Halifelik Neden Kaldırıldı?

Halifelik, 3 Mart 1924 tarihinde kaldırıldı. Halifeliğin kaldırılması Türk Devriminin hızlı oluşum süreci içerisinde gerçekleşen önemli bir olaydı. Halifelik kaldırıldığında, saltanatın kaldırılmasının (1 Kasım 1922) üzerinden sadece 2,5 yıl ve Cumhuriyet’in ilanının (29 Ekim 1923) üzerinden sadece 1,5 yıl geçmişti.

 

 

Dolayısıyla Halifeliğin kaldırılması aslında saltanatın kaldırılması ile başlayıp, Cumhuriyetin ilanıyla devam eden sürecin bir aşaması, Türkiye’nin demokratik, laik ve ulusal bir devlet olabilmesinin zorunlu bir aşamasıydı. 

 

Çünkü Halifelik kaldırılmadıkça demokratik, laik ve ulusal bir ülke olabilmek için gerekli olan devrimlerin yapılması asla mümkün olamazdı. Geçmişteki tecrübeler, halife ve yandaşlarının yapılacak yeniliklere “dine aykırıdır” diye karşı çıkacaklarını açıkça göstermekteydi.

 

Ayrıca eski rejim yanlıları ve Cumhuriyet düşmanları, son dayanakları olarak gördükleri Halifelik etrafında toplanarak Cumhuriyet’e ve devrimlere karşı yıkıcı propagandalar yapmaktaydı. Aralarında tanınmış politikacı ve gazetecilerin de bulunduğu bu gruplar, halifeyi hala devletin başkanı gibi göstermek ve kabul ettirmek istiyordu.

 

Hatta askerler arasında da halifeye bağlılık gösterilerinde bulunanlar vardı. Halife ise bu durum karşısında hükümet tarafından kendisine yapılan uyarıları dikkate almamaya ve Saltanatı hatırlatacak davranışlarda bulunmaya başlamıştı. Böylesi gelişmeler göstermekteydi ki; halifelik, varlığı devam ettikçe, cumhuriyete karşı daima bir saltanat alternatifi oluşturacaktı.

 

Nitekim hilafeti kaldıran kanunun gerekçesinde de, Türkiye Cumhuriyeti’nde hilafetin varlığının ülkeyi iç ve dış politikada iki başlı hale getirdiği ve hanedanın hilafet kisvesi altında ülkenin milli varlığı için tehlike oluşturduğu vurgulanmaktaydı.

 

Halifeliğin kaldırılmasına yönelik eleştirilerin en başında bu makamın İslam dünyası üzerinde büyük bir etkisinin olduğu iddiası gelir. Bu iddiayı dile getirenlere göre Türkiye, uluslararası siyasette halifelik sayesinde pek çok dini ve siyasi çıkarlar sağlayabilir. Ancak halifeliği diğer Müslüman ülkeler üzerinde etkinlik sağlamak amacıyla kullanmak, hiçte görüldüğü kadar akılcı ve gerçekçi bir yol değildir.

 

 En başta şurası bir gerçektir ki, Türkiye’nin bu makam aracılığıyla içişlerine karışmayı düşündüğü ülkeler, aynı gerekçeyle Türkiye’nin içişlerine karışma hakkını kendilerinde görebilir.

 

Ayrıca geçmişte bu makamın gücünden sadece Türkler değil; Hindistan’daki bağımsızlık hareketlerini zayıflatmak isteyen İngilizler de yararlanmıştır. Osmanlı Devleti Kırım’ı kaybettiğinde hilafetten yararlanması gerektiği fikrini ortaya atanlar Fransa ve İsveç’tir. Amaçları Rusya Müslümanlarını kışkırtıp, Rusya’nın güneye inmesini önlemektir.

 

Nihayet Birinci Dünya Savaşı sırasında da Almanya, İngiliz sömürgelerinde yaşayan Müslümanları ve Arapları ayaklandırmak için hilafetten yararlanmak istemiş, ancak hiçbir sonuç elde edememiştir.

 

Görüldüğü gibi Halifeliğin Türkiye’ye ve Türk insanına iç ve dış politikada hiçbir fayda sağlamayacağı, aksine bu kurumun varlığının Türkiye’nin geleceği açısından çok ciddi tehlikeler barındırdığı da tarihteki örnekleriyle sabittir.

 

Daha da önemlisi Halifelik son Osmanlı kurumu olması nedeniyle Saltanat özlemi duyanların ve Cumhuriyet düşmanlarının son sığınağı durumundaydı. Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti, saltanatın geri gelmesini kolaylaştıracak “manevi bir iktidarı” kendisine yönelecek olan iç ve dış tehditlere bir dayanak noktası vermemek için sonsuza dek kaldırmıştır.

 

 

Bu makale işinize yaradı mı?
[Total: 1 Average: 5]