Tevhid-i Tedrisat Kanunu: Önemi, Nedenleri ve Sonuçları

Tevhid-i Tedrisat Kanununun Gerekçesi

Tevhid-i Tedrisat Kanunu Mustafa Kemal ATATÜRK’ün direktifleriyle 3 Mart 1924 tarihinde TBMM’de kabul edilen ve eğitimde birliği ve laikliği esas alan kanundur.

 

Bütün bir millet olarak geride kalmış olmamızın en önemli nedenini eğitimdeki eksik ve yanlış uygulamalarda gören Mustafa Kemal ATATÜRK, ileri ve çağdaş bir millet olabilmemiz için yapılması gerekenleri de yine en başta eğitimde görmüştür. 

Her gittiği yerde ve katıldığı her toplantıda, cehaletin ancak eğitim yoluyla ortadan kaldırılabileceğini vurgulamış; 22 Ekim 1922’de Bursa’da öğretmenlere hitaben yaptığı bir konuşmada, “…Cumhurbaşkanı olmasaydım, Milli Eğitim Bakanı olmak isterdim.” şeklindeki ifadesiyle eğitime ne denli büyük önem verdiğini göstermiştir. 


Bu önem çerçevesinde eğitim, Mustafa Kemal’in savaş biter bitmez ilk el attığı işlerden biri olmuştur. Çünkü Osmanlı’dan devralınan mevcut eğitim sistemi onun zihnindeki eğitim sistemiyle hiçbir biçimde uyuşmamıştır.

 

Cumhuriyet’in Osmanlı’dan devraldığı eğitim, farklı din, dil ve kültüre dayalı programlara sahip kozmopolit bir eğitim sistemidir. Bu dönemde, Mektep-Medrese ikiliğinin yanı sıra yabancı devletler tarafından açılan misyoner okulları da faaliyetlerini sürdürmektedir. Dolayısıyla milli ve tüm yurtta uygulanan bir eğitim sisteminden bahsetmek mümkün değildir.

 

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kafasındaki eğitim sistemi ise laikliği ve öğretimde birliği esas alan milli ve çağdaş bir eğitim sistemidir. 

Bu bağlamda ATATÜRK, yeni uygulanacak eğitim politikasının ilk sinyallerini, 1 Mart 1924 tarihinde yapmış olduğu meclis konuşmasında “Ulusun ortak düşüncesi ve isteğine uygun olarak eğitim ve öğretimin birleştirilmesi” gereğini vurgulayarak vermiştir. 

 

İşte Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün bu düşünceleri çerçevesinde, 3 Mart 1924 tarihinde TBMM’de oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Tevhid-i Tedrisat Kanununun Sonuçları ve Önemi

 

Kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile bütün öğretim kurumları Maarif Bakanlığına yani Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmış ve Kanunun 4. maddesi ile yüksek din uzmanları yetiştirmek amacıyla üniversiteler bünyesinde ilahiyat fakülteleri açılması kararlaştırılmıştır.

 

Aynı maddeyle imamlık ve hatiplik gibi dinsel hizmetleri görecek memurların yetiştirilmesi için de okulların açılması kararlaştırılmıştır.

 

Cumhuriyet ilke ve inkılaplarını, laikliği ve ulusal kimlik duygusunu benimsemiş öğrenciler yetiştirmeyi hedefleyen Tevhid-i Tedrisat kanunun kabul edilmesinin en önemli sonuçları olarak şunları sıralayabiliriz;

 

  • Eski eğitim kurumları ve medreseler kapatılarak öğretim kurumları arasındaki bölünmüşlüğe son verilmiş ve böylece öğretim kurumları üzerinde devlet denetimi ve kontrolü sağlanmıştır.

 

  • Tevhid-i Tedrisat Kanunu sayesinde eğitim üzerindeki din etkisi kırılmış; ulusal ve çağın gereklerine uyan, aynı zamanda laik ve demokratik nitelikleri de içerisinde barındıran bir eğitim sistemi hayata geçirilmiştir.

 

  • Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile mektep-medrese ikiliği ortadan kaldırılmış, eğitim laik ve parasız, ilköğretim ise tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için zorunlu hale getirilmiştir.

 

 

Sonuçları itibariyle Türk eğitim tarihinin en önemli gelişmelerinden biri olan Tevhid-i Tedrisat kanununun çıkarılmasındaki temel amaç, eğitimde yanlış inançlara, batıl fikirlere, taassuba ve irticaya yer vermemek ve bunların dayanakları olan zümre ve kurumlara karşı mücadele etmektir.

Bu özellikleriyle Tevhid-i Tedrisat Kanunu, hiç şüphe yok ki Mustafa Kemal ATATÜRK’ün gerçekleştirdiği en önemli devrimlerinden birisidir.

 

Zira Milli Mücadelenin başarıyla sonuçlanmasının ardından Türk toplumunu çağdaş medeniyet seviyesine ulaştırmayı hedefleyen ATATÜRK, bu doğrultuda milli, çağdaş ve laik bir toplum meydana getirmek istemiştir. Ancak milli ve laik bir eğitim sistemi sayesinde gerçekleştirilebilecek olan bu hedeflerin temelleri, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile atılmıştır.

 

Özetleyecek olursak, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile birlikte;

  • Çok başlı eğitim sistemine son verilerek eğitim-öğretim birleştirilmiş,
  • Çağın gerisinde kalmış olan ve akıl ve bilim yönünden hiçbir varlık gösteremeyen medreseler kapatılmış,
  • Azınlık okullarında Türkçe zorunlu kılınarak, bu okullar Milli Eğitim Bakanlığı’nın denetimine tabi kılınmıştır.
  • En nihayetinde bu kanun ile Türkiye’de, laik, çağdaş ve milli bir eğitim sistemi hayata geçirilmiştir.