Max Weber’in Sınıf Teorisi

Sosyal sınıf kavramı ve bu kavramın hangi ölçülere göre belirleneceği konusunda değişik görüşler ileri sürülmüştür. Teori alanında Marks’tan sonra beklide en önemli görüşlerin Max Weber tarafından ortaya atılmış olduğunu söyleyebiliriz.

 

Max Weberin sosyal tabakalaşma modelinde üç boyut vardır. Bunlardan ilki sosyal sınıflar, ikincisi parti, üçüncüsü ise statüdür.

 

Weberin bu üçlü sosyal tabakalaşma modelindeki her bir konumun denk düştüğü belli kriterler vardır. Buna göre sınıf konumu üretim, tekel kurma şansı ve mülkiyet, mülkiyetsizler için piyasaya sürdükleri mal ve hizmetlere; statü konumu, sosyal onur ve itibara ; Parti konumu ise iktidar ve güce göre belirlenmektedir.

 

Weber bu tabakalaşma modelinin bölümlerini birbirinden bağımsız olarak ele almamış; her birinin, diğerini etkileyeceğini ileri sürerek, bütün bu boyutları bir toplumsallaşma çerçevesinde görmüştür.

 

Weber kapitalizmin gelişmesine karşı çıkmamış ve Marks’ın komünizm hakkındaki düşüncelerini ‘’uygulanamayacak ütopya’’ olarak değerlendirmiştir. Weber’e göre sadece üretim ilişkilerine bakarak toplumsal yapının analiz edilmesi yanlıştır.

 

Weber sınıf kavramının ortak sınıfsal koşulları paylaşan herhangi bir topluluğa işaret ettiğini söylemekle yetinmiş ve ‘sınıf’ ı şu şekilde tanımlamıştır:

 

“Sınıf, tipik bir mal arzı, dışsal yaşam koşulları ve kişisel hayat deneyimleri fırsatıdır; bu fırsat, belirli bir ekonmik düzende gelir sağlamak adına malları ve becerileri tasarruf altına almak için sahip olunan gücün miktarı ve çeşidi veya bu gücün yokluğu tarafından belirlenir.’’

 

Böylelikle Weber’in Marks’tan farklı olarak, iki temel ve çıkarları birbirine zıt olan sosyal sınıf yerine, neredeyse kişiye özgü sayılabilecek denli çok sayıda sınıf olasılığından bahsettiğini söyleyebiliriz. Yani Weber’in sosyal sınıfında esas olan çokluktur.

 

Weber dinsel düşüncenin toplumsal yapıya etkisini vurgulamıştır. Din kurumu toplumsal değişimi yönlendiren güçleri kontrol etmektedir. Weber Marksizmi tek taraflı bir ideoloji olarak değerlendirir. Ona göre Marksizm toplumların karmaşık yapısını ve toplumsal değişimi yeterince açıklayamaz. Weber eşitsizliği sadece ekonomik ilişkilerde görmez. O’na göre toplumsal saygınlık ve siyasal güce de herkes eşit oranda sahip değildir.

 

Weber sosyal statünün yada saygınlığın ekonomik güçten kaynaklanabileceğini fakat bunun eşitsizliği açıklamakta yetersiz olduğunu söyler. Çünkü ekonomik yönden gelişmiş olanlar siyasal yada toplumsal saygınlık açısından gelişmemiş olabilir. Weber kapitalist sınıf toplumlarında ekonomik ilişkilerin, eşitsizliğin temelini oluşturduğunu kabul eder. Fakat Weber piyasanın, mülkiyetten daha fazla ekonominin temelini oluşturduğunu vurgular. Kapitalizmde eşitsizliğin birincil kaynağı üretim yeteneğidir. İşçilerin hangi üretimin bilgi ve becerisine sahip olduğu önemlidir.

 

İşveren tarafından en fazla talep edilen ve yaygın olmayan becerilere sahip olanlar daha fazla para kazanırlar. Talebi daha fazla olan işçilerin yaşam şartları, daha yüksek olur. Maaşlar, emeklilik ikramiyeleri, yüksek çalışma koşulları daha gelişmiştir.

 

Öte yandan sosyolojik araştırmalar statü kavramının gerçekliğini ortaya koymuştur. Bir fabrika işçisi ile büro işçisi arasında ( her ikisininde emeklerini satarak geçimlerini sağladıkları ve kazançları arasında da çoğu zaman önemli bir fark olmadığı göz önünde tutulacak olursa) ekonomik ölçüye göre sınıf farkı olamaması gerekirken, büro işçisinin, sosyal saygınlık yönünden toplumda daha üstün bir yer işgal etmesi ve genellikle kendini ‘’orta sınıf‘’ a dahil etmesi, bu gerçeğin tipik örneklerinden birini oluşturur.

 

Weber’in sınıf ve statü kavramları arasında yapmış olduğu ayrım, toplum yapılarının sosyolojik incelemesinde yeni bir perspektif, yeni bir boyut getirmiştir. Bu ayrım sosyal tabakalaşmanın yalnız ekonomik kriterlere (mülkiyet esasına) dayanmadığını bundan başka faktörlerinde etkili olduğunu belirtmesi bakımından önem taşımaktadır.

 

Marks kapitalizmin özel mülkiyet anlayışına vurgu yapar. Weber ise, üretebilme kapasitesine vurgu yapar. Sosyologlar daha çok Weber’in analizlerine yakın dururlar. Çünkü kapitalist üretim biçiminde farklı üretim koşulları ve işçilerin kazanımları yeteneklerine göre farklılaşmıştır. El emeğine dayalı işlerde çalışanlar, makinelerle üretim yapanlar, profesyonel yöneticiler, beyaz yakalılar eşit olmayan çalışma şartlarına, koşullarına ve ekonomik gelirlere kavuşmuşlardır. İşçi sınıfı vasıflı, yarı vasıflı ve vasıfsız olmak üzere üç temel kategoriye ayrılmıştır. Yaşam fırsatları kategoriler arasında farklılaşmıştır.

 

SONUÇ

 

Yukarıda anlattıklarımızı kısaca özetleyecek olursak Weberin sosyal sınıf tanımının diğer tanımlamalardan üç temel farkı vardır:

 

(a) Weber sosyal sınıfı diğerlerinden farklı olarak salt siyasi anlamda bir yönetici sınıf ile sınırlandırmaz.

 

(b) Weber sosyal sınıfları statü gruplarından ayrı, fakat bağımsız ve kopuk olarak görmez. Bu anlamda bizim normalde yaşam tarzı, hayat üslubu veya yaşam stili olarak değerlendirdiğimiz kavramları, Weber statü grupları içinde ele alarak sosyal sınıf olgusunu daha da ekonomik ve kültürel temelli görünmesini sağlamaktadır.

 

(c) Üçüncü fark ise sosyal sınıf olgusunu üçlü tabakalaşma tipinden birisi olarak algılamasıdır ve bu yaklaşımının bel kemiğini oluşturur.

 

Ancak Weber’in sınıf ve statü kavramları arasında yapmış olduğu ayrımın önemini fazla büyütmemek gerekir. Bu iki kavramı birbirinden tamamen ayırmak mümkün değildir. Belli bir “yaşam tarzı” nı sürdürebilmek için ekonomik olanaklara ve belirli bir gelire sahip olmak gerektiği şüphe götürmez. Bu bakımdan toplumda belli bir statü grubuna dahil olanlar genellikle aynı sosyal sınıflara mensupturlar.