Kısaca Çernobil Nükleer Kazası ve Sonuçları

Çernobil Nükleer Kazası Nasıl Gerçekleşti?

 

Çernobil Nükleer Kazası, 26 Nisan 1986 tarihinde meydana geldi. Dünya tarihinin en büyük nükleer kazası olarak kabul edilir ve bu nedenle sıklıkla “Çernobil Faciası” olarak adlandırılır.

 

Çernobil Nükleer Santrali ya da resmi adıyla “ladimir İlyiç Lenin Nükleer Santrali”, o dönem SSCB’nin bir parçası olan Ukrayna’nın kuzeyindeki Pripyat şehrinde bulunmaktaydı.

 

 

Kaza, her biri 1.000 Megawatt gücünde dört reaktörden meydana gelen santralin 4 numaralı reaktöründe gerçekleşti. 

 

Olası bir elektrik kesintisi durumunda reaktörün nasıl kontrol altına alınabileceğinin provasını yapmak isteyen santral görevlisi mühendisler, 26 Nisan 1986 günü sabaha karşı 01:23’te 4 numaralı reaktörün elektriğini kesmişlerdi.

 

Ancak zaten prova öncesinde de sağlıklı bir şekilde çalışmayan reaktör üzerinde yapılan bu deneme, tarihin en büyük nükleer felaketiyle sonuçlanacaktı.

 

Elektrik kesintisi, reaktöre su taşıyan türbinleri yavaşlatmış, daha az suyun reaktöre pompalanmasıyla buharlaşma hızlanmış ve içerideki buhar basıncı birikmişti.

 

Nihayet bu basınç büyük bir patlamayla reaktörün tavanını havaya uçurdu.

 

Yangının oluşturduğu radyoaktif bulutlar, Avrupa’nın önemli bir bölümüne radyoaktif serpinti olarak dökülürken, reaktörde başlayan yangın ise 10 gün boyunca devam etti.

 

Kazadan bir gün sonra bölgede yapılan ölçümde, bölgedeki radyasyon oranının normalden yüz bin kat fazla olduğu tespit edildi.

 

Çernobil yasak bölge ilan edilip hızla boşaltılmaya başlandı. 135.000 kişi başka bölgelere nakledildi.

 

Yangın söndürme faaliyetleri beceriksizce yürütülmüş ve radyasyon tehlikesini arttırmaktan başka bir işe yaramamıştı.

 

Rusya, Ukrayna ve Belarus, radyoaktif kirlenmenin en fazla etki yarattığı ülkeler oldu.

 

Çernobil Nükleer Kazasının Dünyaya ve Türkiye Etkileri

 

Çernobil Nükleer kazası sonucunda neredeyse yedi milyona yakın insanın radyasyondan etkilendiği ve 700 bin kişinin yer değiştirmek zorunda kaldığı tahmin edilmektedir. 

 

Bu sayılar tartışmalı olmakla birlikte, kesin olan tek şey Nükleer kazanın küresel boyutlarda bir felaket olduğuydu.

 

Sovyetler olayı ilk etapta gizlemeye çalışsa da, böylesi bir felaketin gizli kalması fazla uzun süremezdi.

 

 Nitekim, İsveç’te bulunan Forsmark Nükleer Güç İstasyonunun nükleer kaza anonsu yapması ve havadaki partiküllerin rotasının Çernobil’i işaret ettiğini belirtmesi üzerine olay kısa sürede tüm dünyanın gündemine oturdu. 

 

Neredeyse bütün kuzey yarım küre nükleer saçılım tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştı.

 

2 Mayıs’ta Japonya, 4 Mayıs’ta Çin, 5 ve 6 Mayıs’ta Amerika ve Kanada radyasyondan etkilendiklerini ilan etti.

Bu kaza, sınır ötesi nükleer kazalar ve radyasyon tehlikesi karşısında hiçbir savunma önlemine sahip olunmadığını bütün dünyaya göstermişti.

 

Türkiye’de ise, radyasyon bulutlarının geçişi sırasında yoğun yağış alan Trakya ve Karadeniz bölgesi radyasyon saçılımına maruz kalmıştı.

 

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından yapılan ölçümler ciddi bir tehlikenin olmadığına işaret etse de, hükümet yetkililerinin tutarsız açıklamaları ülkede büyük bir panik ve korkunun oluşmasına yol açtı.

 

Özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi’nde bulunan çay endüstrisi, Çernobil kazasından büyük zarar görmüştü.

 

Nitekim dönemin sanayi bakanı Cahit Aral, basın önünde çay içerek, çayın radyasyondan etkilenmediğini göstermek istemişti.

 

Aral’ın bu hareketi, Türk bürokrasinin böylesi bir  küresel felaket karşısındaki tutumunu göstermesi açısından tarihsel bir sembol oldu.

 

 

Çernobil Nükleer Kazasının halk sağlığı üzerine yaptığı etki ve radyasyona bağlı kanser hastalıkları, tüm dünyada yıllarca tartışılmaya devam etti.

 

Ayrıca tüm dünyada nükleer enerji karşıtı çevreci hareketlerin ortaya çıkmasında ve güçlenmesinde de önemli bir  etki yapan Çernobil, günümüzde de nükleer enerji tartışmalarının başat konularından biri olmaya devam etmekte.