Diyalektik Materyalizm Nedir?

Bu yazımızda kısaca felsefenin önemli sorularından olan diyalektik nedir? ve materyalizm nedir? sorularından hareketle diyalektik materyalizm ya da tarihsel materyalizm nedir sorusuna cevap vermeye çalışacağız.

 

Kısaca Diyalektik Materyalizmin Anlamı

 

Tarihsel materyalizm ya da diyalektik materyalizm kavramı, – Marx’ın ifadesiyle tarihin maddeci kavrayışı– insanlığın doğuşundan beri toplumsal yapının şekillenmesinde belirli yasaların rol oynadığını ifade eder. Bu yasaların temelinde ise şu çıkış noktası vardır:

 

Toplumlar çıkarları birbirine zıt sınıflara bölünmüştür, toplumsal değişimi ve dönüşümü yaratan şey ise bu zıt sınıflar arasında yaşanan çatışmalardır.

 

Geliştirdiği bu yaklaşımı, “tarih, sınıf savaşımlarından ibarettir” sözüyle özetleyen Karl Marx, hem tarihe hem de içinde yaşadığı topluma tarihsel materyalist açıdan bakarak değişmez toplumsal yasalar bulduğunu ileri sürmüştür. 

 

 

Kavramın bu pratik yönünü kısaca açıkladıktan sonra felsefi boyutunu incelemeye geçebiliriz.

 

Felsefe Tarihinde Diyalektik Kavramı: Heraklit ve Hegel

 

Tarihsel Materyalizm ya da Diyalektik Materyalizm olarak adlandırılan tarih felsefesi, Marx’ın tarihsel gelişme sürecini anlamak ve açıklamak için geliştirdiği bir modeldir.

 

Marx’ın bu modeli, Hegel tarafından geliştirilen diyalektik düşünceye dayanmaktadır.

 

Tarihsel Materyalizm, klasik Alman felsefe geleneği içinde yer alan Hegel’in idealist diyalektiğine, Marx tarafından materyalist bir içerik kazandırılmasıyla oluşturulmuştur.

 

Diyalektik kavramının felsefede kullanımı ise Marx ve Hegel’den çok daha öncesine dayanır.

 

Diyalektik kavramını ilk kullanan isim eski Yunan filozofu Heraklit’tir. Heraklit’e göre diyalektik kavramı şu anlama gelir: “Evrendeki her şey, her nesne sürekli bir hareket, oluşum ve değişim içindedir. Evrenin temel yasası çatışma ve çelişmedir.”

 

Hegel’e göre ise diyalektik, “karşılıklı ilişkiler olgusunu ya da etki-tepki sürecini içerir.” Bir başka ifadeyle evrende her nesne ve varlık negatifini, kendi karşıtını ve çelişkisini kendi içinde barındırır. Nesne ve varlıklar kendisiyle çatışma ve çelişme durumundadır ve hareket, işte bu karşıtlıklar arasındaki etki tepki ilişkilerinden oluşur.

 

Her varlık, kendini aşma ve yeni bir aşamaya ulaşma olanağını, kendi içinde barındırdığı karşıtlık ve çelişkiler sayesinde bulur.

 

 

Diyalektik kavramını düşünce ile ilgili bir tarih felsefesi geliştirmek için kullanan Hegel’e göre tarih, diyalektik bir gelişme sürecidir. Rasyonel doğruya yönelik bir ilerleme olarak görülen diyalektik süreç içinde, her varlık ve her nesne, tez-antitez-sentez aşamalarından geçmek suretiyle yeni bir gerçek ve yeni bir durum olarak karşımıza çıkar.

 

Yetersiz olan bir ilk tez (düşünce) ile başlayan tarihsel süreç, daha sonra bu tez yetersizliğini aşmak için farklılaşmaya ve dolayısıyla da kendi içinde bir karşıt tezi (anti-tez) oluşturmaya başlar.

 

Karşıt tezi ile girdiği çelişme ve çatışma sürecinin sonunda ise kendisi (tez) ile anti-tezinin rasyonel bir birleşiminin sonucu olarak yepyeni bir sentez ortaya çıkar.

 

Bu yeni sentez de artık tez ile anti-tezin basit bir toplamı değildir. Onları aşan yeni bir gerçekliktir.

 

Marx ve Diyalektik Materyalizm

 

Marx, Hegel’deki idealist yani düşünceye öncelik tanıyan, varlığın temelinde düşüncenin yattığını ileri süren diyalektiğin içeriğini ve yasalarını kabul etmiş ancak onun bütünsel görünümünü tamamen değiştirmiştir.

 

Hegel’in idealist diyalektiği, maddenin düşünceden doğduğu tezine dayanır ve düşünsel nitelikli bir varlığı içerir.

 

Marx ise Hegel’den farklı olarak; maddenin ve varlığın düşünceden bağımsız olarak ele alınması gerektiğini savunur.

 

Marx’a göre, düşünce maddeden üretilmekte ve diyalektik maddi nitelikli bir varlığı içermektedir.

 

Yani Marx diyalektik kavramını Hegel’in aksine; tarihi idealist açıdan değil materyalist açıdan yorumlamak için kullanmıştır. Bir başka ifadeyle, Hegel’in idealist diyalektiği Marx tarafından, maddeyi düşünceden değil düşünceyi maddeden üreten maddeci bir diyalektiğe dönüştürülmüştür.

 

Marx’ın geliştirdiği bu Tarihsel maddeciliğin özü, insanın duyulara ve düşünsel yeteneklere sahip olmasıdır. İnsan kendi varlığını devam ettirmek, ihtiyaç ve isteklerini karşılamak için sürekli çalışır ve üretir.

 

Marx’a göre maddecilik, insanı duyusal madde olarak görmektir ve bu duyusal madde belirli bir toplumsal yaşantı içindedir.

 

İnsanın üretmesi, bölüşmesi ve tüketmesi hep bu toplumsal yaşantı ve ilişkiler içinde gerçekleşir.

 

Marx’a göre, insanlar, kendilerini ve toplumlarını maddi anlamda ancak toplumsal emek aracılığı ile üretirler. Başka bir ifadeyle toplum, emektir, iştir. İnsan çalışma ve toplumsal emek aracılığıyla doğayı dönüştürürken aynı zamanda kendisi ile içinde bulunduğu toplumsal ilişkileri ve yapıları da dönüştürür.

 

Marx’a göre, ihtiyaçlarını karşılamak için üretmek zorunda olan insanın doğaya karşı verdiği mücadele, tarihsel materyalizmin ilk hareket noktası ve ilk diyalektik çelişkidir. Tarihsel gelişmenin itici gücü ve diğer bir deyişle yaratıcı kaynağı bu çelişkidir.

 

Marx’a göre, insanın doğadaki egemenliğinin gelişmesi ve insanın hem bireysel hem de toplumsal olarak kendi kendisiyle çatışması tarihi belirleyen temel unsurdur.

 

Bu felsefenin Marx’ın teorisi, yani Marksizm açısından çok daha önemli olan sonucu ise tarihsel olarak bir toplum içinde, ekonomik temellere dayalı toplumsal sınıflar arasındaki çelişkilerin o toplumun evrimini, gelişimini ve değişimini oluşturmasıdır.

 

Marx’ın bu teorisi komünist ideolojinin de temelini oluşturacaktır. 

 

Bu konuda daha ayrıntılı bilgi için Komünizm makalemizi okuyabilirsiniz:

 

Komünizm Kısaca Nedir?