Kuleli Vakası Nedir?

1853-1856 Kırım Savaşı’ndan sonra devletin ekonomik durumunun kötüleşmesine rağmen toplumun elit tabakasında görülen alafranga yani batı tarzı yaşama olan öykünmelerle lüks ve israf, Tanzimat reformlarının toplumun bazı kesimlerinde yaratmış olduğu rahatsızlığı daha da tırmandırmıştır. Ayrıca savaştan sonra Avrupalı devletlerin ısrarı ve baskısıyla ilân edilen Islahat Fermanı’yla cizyenin kaldırılmış olması, gayrimüslimlerin devlet memuru olabilmeleri, vilâyet meclislerine üyelik ve bedelli askerlik gibi yeni haklara sahip olmaları Müslümanlar arasında ciddi tepkiler doğurmuştur.

 

Bu hakların, gayrimüslimleri toplumun siyasi ve iktisadi anlamda ayrıcalıklı bir kesimi haline getirdiği düşünen ve asırların şekillendirdiği “hâkim millet” olma ayrıcalığını kaybettiğini düşünen birçok Müslüman, bu durumu devletin acziyle hükümetin ihanetiyle bağlı görüyordu.

 

Bütün bunlara, hak ettikleri makamlardan mahrum bırakıldıklarını düşünen sivil ve asker memurların da muhalefeti de eklenince,1859’da gizli bir cemiyet kuruldu. Her he olursa olsun hatta gerekirse silâhlı bir darbe yoluyla Sultan Abdülmecid’in saltanatına son vermeyi amaçlayan bu cemiyetin üyeleri arasında gerek askeri gerek bürokratik ve dini kanattan farklı rütbede birçok isim bulunmaktaydı. Üyelerden gerektiğinde kendisini feda edeceğine dair yazılı taahhüt alındığından örgüt bazı çalışmalarda Fedailer Cemiyeti olarak da adlandırıldı.

 

Hazırlıklarını gizlice yürüten ve kadrosunu genişletmeye çalışan bu cemiyet, Mirliva Hasan Paşa’ya da üyelik teklifi götürünce açığa çıktı. Başlangıçta cemiyete sıcak baktığı izlenimini veren Hasan Paşa, ihbar ve suçüstü yapmak için de cemiyet üyelerini bir toplantıya davet etti. 14 Eylül 1859’de Kılıçali Paşa Camiinde yapılan bu toplantıda toplantıya katılan cemiyet üyeleri basılarak tutuklandı. Tutuklanan zanlılar Çengelköy’deki Kuleli Kışlası’na yani bugünkü adıyla Kuleli Askerî Lisesi’ne konulduğu; soruşturma ve yargılama işlemleri de burada yapıldığı için bu olaya Kuleli Vakası denildi.

 

Tutanaklardan anlaşıldığına göre, cemiyet ayaklanma başlayınca elçiliklere, patrikhaneye ve şehir halkına hitaben yazılan bildirileri dağıtacak; Arnavut askerlerle kontrol sağlanacak; fedailer grubu aracılığıyla telgraf telleri kesilerek dışarıyla haberleşme önlenecek; Tophane Müftüsü, halkın desteğini alıp kalabalığı yönlendirecek; özellikle şeriat vurgusu yapılarak darbe, ulema ve muhafazakâr halk nezdinde meşru gösterilecekti. Gerçekleşmeden bastırılan bu girişim, daha sonra Meslek ve Yeni Osmanlılar diye anılacak olan siyasi oluşumlara bazı açılardan ilham kaynağı oldu. Örneğin, Yeni Osmanlılar hareketinin önde gelen isimlerinden Namık Kemal, bu hareketi bir hürriyet hareketi olarak niteleyecek ve olaya adı karışanların gizlice yargılanmasını Tanzimat’ın getirdiği hukuki esaslara aykırı olduğunu ifade edecekti.