Kıta Sahanlığı Sorunu Nedir?

Kıta Sahanlığı Sorunu

Kıta sahanlığı nedir?
Kıta sahanlığı kavramı bir ülkenin topraklarının deniz altındaki devamını ifade eder. Dolayısıyla bir kıyıya sahip olan her devlet, kıta sahanlığına da sahiptir.
Peki kıta sahanlığı neden önemlidir?
Çünkü kıta sahanlığına sahip olan bir ülke, o bölgedeki canlı ve cansız bütün doğal kaynakları arama ve işletme hakkına sahiptir.
Yukarıda kısaca tanımladığımız ve önemini belirttiğimiz kıta sahanlığı meselesi 1961 yılından itibaren Yunanistan ve Türkiye arasında sorun oluşturmaya başladı.
Çünkü Yunanistan 1961’den itibaren Ege Denizi’nde petrol arama çalışmalarına başladı. Ardından Türkiye de 1973’ten itibaren Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na Ege’nin açık deniz sularında ve kendi kıta sahanlığında petrol arama izni verdi.

İşte bu gelişmeler, iki ülke arasında kıta sahanlığı sorununu ortaya çıkardı.
Türkiye Başbakanı Demirel ile Yunanistan Başbakanı Karamanlis arasında 1975’te Brüksel’de yapılan görüşmelerde, sorunun Uluslararası Adalet Divanı’nda görüşülmesi kabul edildi. Görüşmelerden bir sonuç çıkmadığı gibi Yunanistan, Türk kıyılarına yakın Ege Adaları’nı silahlandırdı. Bunun üzerine Türkiye, Temmuz 1975’te İzmir’de NATO dışında konumlanan Ege Ordusu adıyla 4. Orduyu kurdu.
1976 Şubat’ında ise yeni bir gerginlik ortaya çıktı ve Türkiye, Sismik-1 adlı araştırma gemisini anlaşmazlığa konu olan sulara gönderdi. Yunanistan, Sismik-1’in çalışmalarını Uluslararası Adalet Divanı’na götürdü. Ancak Adalet Divanı Yunanistan’ın itirazını reddetti.
Bu gelişmelerden sonra iki ülke, 1976’da Bern Deklarasyonu ile Ege’de kıta sahanlığı ile ilgili hiçbir girişimde bulunmama kararı aldı. Böylece sorun tam bir çözüme kavuşmadan iki ülke arasında askıya alınmış oldu.
Peki Yunanistan ve Türkiye egedeki karasuları hakkında hangi tezleri savunmaktadır? Şimdi kısaca bunları inceleyelim:

 

Yunanistan’a Göre Kıta Sahanlığı Sorunu

 

1.) Yunanistan’a göreEge’de kıta sahanlığı sınırlandırılması hukuksal bir sorundur ve en iyi çözüm yöntemi uluslararası yargıya gidilmesidir. Bu konuda Yunanistan’ın da taraf olduğu 1958 Cenevre ve 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmeleri esas alınmalıdır.
2.) Yukarıda adı geçen sözleşmeler esas alındığında adaların da kıta sahanlığı bulunmaktadır.
3.) Yunanistan kıta ülkesi ve adalardan oluşan bir devlettir. Uluslararası hukukta kabul edilen devletin ülkesel bütünlüğü bölünmezliği ilkesi gereğince, Yunanistan’ın kıta ülkesi ve adalardan oluşan siyasal ve ülkesel bütünlüğünün arasına yabancı bir deniz alanının girmemesi gerekir (Bunda Yunanistan’ın amacı, kendisini bir “takımada devleti” olarak kabul ettirmek ve böylece en dıştaki adaları birleştirecek çizginin içinde kalacak denizi “iç su” ilan etmektir. Çünkü iç sular, aynen ülke toprağı statüsüne sahiptir).
4.) Ege’de kıta sahanlığı sınırlandırmasının eşit uzaklık ilkesine uygun olarak, Türkiye ile Ege’deki Yunan Adaları’nın en doğuda bulunanı arasında yapılması gerekmektedir.

Türkiye’ye Göre Kıta Sahanlığı Sorunu

1.) Ege’de kıta sahanlığının sınırlandırılması konusu salt hukuksal bir sorun değildir. Türk-Yunan ilişkileri ve Ege’nin tümünü kapsayan bir denge göz önüne alındığında siyasal niteliği ağır basmaktadır. Dolayısıyla anlaşmayla hâlledilmesi gerekir.
2.) Kıta sahanlığı sınırlandırmalarında “doğal uzantı” ilkesi esastır ve Anadolu’nun doğal uzantısı üzerinde yer alan Yunanistan’a ait adaların kıta sahanlığı olmaması gerekir.
3.) Kıta sahanlığı sınırlandırması hakça ilkelere uygun olarak yapılmalıdır. Çünkü:
a) Bir bölgede adaların varlığı özel durum oluşturduğuna göre Ege’de de özel bir durum söz konusudur.
b) Ege kendine özgü durumu olan yarı kapalı bir denizdir.

4.) 1923’te Türkiye ile Yunanistan arasında Ege’de Lozan Dengesi diye adlandırılan bir denge kurulmuştur. Silahsızlandırılmamış adalar, eşit kara suyu, paylaşılmamış kıta sahanlığı ve geniş açık deniz temeline dayanan bu dengenin fazla bozulmaması ve her iki devletin de Ege’den eşit koşullarda yararlanması gerekmektedir.