Nedenleri ve Sonuçlarıyla Almanya’ya İşçi Göçü

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Batı Avrupa’da yavaş gelişen nüfus ile hızla gelişen sanayileşme arasında ortaya çıkan oransızlık, emek ile sermaye arasında bir dengesizliğe yol açmıştır.

 

Bir başka ifadeyle bu dönemde Batı Avrupa’da, “emek arzı” sorunu ortaya çıkmıştır.

 

Bu sorun karşısında, Batı Avrupa ülkeleri yabancı işçi alımına yönelmişler ve bu amaçla çevre ülkelerden emek ihraç etmişlerdir.  
 

Önceleri İrlanda, Yugoslavya ve İtalya gibi ülkelerden göçmen işçi alan Avrupa ülkeleri, kısa bir süre içerisinde göç aldıkları bölgeyi genişleterek, Yunanistan ve Türkiye’ye yönelmişlerdir.

 

Böylece Türkiye 1950’li yılların ortalarından itibaren bu ülkelere işgücü ihracına başlamıştır. Özellikle Batı Almanya, Türk işçilerin en fazla gittiği ülke olmuştur.

 

1961 yılına gelindiğinde Almanya’ya giden Türk işçi sayısı, 6 bin 700 kişiye ulaşmıştır.

 

Bu sürecin giderek önem kazanması nedeniyle; Türkiye ile Batı Almanya arasında, 30 Ekim 1961 yılında, işgücü göçüne ilişkin temel esasları içeren bir anlaşma imzalanmıştır.

 

Ankara da imzalanan bu anlaşmaya göre işgücü göndermeye ilişkin her türlü işlem, Türkiye’nin İş ve İsçi Bulma Kurumu kanalıyla yapılacak, Türk işçileri Alman isçilere tanınan tüm haklardan yararlanacak ve hiçbir özel kuruluş Batı Almanya’ya kontrolsüz ve sözleşmesiz işçi göndermeyecekti.

 

Almanya bu anlaşma ile ilk etapta Türkiye’den 6500 işçi talep etmiştir.

 

Bu anlaşmaya dayanarak, Almanya’ya giden 450 kişilik ilk kafile, Almanya’nın Düsseldorf kentinde, Alman Çalışma Bakanlığı tarafından davul zurna eşliğinde karşılanmıştır.

 

Batı Almanya’yla imzalanan protokolü, 1964’te Avusturya, Hollanda ve Belçika 1965’te Fransa, 1967’de İsveç ile imzalanan işgücü gönderme anlaşmaları izledi.

 

İş ve İşçi Bulma Kurumu, bu anlaşmalardan sağladığı destekle, 1960’lı yıllarda yaklaşık 800 bin kişinin işçi olarak yurtdışına gönderilmesini sağladı.

 

 

Bu işçilerin yüzde 80’inden fazlası Almanya’ya gitmiş ve bu sayı zamanla artmıştır.

 

Kaçak işçiler de hesaba katıldığında, 1961-1973 arasında yaklaşık 1,5-2 milyon Türk’ün çalışmak amacıyla yurtdışına gittiği tahmin edilmektedir.

 

O dönemdeki Türk işgücünün yüzde 10-12’sine karşılık gelen bu sayı, 20-39 yaş grubu erkek nüfusun ise yüzde 40’ına denk gelmektedir. 

 

Çalışmak için yurtdışına göçen Türkler, anayurda önemli bir ekonomik katkı sağlamışlardır. Sağladıkları ekonomik etki bir kaç açıdan değerlendirilebilir.

 

Öncelikle işgücünü oluşturan önemli bir nüfusun Avrupa’ya ihraç edilmesi, Türkiye’ deki işsizlik oranlarını ciddi oranda azaltmıştır.

 

İkinci olarak işçilerin çalıştıkları ülkelerde elde ettikleri gelirin önemli bir kısmını Türkiye’ye göndermeleri ülkeye önemli bir döviz girdisi sağlamıştır.

 

Türkiye açısından gurbetçi isçilerin anayurda gönderdikleri dövizler çok önemli bir girdi sağlamış ve ödemeler dengesi açısından istikrarı arttırıcı bir unsur olmuştur. 

 

Göçmen işçi dövizleri aracılığıyla ülkeye ve özellikle kırsal kesime önemli bir zenginlik transferi gerçekleştirilmiş ve ve bu zenginlik sayesinde yeni ve büyük evler, traktörler, arabalar, ev aletleri ve elektrikli araçlar satın alınmıştır.

 

Ancak Avrupa’nın Türk işçilere bakışı zamanla değişmeye başlamış, davul zurnayla karşılanan Türk işçiler, bir süre sonra ekonomik krizlerin baş göstermesi ve işsizliğin artmasıyla pek çok sorunun baş sorumlusu ilan edilmiştir. 

 

Nitekim Almanya, 1967 yılında Türkiye’den iş gücü talebini kısmış, 1973’teki petrol krizinin ardından ise işgücü talebini resmen durdurmuştur.

 

Bu süreç iş gücü ihraç edilen diğer ülkeler açısından da benzer şekilde işlemiştir. 

 

Bu makaleyi faydalı buldunuz mu?
[Total: 4 Average: 4.8]

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.