Sosyal Bilimler

Kısaca Algı Kavramı ve Algılama Sürecinin Özellikleri

Algı Nedir?

Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre algı, “bir şeye dikkati yönelterek o şeyin bilincine varmak, idrak etmek” demektir.

Bu kapsamda algı, farkına varma, bilincinde olma, idrak etme gibi süreçler sonucunda ortaya çıkan bir durumdur.

Algı, duyumların yani duyu organlarımız tarafından algılanan uyarıcıların  yorumlanması ve onların anlamlı hale getirilmesi sürecidir. 

Algı sadece fizyolojik değil, aynı zamanda bilişsel de bir süreçtir.

Aynı uyarıcılarla karşılaşılan iki farklı kişinin o uyarıcılara karşı iki farklı anlam yüklemesi, algı kavramının bu özelliğinin bir sonucudur. “Bardağın yarısının boş mu yoksa dolu mu olduğu” ikilemi, algının bu bilişsel boyutunun bir sonucudur. 

Bu nedenle, insanların davranışlarının mevcut gerçeklikten ziyade gerçeklik algıları tarafından belirlendiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Çünkü algı kavramı, duyumsama yani hissetme ile kıyaslandığında daha geniş kapsamlı, daha kompleks ve bilişsel bir kavramdır.

Duyumsama ve algı arasındaki farkı kısaca şöyle özetleyebiliriz:

Algı işlenmemiş verilerin duyu organları aracılığıyla hissedilmesi ve bilişsel süreç ile tamamen filtrelenmesi, değiştirilmesi ve dönüştürülmesi sürecidir. Duyumsama ise uyaranların basitçe  duyu organları aracılığıyla hissedilmesi sürecidir. 

Bu kapsamda bir süreç olarak algı kavramı sadece hissetmeyi değil ama aynı zamanda karşılaştırmayı, kaydetmeyi, yorumlamayı ve geribildirim sağlamayı da içine almaktadır. 

İnsan için algı çoğu zaman duyumsamadan çok daha önemlidir. Çünkü yukarıda da bahsettiğimiz üzere insan için gerçeklerden ziyade, bu gerçeklerin nasıl yorumladığı ve nasıl algıladığı meselesi daha belirleyici ve önemlidir.

Nitekim bireyler, çevrelerindeki uyaranlara karşı genellikle birbirlerinden farklı biçimde anlam verirler. Bunun nedeni algılama sürecinin kişiden kişiye farklılık arz ediyor olmasıdır.

Her bireyin ilgi ve dikkatini çeken uyaranlar farklıdır.

Bazı kişiler bu uyaranlara karşı büyük tepkiler verirken, kimileri onları fark etmez bile. İnsanların birbirlerinden farklı kişiliklere, ihtiyaçlara, güdülere, değerlere, inançlara ve değerlere sahip olması, bu farkı doğuran şeydir. 

Bu bağlamda algı kavramını ve algılama sürecini, bireyin sadece uyarıcıyla karşılaştığı zamana özgü eylemler bütünü olarak değerlendirmemek gerekir.

Algı kavramı, geçmiş ve mevcut durumu kapsayan eylemler bütünü olarak geniş bir boyutta değerlendirilmelidir.

Şöyle ki, algı süreçleri sadece insanların sahip oldukları kişisel ve kültürel özellikler tarafından belirlenmekle kalmaz, aynı zamanda geçmiş bilgi ve deneyimler de algımızı şekillendirir.  

Geçmişteki algılama süreçleri neticesinde yapılan “doğrular” algıları pekiştirirken; yapılan “yanlışlar” ise algı hatalarının düzeltilmesini sağlar. 

Algılama sürecinin ilk aşamasını maruz kalma oluştururken; ikinci aşamada maruz kalınan görüntü, ses, koku, tat, dokunma gibi uyaranlara ilişkin verilerin beş duyu aracılığıyla edinilmesi gelir.

Üçüncü aşama uyarıcılara yönelik ilgi geliştirmedir. Ardından gelen süreç anlamlandırmadır.  Bu süreçte birey, duyumsadığı uyarıcılara anlam yükler.

Beşinci ve son aşama ise algılanan gerçekliğe karşın bireyin giriştiği eylem yani tepki sürecidir. 

Bu kapsamda algılama sürecinin beş aşamadan oluştuğunu söyleyebiliriz. Bunlar:

  1. Uyarıcı
  2. Duyum
  3. Dikkat
  4. Yorum
  5. Tepki

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu