmiştir.

 

Hristiyan Batı’da soylular, köylüler (köleler) vardır. Soylular, köleler üzerinde her türlü hakka sahiptir. Osmanlı’da ise sosyal sınıflar yoktur. Bu bakımdan herkes devlete bağlıdır.

 

 

Kemal Tahir özellikle tarihsel perspektifte bu vurguyu yapar. Kemal Tahir, romanını, öncelikle cinayet vak’ası üzerine kurar. Ancak diğer yandan Türklerin devlet kurmaktaki yeteneklerini sergiler.

 

 

Kemal Tahir, Devlet Ana’da, Türk ruhunu, Osmanlı Devleti’nin kuruluş şartlarına bağlı kalarak aramış ve anlatmıştır. O; Osmanlı’yı, Batı’nın aştığı iktisadî aşamaları geçirmemiş; dolayısıyla devlet ve toplum düzeni, ahlâk yapısı olarak yozlaşmamış sınıfsız bir toplum ve bu toplumun tüm sorumluluğunu yüklenmiş bir devlet olarak anlatmıştır.

 

 

Ona göre, feodalite Batı’ya özgüdür ve merkezî devlet, sınıfsız toplum olgularını yaşayan Doğu’da hiçbir zaman gelişme ortamı bulamamıştır. Romanda Osman Bey’in, Edebâli ile yaptığı konuşmada beyliğe dair amaçlarını sıralaması hem devlet adamlığı yönünü hem de geleceğe dair öngörüsünü ortaya koyar niteliktedir:

 

“Anadolu’yu bırakacağım şimdilik…Benim gördüğüm, tez vakitte gidicidir moğol… Çünkü moğolun düzeniyle de uyuşmaz bizim Anadolu toprağı… Eski Yunan’ın Roma’nın düzeniyle de uyuşamamıştır çünkü… -Rahatça gülümsedi-Bizim gazi beylikler çabalasın bakalım, Konya’yı ele geçirmek için… Boğuşsunlar birbirleriyle, güçten düşünsünler kendilerini boş yere… İşimi kolaylaştırsınlar! Verimli topraklara sahip olana yarar Anadolu… Tükenmez insan kaynağıdır, insanının zenaatı da göründüğü gibi, köylülük değildir, devlet kuruculuğudur” (s. 183).

 

 

Kemal Tahir, Devlet Ana romanında, özellikle Osmanlı toplumunun üretim tarzına da dikkat çeker. Osmanlı toplumun köylüler Allah’a ait, padişahın yeryüzünde koruduğu toprağı eker, biçer, devlete bir miktar vergi verir. Bu bireyin üretimdeki hürriyetidir.

 

Kemal Tahir, Devlet Ana romanında Osmanlı Devleti’nin kuruluş sürecini anlatmaktadır.