Hümanizm Felsefesi Nedir?

Hümanizm, evrenin merkezine insanı koyan, insanın ahlaki olana ve evrenin bilgisine akıl yoluyla ulaşabileceğini savunan ve bunu yaparken dine ve tanrıya ihtiyacı olmadığını savunan felsefe akımıdır. 

 

Rönesans döneminin bir ürünü olarak görülen hümanizm felsefesinin temsilcileri arasında Dante, Petrarca, Boccacio, Erasmus, Montaigne, Cervantes gibi pek çok yazar ve düşünür sayılır. 

 

Hümanizmin merkezinde insan bulunur ve bu felsefeye göre insan, evren hakkındaki gerçekleri öğrenmek ve ahlaklı yaşamak için sadece aklına güvenmelidir. Bunun için tanrıya ve dine ihtiyacı yoktur. 

 

Hümanizm, hayatı sadece din çerçevesinde anlamlandırmaya çalışan ortaçağın skolastik düşüncesine karşı gelişen bir düşünce olarak Rönesans dönemine büyük bir katkı sunmuştur. 

 

Hümanizm insan aklına olan vurgusuyla, antik yunan felsefesinden önemli ölçüde etkilenmiş, bir anlamda ortaçağla birlikte benliğini kaybeden insanı, antik yunan felsefesindeki merkezi konumuna tekrar oturtmayı arzulamıştır. 

 

Hümanizm “öte dünya” ve “tanrı” gibi kavramları reddeden bir felsefe yaklaşımı olduğundan, insanın gerçek mutluluğu bu dünyada araması gerektiğini savunur.

 

Bu bağlamda Hümanizm, kilisenin din odaklı, insan nefsini kontrol altına almaya çalışan ve insanın tek görevini Tanrının iradesine göre yaşamak olarak gören anlayışına karşı çıkmıştır.  

 

Yine ortaçağ boyunca kilise tarafından savunulan Tanrının bir yaratısı olarak evrenin sorgulanamayacağı fikri de, hümanist felsefeyle birlikte ciddi bir darbe almıştır. 

 

Montaigne’nin ünlü eseri “Denemeler” de yer verdiği “Her şeyden önce ben kendimi araştırıyorum, benim fiziğimde metafiziğim de bu.” sözleri hümanizmin bu yönünü özetler niteliktedir.

 

Diğer bir ifadeyle insan, hümanizmle birlikte “aracısız” bir şekilde sadece kendinden ve kendi zihninden hareketle evreni anlamaya ve hayatını anlamlandırmaya çalışmıştır. 

 

Hümanizmle birlikte insan, ortaçağda dinin kendisine sunduğu hazır kalıpları reddetmiş, “sorgulayıcı” ve “kuşkucu” bir yöntemle kendi düşüncesini geliştirmeye başlamıştır.

 

Denilebilir ki, hümanizmle birlikte tanrıya inanmanın yerini insana inanmak almıştır.

 

Hümanizmin insana ve insan aklına olan bu güveni, dünya tarihinde “aydınlanma” olarak adlandırılan dönemin de tetikleyicisi olmuştur.

 

Aydınlanma döneminde temel tutum, gerçeğe akılla ve aklın gereği olarak deney ve gözlemle yönelmek ve evrene ait bütün konuların akılla aydınlatmaya çalışmak olmuştur. 

 

Bu bağlamda Hümanizmin yaratıcı bir tanrı yerine kendi başına var olan ve bilime yani olgularla sınanabilir açıklamalara dayanan bir dünya ve evren tasavvuruna sahip olması, onu aydınlanma olgusuyla yakın bir ilişki içine sokmuştur. 



Hümanizmin bir diğer önemli özelliği, hümanizmin her insanın evrensel insanın bir parçası olarak gören yani insanlar arasında eşitliği savunan yapısıdır.

 

Bu özelliğiyle, dini ve tanrıyı reddetmemekle birlikte, tüm insanlara saygı duyan, onları eşit gören ve bir bütün olarak insanlığa sevgi duyan kimi düşünce ve yaklaşımlar da “hümanist” sıfatıyla adlandırılmakta ve çeşitli “hümanizmlerden” bahsedilmektedir. 

Ancak bu yaklaşım ve düşünceleri, bir felsefe akımı olan ve yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığımız hümanizm felsefesiyle karıştırmamak gerekir. 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.