Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam Romanı’nın Özeti ve Değerlendirmesi

Aylak Adam Yusuf Atılgan’ın ilk romanıdır ve 1959’da yayımlanmıştır. Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam Romanın başkarakteri Bay C. dir. Her ne kadar, yetişkin bir aydın olmasa da, otuzuna merdiven dayamış, kentli ve paralı olan Bay C. çalışmayan, hazırdakini yiyen bir aylaktır. Bay C. hemen her sabah işi varmış gibi sokaklara çıkar, bir süre ressam Sadık’ın yanında vakit geçirir; ressamın öğrencilerinden biri onun portresini yapar; sonra kendini caddelere vurur.

 

Bay C‘nin hali hazırda çok sınırlı olan tanıdık çevresi onun bu hâline alışmıştır. İçindeki bunaltı, ona bir “şey” arattırmaktadır sanki ama ne aradığı belli değildir. Aradığı şey büyük ihtimalle bir kadın değildir. Zira tanıştığı kadınlarla hiçbir zaman sağlıklı bir ilişki kuramaz, daha doğrusu, bilinmeyen dürtülerle onlardan kolayca uzaklaşır.

 

Örneğin, tanışıp ilişkiyi ilerlettiği Ayşe’nin evine gidip onu evde bulamayınca içinden sevindiğini hisseder. Caddelerden, meyhanelerden, sinemalardan oluşan bir döngü içinde, iç dünyasını dinlerken en çok çocukluğunda takılı kalır. Tanıştığı kadınlarda bir anne bulamadığı için uzaklaşmaktadır sanki. Kadın ve anne, bilinçaltında aynîleştiği için, cinsel dürtülerinin doğallığı da bozulmuştur aynı zamanda. Bir gün sokakta bir genç kızın peşine takılarak günlerce kızı takip eder. Sonunda buluşup tanışırlar ama ilişki ilerleyince yine biter. Çünkü C., evlenecek, elinde paketlerle evine gidecek biri değildir.

 

Yazlığa taşınan C., orada eski sevgilisi Ayşe ile karşılaşır ve bunun üzerine İlişkileri yeniden canlanır. Ama hep bir eksiklik duyar. Sanki olmasını beklediği bir şey vardır ve o bir türlü olmamaktadır. Ayşe’ye çocukluğundan, sert ve soğuk biri olan babasından, annesinin ölümünden ve büyüten teyzesinden söz eden C’nin kadın bacaklarına olan düşkünlüğü, belki de bilinçaltındaki anne/teyze sıcaklığındandır.

 

Bir gün babasını teyzesinin bacaklarını okşarken görmüş ve babasının üzerine atılmıştır; fakat babası onu fırlatıp atmıştır. Evlenmekten korkmasının nedeni belki de, baba olmaktan korkmasıdır. C’nin hayatında bunalımı sona erdirecek, içindeki boşluğu dolduracak bir şey yoktur. Bir gün sokakta otobüse binen bir kadın görür. Aradığının o olduğuna inanır. Fakat bu kadını da bulduğu gibi kaybetmiştir.

Fethi Naci’ye göre C, bütün değerlerini yitirmiş, dayanacak bir şey arayan ve henüz yolunu bulamamış aydın gençliğin tipik bir örneğidir. Aylak Adam üzerine yapılan eleştirilerde Yusuf Atılgan’ın bunalımın toplumsal nedenlerini göstermediği ve bu nedenler üzerinde durmadığı sıklıkla belirtilir.

 

Aylak Adam’da bunalan insanın niçin böyle olduğuna dair, yaslanabileceğimiz tek kaynak, bireyseldir. C.’nin davranışlarını belirleyen libido ve bilinçaltıdır. Böyle olunca da romana sosyal gerçekçi bir açıdan değil, psikanalitik açıdan yaklaşmak zorunludur. C’nin huzursuzluğunun ana kaynakları sert ve soğuk baba, yumuşak ve sıcak anne/teyze figürleridir. Bu huzursuzluktan çıkış yolu olarak görülen değer ise “sevgi”dir. Ancak bu gerçek sevgi C tarafırndan asla bulunmaz; zira C.’nin annesi ölmüştür.